Erzurum’da düzenlenen 1.Uluslararası Türk Şöleni ardından...
Palandöken’e kar ve şiir ne de yakışmıştı
Kadim dostum, güzel insan, yürekli şair Rıdvan Canım’la 2006 yılında birçok şiir şöleninde beraber olduk. Gebze’deki şiir şöleninde “2007’de Erzurum’da bir şölen gerçekleştirmeyi düşünüyoruz. İnşallah konuğumuz olursun” demişti…Sevinmiştim. 1971 yılından bu yana anavatan Türkiye’nin birçok yerini gezdim. Ancak Erzurum’u ziyaret etme fırsatım olmamıştı.
…Derken, ver elini Erzurum. İstanbul’dan havalanan uçak, bir buçuk saatten az bir zaman sonra Erzurum hava limanına indi. Karşılamaya dostlarımız Rıdvan Canım ve Abdülkerim Dinç gelmişlerdi. Kucaklaştık. Geç olduğu için arabaya binip şehrin dışında, Palandöken Dağı’nın kucağındaki otele gittik. Otel gerçekten muhteşem bir yerdeydi. Palandöken bembeyazdı. Gece olmasına karşın karın görkemliliği “sanki ben buradayım, bana bakmaz mısın” der gibiydi.” Dostlarla otel lobisinde hasret giderdik. Zaman geç, Mehmet Bütüç’le birlikte biz de yol yorgunu olduğumuz için, yarın gündüz gözüyle birlikte olmak dileğiyle, bizler odalarımıza çekilirken, dostlar da evlerine gittiler.
Sabah uyandığımda altıyı beş on geçiyordu. Aslında kuş cıvıltılarıyla uyandım. Sığırcıklar odamın penceresinin bir köşesine yuva yapma telaşındaydılar. Usulca perdeye yanaştım. Biri dalda nöbet tutuyor, biri de ürkekçe sağını solunu gözetleyerek, daldan dala uçarak gagasındaki saman dalını yeni yapmaya başladığı yuvasına yerleştiriyordu. Uzun bir ara seyrettim. Erzurum’a bahar gecikmişti. Kuşların yuva yapmalarındaki gecikme bundan kaynaklansa gerek diye düşündüm…
Tarih: 03 Mayıs 2007, günlerden Perşembe. Ve biz Mehmet Bütüç’le birlikte Kosova’yı temsilen Güneş Vakfı’nın düzenlediği 1. Uluslar arası Türk Şöleni”nde yer almak için Erzurum’daydık. Türkiye coğrafyasına 3176 metreden bakan beyaz cennet Palandöken’deydik...
Biraz da tarihe bakalım. Erzurum’un tarihi M.Ö. 4000 yıllarına kadar inmekte. Karaz, Pulur, Güzelova ve Sos höyüklerinde yapılan kazılarda elde edilen bulgular, Erzurum ve çevresinde eski yerleşim yerlerinin olduğunu ortaya koymuştur. Hurriler, Urartular, İskitler, Medler, Persler, Susaniler, Romalılar, Araplar ve Bizanslılar dönemini yaşayan Erzurum, 1071 Malazgirt zaferinden sonra Bizans hakimiyetine son verilerek, Saltuk Bey’in yönetimine verilmiştir. Bu tarihten itibaren Saltukoğulları Beyliği’nin başkenti olmuştur. Türk çağının başladığı Erzurum’a Saltukoğulları, Anadolu Selçukluları ve İlhanlılar döneminde imar faaliyetleri devam ederken, özellikle Saltuklu ve İlhanlı döneminde inşa edilen tarihi eserler, şehrin kültür ve sanat merkezi olmasında önemli bir yere sahiptir. 1514 yılında Yavuz Sultan Selim tarafından Osmanlı topraklarına katılan Erzurum’un esaslı bir şekilde imarı Kanuni Sultan Süleyman döneminde yapılmıştır. Bu dönemde de pek çok mimari eser inşa edilmiş, bu ortamda şehrin nüfusu artmış, yerleşim sur dışına taşarak yeni mahalleler kurulmuştur…
Şölenin ilk günkü programında Anadolu’nun en büyük medresesi olan tarihi Çifte Minareli Medrese’de Ebru, Epigrafi, Fotoğraf ve Resim sergilerinin açılışı, Bayrak Yürüyüşü, Bayrak Töreni(Saygı Duruşu ve İstiklal Marşı), Türk Dünyası Edebiyatı(Problemler,Çözümler) konulu panel ve akşam 19.30’da Atatürk Üniversitesi Kültür Sitesi’nde Aşıklar Şöleni vardı.
Ahmet Tevfik Ozan’ın yönettiği panelde: Muharrem Kasımlı, Hamit Göktürk, Zeynel Beksaç, Şemsettin Küzeci, Memmet Aslan ve Mehmet Bütüç katıldılar. Konuşmacıların kendine özgü yaklaşımlarıyla panel oldukça zengin içerik kazandı. Dünyanın değişik yerlerinden, değişik sorunlar dile getirildi, çözüm yolları arandı.
Uluslar arası Türk Şöleni’nin ilk günü Aşıkların sundukları birbirinden güzel deyişlerle, türkülerle son buldu. Türkiye’den, Azerbaycan’dan, İran’dan(Kaşgarlı Türkler) muhteşem bir gece yaşattılar.
04 Mayıs 2007, günlerden Cuma ve şölenin ikinci günü. 09-11.30 arası Erzurum’da bulunan tüm konuklar için apayrı bir olay yaşandı. Konuk şairlerin Erzurum’da bir dikili ağacı olmuştu. Türk Dünyası Fidanlığı’nda , yürekçe hep var olduğumuz anaülkede bir dikili ağacımızın oluşu, bize dünyaları verdi. Rumeli’nin Türkçe yakasında yaşayan bizlerin de artık Palandöken’e göz kırpan bir yerde ağacı olmuş, yaprakları baharda yeşerip, güzde sararacak. Yıllar geçtikçe o toprağa kavuşup ora havasını solumazsak da, bir ağacımızın oradaki varlığı bizi hep gönendirecektir…
14.30’da Mustafa Abdulcemil Kırımoğlu Atatürk Üniversitesi Kültür Merkezi Salonu’nda “Türk Dünyası Dersi” adı altında bir konferans verdi. Onu her gördüğümde Türkiye dışında Türk olmanın onurunu, bir sözle yaşayan efsaneyi görmenin mutluluğunu hissediyorum…
Akşam 19.30’da Erzurum Lisesi Konferans Salonu’nda Uluslar arası Şiir Şöleni vardı. Türkçemin renkliliği, Türkçemin müziği tadına doyum olmaz bir ezgi gibi kulaklarda çınladı.
05 Mayıs 2007 Cumartesi. Şölen’in son günü. Tüm konuklarla birlikte Ilıca’ya gittik. Yüzyıllar ötesine geçmişi dayanan ve Erzurum’da çok büyük bir aşkla yaşatılan Cirit Yarışlarını izledik. Türk’ün yiğitliği, Türk’ün mertliği nasıl da dile geliyordu…Onur duyduk, gönendik…
Akşam Veda Şöleni vardı. Katılımcılara çeşit armağanlar verildi. Türk Dünyası müziklerinden örnekler sunuldu…
Evet, eşsiz tarihiyle, havasıyla, suyuyla Erzurum bizi konuk etmişti. “1. Uluslar arası Türk Şöleni” başarıyla sona ermişti. Güneş Vakfı Genel Başkanı Sayın Doç.Dr. Alpaslan Ceylan’ı ve organizasyonda emeği geçen herkesi yürekten kutluyoruz. Arkasının geleceği, gelmesinin zorunlu olduğu bir şölen Erzurum’daki “Uluslar arası Türk Şöleni”. Yaşatılacağına inanmak istiyoruz. Zaten, organizasyon başında bulunan Ceylan da, gelecek yılda konukların 3 katına çıkacağını muştuladı. Hayırlısıyla..
Sağ olsun dostlar Erzurum’da bir saniye boş bırakmadılar. Bu ne misafirperverlik, bu ne saygı.
Erzurum’dan ayrılırken, Kerim Bey’in evindeki Rıdvan Bey’le, Ekrem Bey’le ve orada bulunan diğer arkadaşlarla yaptığımız sohbeti, şiir sofrasını, Prizren Eğitim Fakültesi’nde konuk öğretim görevlisi olarak bulunan ve Prizren’i yirmi küsur yıldır yaşadığı Erzurum kadar seven Abdullah Mağden’in ilgisini, Nahçıvan’dan yüreği isyan dolu Galibe Hanımı, Erzurum Radyosu’na konuk edip, bir canlı yayında yer almamızı sağlayıp özellikle dil konusundaki sorunlarımızı dile getirmeye fırsat yaratan, nice dostlar gibi bize Erzurum’da o çok sevilen Cağ kebabını yediren Feridun Fazıl Özsoy’u, eski tanıdıklarımızdan Hakan Hadi Kadıoğlu’nu ve adlarını sayamadığım nice dostları unutmak mümkün mü.
Erzurum, yıllardır tanıdığımız güçlü şair Bahattin Karakoç’u, Lütfü Şahsuvaroğlu’nu, Şemsettin Küzeci’yi yeniden görmenin mutluluğunu verdi bize…
Biliyorum, adlar sayılırken, çok adlar unutulur. Bu yüzden herkesten özür diliyorum.
Erzurum’da olmak güzel şeydi. Erzurum bir türkü, bir şiir gibiydi. Yeniden yeniden dönmeyi özleyeceğim bir şehir olacak.
Dostlara, Paladöken’deki kara, otel odamın penceresinde yuva yapan sığırcıklara, Erzurum’da geciken bahara, diktiğimiz ağacımıza, İranlı Kaşgar Türklerine, herkese selam olsun…
Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın
v.1.4.6 © -
|