Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi bünyesinde faaliyet gösteren İnsanlığa Karşı Suçlar Araştırma Enstitüsü’nce düzenlenen “Uluslararası Suçlar: Bosna-Hersek Örneği” başlıklı sempozyum 5 Mayıs 2007 tarihinde İstanbul’da düzenlendi. Çok sayıda yerli ve yabancı katılımcının sunduğu tebliğlerde, Bosna Savaşı sırasında işlenen suçlar ile Bosna-Hersek'in Sırbistan ve Karadağ aleyhine açmış olduğu dava sonunda Uluslararası Adalet Divanı’nın 26 Şubat 2007 tarihinde açıklamış olduğu karar ele alındı.
İstanbul’daki sempozyumda sunulan tebliğler, her şeyden önce, 1992-1995 yıllarında Bosna’da gerçekleşen savaşta, Boşnaklara yapılan mezalimi yeni açılımlarla dinleyicilere hatırlattı. Bosna Savaşı’nda Boşnakların yaygın şekilde katledişilinin tesadüfen değil, önceden tasarlanmış bir siyasetin sonucu olduğu görüşünün, konuşmacılar arasında genel kabul gördüğü söylenebilir. Bazı konuşmacılar, 1995 yılının yazında gerçekleşen Srebrenitsa soykırımının, 1992 ilkbaharında başlatılan Boşnaklara yönelik mezalimin, trajik bir finali olduğu mesajını verdiler. Srebrenitsa Belediye Başkanı Abdurahman Malkiç, halkı soykırıma uğrayan bu kent hakkında güncel bilgiler sunduktan sonra, yaşamın tekrar normale dönebilmesi için Srebrenitsa’nın, Bosna-Hersek içinde ayrı bir hukuki, siyasi ve iktisadi konuma sahip olması gerektiğini belirtti.
Sempozyumda, Bosna Savaşı bağlamında, uluslararası toplumun rolü ve sorumluluğu üzerinde de duruldu. 1992-1993 yıllarında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin dönem başkanlığını yapan Venezüellalı diplomat Diego Arria, uluslararası toplumun eski Sırp lider Slobodan Miloşeviç’e sürekli tavizler verdiğinin ve Boşnakların uğradığı mezalime seyirci kaldığının altını çizdi. Arria, Bosna-Hersek'in Sırbistan ile Karadağ aleyhine açmış olduğu dava kapsamında, Uluslararası Adalet Divanı’nın açıklamış olduğu kararı ise Bosna soykırımı ve katliamının uluslararası topluluk tarafından örtbas edilmesi girişimlerinin son perdesi olarak niteledi.
Diğer bazı konuşmacılar, Uluslararası Adalet Divanı’nın kararında siyasi mülahazaların bulunduğuna dikkat çekmeye çalıştılar. Bir konuşmacı, Sırbistan’ın radikal bir tutuma yönelebileceği endişesinin, Uluslararası Adalet Divanı’nı bu ülkenin aklanmasına yönelik bir yaklaşıma zorladığını öne sürdü. Diğer bir görüşe göre ise, Uluslararası Adalet Divanı’nın kararının açıklanması ile Kosova’nın statüsünün belirlenmesine yönelik çabalar bilinçli olarak aynı döneme denk getirilmişti. Kosova’yı bağımsızlığına kavuşturmak için girişimlerde bulunan Batılı ülkelerin, Kosova’nın kaybı karşılığında Sırbistan için telafi arayışı içinde olduklarını belirten bu görüş, Sırbistan’ın soykırım suçundan aklanmasında bu nedenlerin de etkili olabileceği düşüncesini akla getiriyor.
Uluslararası Adalet Divanı’nın kararı hukuki açıdan değerlendirilirken, soykırım hukukunda önemli yeri olan “özel kasıt”ın ispatlanmasının çok zor olduğu, bu yüzden değil bir devletin, bir bireyin bile soykırımdan suçlanmasının kolay olmayacağı görüşü sempozyumda genel kabul gören hususlar arasında yer aldı. Uluslararası Adalet Divanı’nda görülen soykırım davası duruşmalarında Bosna-Hersek’in yardımcı dava vekili olan Phon Van Den Biesen, Bosna’nın her şeye rağmen eli boş dönmediğini, çünkü Uluslararası Adalet Divanı kararının en azından, Sırbistan’ın Soykırım Sözleşmesi’ni ihlal ettiği gerçeğini ortaya koyduğunu hatırlattı.
Uluslararası Adalet Divanı’nın söz konusu kararı bundan sonra da çeşitli platformlarda tartışılmaya devam edecektir. İstanbul’da gerçekleşen sempozyum ve buna benzer etkinlikler, gerçeklerin tüm yönleriyle ortaya çıkarılması ve geniş kitlelere duyurulması açısından büyük önem taşıyor. Çünkü, sempozyumda bir tebliğ sunan Bosnalı gazeteci Almasa Haciç’in de belirttiği gibi, kamuoyu adaletin en büyük müttefikidir.
Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın
v.1.4.6 © -
|