|
21 Kasım’da Bosnalı politikacılar, Bosna Savaşı’nı sona erdiren Dayton Barış Antlaşması’nın 11. yıldönümünü kutladı. Belirtilen tarihte, çatışan taraflar arasında antlaşmanın parafe edilmesiyle, üç buçuk yıl süren savaş geride kaldı ve barış yılları geldi. Bosna’daki barışın 11. yılında, daha karamsar olanlar, Dayton Antlaşması’nın barış dışında ülkeye hiçbir şey getirmediğine inanıyor. Daha iyimser olanlar mevcut ise de, prensipte Dayton Barış Antlaşması’nın gözden geçirilmesinin zorunlu olduğu konusunda yaygın bir inanç var.
Bosna’ya barışı getirmek kolay olmadı. Hatırlatmak gerekirse, Mart 1992’de Carrington ve Cutileiro Planı, Ağustos 1992’de Londra Konferansı, Kış-İlkbahar 1993’te Vance-Owen Planı, Ağustos 1993’te Owen-Stoltenberg Planı ve Temmuz 1994’te Temas Grubu Planı; bunların hepsi Bosna Savaşı’nın sona erdirilmesine ve ülkenin idari yapısının belirlenmesine yönelikti, ancak hiçbiri başarılı olmadı. Uzun diplomatik çabalar sonucunda önce 18 Mart 1994’te, Washington’da düzenlenen bir törenle, Sırpların kontrolü dışında kalan Bosna topraklarında, Boşnak ve Bosnalı Hırvatlar arasında “Bosna ve Hersek Federasyonu”nun kurulmasına ilişkin bir anlaşma imzalandı. Daha sonra, Amerika’nın girişimiyle Dayton Barış Antlaşması’na ulaşılabildi.
Kuşkusuz, Dayton Barış Antlaşması’nın Bosna açısından önemi büyüktür. Çünkü Bosna-Hersek, uluslararası alanda tanınmış sınırları ve toprak bütünlüğü ile bağımsız bir devlet olarak ayakta kalmayı başarmıştır. Ancak, antlaşma sonrası Bosna artık normal bir devlet olarak sayılamazdı. Çünkü savaş yılları geride Boşnakların, Bosnalı Sırpların ve Bosnalı Hırvatların ayrı ayrı kontrollerinde ve etnik açıdan homojen olan bölgeler bırakmıştı. Dayton Barış Antlaşması ise böyle bir etnik bölünmüşlüğü yasallaştırdığı için, ülke toprak bütünlüğüne ve bağımsızlığına ciddi ve sürekli bir tehdidi beraberinde getirmiştir. Bosna-Hersek’in iki birimi, “Bosna ve Hersek Federasyonu” ile “Sırp Cumhuriyeti”, kendilerine has siyasi kurumlarıyla, ordularıyla, polisleriyle, yargı mekanizmalarıyla, eğitim sistemleriyle, medyalarıyla ve bağımsız devletlere özgü diğer kurumlarıyla, adeta aynı devlet içinde “iki küçük devlet” haline gelmişti. Diğer taraftan, Bosna ve Hersek Federasyonu on kantona bölünmüştü ve Hırvatların kontrolündeki kantonlarda, yasal olmasa bile, Hırvatların neredeyse bağımsız bir yönetimi vardı. Neticede, savaş sonrası Bosna’nın manzarası, dış sınırları ortak, ancak iç sınırları açısından resmî olarak ikiye, gayriresmî olarak ise üçe bölünmüş bir devleti andırıyordu.
Kısa adı OHR olan uluslararası topluluğun yüksek temsilciliği, Bosna’daki barışın korunması, etnik gerginliğin hafifletilmesi, ülke çapında hareket özgürlüğünün sağlanması, mültecilerin bir kısmının geri dönmesi, gayrimenkullerin sahiplerine geri verilmesi gibi konularda önemli adımlar attı. Barışın 11. yılında ise Bosna-Hersek’in ortak ordusu, istihbaratı, gümrük kurumu, dolaysız vergilerle ilgili kurumu ve “Bosna’nın FBI’yı” olma yönünde adım atan “Devlet Araştırma ve Koruma Ajansı” gibi ortak kurumları var. Bunun yanında, Boşnaklar, Bosnalı Sırplar ve Bosnalı Hırvatlar ülke çapında kurucu unsurlardır. Dahası, OHR, Hırvatlarla Boşnaklar arasında bölüştürülmüş Mostar kentinin bütünleştirilmesi ve birimlerin polis teşkilatlarının devlet çapında yeniden örgütlenmesi gibi alanlarda da önemli girişimler başlattı. Ancak yine de, Bosna-Hersek, yapılan tüm düzenlemelere rağmen, tam olarak bir devletin fonksiyonlarına ve egemenliğe henüz sahip olamadı. Diğer taraftan, savaş yıllarında Bosna’daki evlerini terk eden yaklaşık 2,2 milyon kişiden sadece üçte biri savaş öncesi evlerine geri döndüğü için, Bosna’da bir bakımdan etnik açıdan temiz bölgeler varlığını sürdürüyor. Ayrıca, ülkede ortak bir Bosna-Hersek vatandaşlığı bilinci de henüz gelişmiş değil.
Bosna-Hersek siyasetçileri, 2005’in sonlarına doğru, Amerika ve Avrupa Birliği’nin desteklediği anayasa değişikliği ile ilgili yeni bir sürece girdi. Dayton Barış Antlaşması’nın bir eki niteliğinde olan Bosna-Hersek anayasasının değişikliğiyle ilgili olarak yürütülen müzakerelerin temel amacı, Bosna birimlerinin yetkilerini azaltmak, merkez devlet kurumlarının yetkilerini ve işlevselliğini ise artırmaktı. Birkaç ay süren müzakerelerden sonra, önde gelen bazı siyasi partiler belli bir uzlaşmaya varabildiyse de, anayasa değişikliği hususu, bir önceki Bosna-Hersek Meclisinden yeterli destek bulamadı. 1 Ekim 2006’daki seçimlerin ardından toplanan yeni meclis ise, söz konusu anayasa değişikliklerini kabul edebilecek bir çoğunluğa sahip gözüküyor. Ancak, kabul edilse bile, çoğu bu anayasa değişikliği girişiminin “kozmetik” olduğuna, ülkedeki yapısal sorunların ise hiç değişmeyeceğine dikkat çekiyor. Ancak, büyük hedeflere doğru zıplayarak değil, adım adım gidildiği de ayrı bir gerçektir.
Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın
v.1.4.6 © -
|