BALKANLAR 1912–1914–1918–1945–1992-1999’DAN AKILLANAMADI.
Sıralanan tüm bu yıllarda Balkanlar alt üst olmuş, en kötü katliamlar, savaş suçları ve soykırımlar işlendiği yıllardır. Ve hiç birinde suç cezasını çekmediği için kanlı girişimlerin tekrarlanmayacağı gibi bir fikre nokta koyulamamıştır. Olayların nereden nasıl başladığı bilinmesine karşın Hırvatistan, Bosna, Sırbistan, Kosova ve Balkanların öteki ülkelerinde her etnik grup üyelerinin kendilerinin ahlarıyla ve kendilerine haksızlıkların yapıldığına inanmış ve gelecek kuşaklarına da bunu aktarmaya dikkat ederek mağduriyet ve haklılık duygusunu ne pahasına olursa olsun oturtabilmektedirler. Zaman zaman bazı acılar unutulabilmekte ama ihtiyaç duyulduğunda hemen ateşlendirilebilmektedir. Mağdurlar her zaman mağdur kalmış ve en yeni olaylarda da onlar kendilerine suç işleyenlerin suç cezasını bulacağı umudunu kaybetmişlerdir. Çünkü hakkaniyetin yerini bulması her dönemde en güçlü devletlerin isteğine kalmış ve hükme bağlandırılmıştır. Buna göre Balkanlarda her topluluk suçlusu da suçsuzu da öteki etnik grubun kolektif suçuna inanmakta kendilerinde suçu bulmamaktadırlar. Bundandır Balkanlar kin, nefret, korku ve kuşku kapanı cehenneminde kalmış bulunmaktadır.
Balkanların hiçbir etnik grubu sıraladığım bu yıllarda olagelenler için hiç sorumluluk üstlenmeye yanaşmamaktalar. Sırbistan, Hırvatistan, Bosna, Kosova ve öteki yerlerde şiddet ve suçlarla ilgili kimi sorumlu tuttuğu sorulsa ötekini gösterecektir. Bundandır olayların en büyük sayısı üzerine ceza hükmü gerçekleştirilemeyecektir. Sevdiklerini kaybetmiş olanlar katiller ve hırsızların, evleri yıkanların yakanların hak ettikleri cezanın verilmesi rahatlığını yaşayamayacaklar. Kendilerine yapılan ağır hasarın karşılığını alamayacaklar.
BM’nin iki mahkemesinden biri olan Eski Yugoslavya Uluslar arası Lahey Savaş Suçları Mahkemesi hedeflerinden biri de belirlenmiş savaş suçluların cezalandırılması ve hakkaniyetin oturtulması umudunu yaratmış bir kurumdu. Açık olarak medyalar karşısında savaş suçlularının rahat bırakılmamalarının mağdurlara adaletin elinin kesmesi bir rahatlık duygusu verecekti. Bunun amacı da kendileri adına yapılan suçları her etnik grubun cezalanması için bir fırsattı. Uluslararası Lahey Mahkemesi bir yere kadar kendini haklı buldu ve savaş suçlularından bazıları cezalandı, hapishanelere saldı hatta soykırımı da mahkemede tespit etti. Ne yazık tam amacına ulaşamadı. En büyük suçlular sayılan Ratko Mladiç ile Radovan Karaciç’e böyle uluslar arası bir mahkeme ve onun mekanizmasının ulaşamaması görevini gerçekleştirmede sınavda kırık not almasına sebep oldu. Bu konuda ABD ve AB gibi dünya güçlüleri Lahey Mahkemesinde ortaya çıkan suçlar dosyasının gelecek kuşaklara değeri ölçülemez bir dayanak olduğunu ileri sürerek süreçten memnuniyetlerini belirtmekle yetinmektedirler. Uluslararası Lahey Mahkemesi sayısı çok olan birçok suçlulara dava açmaya bile yanaşmadı. Yıllardır belirlenmiş zanlılar Mladiç, Tolimir, Karaciç’lerin yanında serbest gezen daha düşük kademedeki savaş suçluları, katiller, canileri Sırbistan’da, Bosna’da ve Hırvatistan’da mahkemelerin cezalandırması beklenmektedir ki bu mahkemelere güven olmadığından mağdurların acılarını hiç hafifletemeyecektir. Şimdiye dek sözünü ettiğimiz mahkemelerin adalet karşısına çıkardıkları suçluların sayısı ve aldıkları cezalarla mağdurları hiçbir zaman tatmin edemeyecektir.
Sırbistan’a 1993 yılında Bosna’nın genelde Boşnakların BM’nin ikinci mahkemesi sayılan Uluslar arası Adalet Divanına verdiği davada Sırbistan soykırımla suçlanmıştı. Bu suçlama Lahey Mahkemesinde duruşmalarda Srebrenitsa örneğinde doğrulanmış hükme bağlanarak ceza kesilmişti. Bu dava ile Boşnaklar hakkaniyeti gerçekleştirmek istemişlerdi ve bunun karşılığı olarak Sırbistan’ın ödemesi gerekecek maddi karşılığı almak istenmişti. Davayı Bosna devleti adına Boşnakların açtığı ve Dayton anlaşması sonrası oluşan hükümetin davayı açmadığı uyarısını ve dava ile uzlaşmadıklarını Bosnalı Sırplar yapmıştı. Ve bu davanın legalliği konusunda daha bir sorun ortaya çıkmıştı. Sırbistan tarafı Miloşeviç’i ve otuz kadar suçluyu Lahey’e teslim ettikten sonra gelen sözde demokrat hükümetten sonra da dava Bosna ile Sırbistan arasında ilişkilerin düzeltilmesine sakınca oldu. Sırbistan’ın yeni demokrat hükümeti kendilerini Miloşeviç’in günahlarıyla yüklemeyi doğru bulmamıştı. Bosna’nın Uluslar arası Adalet divanına sunduğu Sırbistan’a davası başarıyla sonuçlansa ve Bosna’ya büyük maddi tazminat verilmiş olsa Sırbistan’ın Birinci Dünya Harbi sonrası Almanya’nın düştüğü duruma düşmesi Sırbistan’ı iflasa düşürecekti ve bunun sonrasında Sırbistan’da faşist kuvvetlerin kol gezip hükümdar olması olanağı görülmekteydi. Miloşeviç sonrası Sırbistan hükümeti Uluslar arası Adalet Divanına sunulan davayı çok ciddiye alarak bu kurumla işbirliği yapmadı ve kendine zararlı olabilecek elindeki gizli dokümanları ve konuyu açığa çıkaracak olan Ratko Mladiç ile Radovan Karaciç’i ne pahasına olursa olsun teslim etmedi. Sırbistan’ın bu hamleleri sırasında uluslararası topluluk başta AB ve ABD Sırbistan’a sözlü uyarılardan daha ileri hamleler yapmadı. Bundandır ki Uluslararası Adalet Divanı soykırımın sadece Srebrenitsa’da olageldiğini kabul etmiş oldu. EskiYugoslavya Savaş Suçları Lahey Mahkemesi ise davalarında Sırpları Bosna’nın öteki yerlerinde Omarska’da, Priyedor’da, Srebrenitsa’da, Brçko’da, Biyelina’da, Bosanski Novi’da, Kluç’ta, Kotor Varoş’ta ve Sanski Most’ta da soykırımla suçlamıştı ama bu davaları görüşmedi. Oysa Miloşeviç, Krayişnik, Mladiç ve Karaciç’e açılmış davalar Bosna’nın her yerinde işlenmiş soykırımın tanıklığını içeriyordu. Bunu fark etmemek mümkün değildi. Ama Uluslar arası Adalet Divanı’nın Sırbistan’ı soykırımdan arındırması öncesinde sözünü ettiğim suçlular Lahey Mahkemesi karşısına çıkarılmış ve hüküm giymiş olsalardı bu karar daha da büyük adaletsizliğin örneği olacaktı. Uluslararası Adalet Divanının Sırbistan’a giydirdiği bu hüküm sonrası Hırvatistan’ın Sırbistan’a açmış olduğu benzer davasının başarılı olması ihtimali hiç kalmamıştır.
Balkanlarda mitler öldürüyor. Mit nedir? Mit geleneksel olarak yayılan veya toplumun hayal gücü etkisiyle biçim değiştiren tanrı, tanrıça, evrenin doğuşu ile ilgili hayali, alegorik bir anlatı olan halk hikâyesi. Kuşaktan kuşağa taşınır. Sırpların Kosova efsanesi olayı bir mittir. Bizim de Ergenekon efsanemiz bir mittir. Balkanlarda insanları mitler öldürmektedir.1992’de başlayan 1999’a kadar süren 1. ve 2. Dünya Savaşı'nda olduğundan daha korkunç ve vahşi bir şekilde yeniden başlayan ve olagelen Yugoslavya trajedisinin sebepleri de kuşaktan kuşağa aktarılan mitlerdir. Müslümanları yok etmenin sonsuzluğunu en son Ali İzzetbegoviç’in mermer mezar taşlarını patlamayla tahrip etmenin anlamının nereye kadar uzandığını anlayalım. Ve İzzetbegovç’in sözlerini hatırlayalım: Herhangi bir kutsal nesneyi tahrip etmemiz, bizlere, sarih bir biçimde yasaklanmıştır. Tüm Müslüman halkı yok etmek istiyorlardı (...) Savaşın ilk aşaması boyunca büyük bir katliam uyguladılar (...) Savaşın ikinci aşamasında ise muhteşem yapıdaki dini eserlerimiz sistematik bir şekilde yıkılmaya başlandı. Burası Saraybosna. Bey Camii, Katolik Katedrali, Eski Ortodoks Kilisesi ve Sinagogun bir arada bulunduğu, hiçbirinin diğerinin yoluna çıkmadığı ve kutsiyetine karışmadığı küçük bir alan. Sırbistan'a dört asır boyunca Türkler hükmetmiş olmasına rağmen, Deçan, Graçanitsa ve Sopoçani manastırları yerlerinde duruyorlar. Türkler buraları tahrip etmediler. Çünkü inandığımız Kitap, bu türden bir tahribatı reddediyor (...)Avrupa kökenli halklar, savunmasız insanları öldürdüler, camileri ve köprüleri tahrip ettiler. Bundan Ali İzzetbegoviç, "Bir İslam Cumhuriyeti kurmanın peşinde değilim; ancak -hoşlansınlar veya hoşlanmasınlar- dünyanın bu parçasında İslâm'ın kurtulmasını istiyorum (...) demiştir.
Bosna’nın açtığı davanın hükme bağlanmasından sonra Bosna’da çeşit paramiliter etkinlikler Arkancılar, Frenkiciler, Akrepler yaptıkları için Miloşeviç’in hükümetinin sorumsuz olması kötü sıra dışılıktır. Ya da Miloşeviç sonrasında da Mladiç’in ve benzer subayların Yugoslavya Halk Ordusu subayı olması ve Bosnalı Sırpların tüm subaylarının Sırbistan’da maaş almalarını sürdürmeleri, Bosnalı Sırpların ordusuna Miloşeviç’in maddi ve araç gereç ve silah donanım sağladığını es geçmek normal sayılamaz. Kim ne derse desin kimse Boşnakları uluslar arası topluluğun ihanetine uğramadıklarını inandıramaz. Çünkü Bosna savaşı ortasında karşılarında çağdaş ve ağır silahlarla donanmış bir düşman varken Boşnaklara silah yaptırımı uygulanmıştır. Müslüman düşmanı Fransa’nın o zamanki Cumhurbaşkanı Fransoa Miteran Saraybosna’ya gelerek Boşnak birliklerini en büyük başarılarını kaydederken durdurarak Sırpları kurtardığını da unutmaları mümkün olmayacaktır.
Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın
v.1.4.6 © -
|