|
Anlatacaklarım, yazacaklarım hep olmuştur. Kendimi kaleme daha da âşık ettiğim dönemden itibarense yazacaklarım daha da arttı; yazdıklarım da. Meramımı anlatmak için sözlerim de var elbet. Söze başlandıktan sonra bir şekilde gerisi gelir fakat söze iyi başlanmalı. Prizrenliler’deki köşeme yerleşirken kendimi azıcık da olsa tanıtmaya çalışayım; âdettendir. Bendenizi, Yeni Dönem’in sayfalarından tanıyor olabilirsiniz.
Her düşünen insan gibi söyleyeceklerim olan bir kişiyim. Önce insanım, sonrasındaysa diğer kimliklerim gelir. Doğduğu toprakların makus talihiyle doğru orantılı olarak bir yaşam çizgisi izleyen bir gencim; Kosova genciyim. Kosova’nın Türklerindenim; Evlad-ı Fatihan soyundanım. Balkanlı olmanın verdiği özgünlükle yaşıyorum; düşünüyorum...
Dünyanın gördüğü son muazzam devlet, Osmanlı Devleti’nin sahiplerinin soyundan olmakla gurur duymuşumdur hep. Balkan kökenliler veya Balkanlar’la bağlantısı olanlar bilecektir; Balkanlıların Osmanlı’ya bakışları, Türkiye Türklerinden biraz daha farklıdır. Çünkü Türkiye topraklarında Osmanlı’nın yerini alan yeni bir Türk devleti olmuş ve geleneğini getirmiştir. Balkanlar içinse Osmanlı, kaybedilmiş bir gelecektir bazen; kaybedilmiş saadet; öksüzlük... Balkanlar’daki her millet için oranı değişmekle birlikte Balkan Türkleri için durum budur.
Bu sayfadan sizlere yazılarımla temas etmeye çalışacağım. Bunu çeşitli konularla gerçekleştireceğim. Tabii, sürprizlerim de olacaktır. Bazen cümlelerin nereye vardığı merak edilecek. Bunlar güzel şeyler. Kısacası, bir aksilik çıkmazsa sizlere bu sayfadan ulaşacağım; beni burada da bulacaksınız. Sizlere büyük dil Türkçeden söz edeceğim, bazen daha edebî cümlelerle karşılaşacaksınız, bazen de politika kokacak cümlelerim. Türkçem, Türkçe sesim her yana ulaşsın diye yazacağım. Eğitimini aldığım, hayatımı adadığım Türk dili ve edebiyatından söz edeceğim. Bu sayfalarda dolaşan herkese ne kadar büyük bir Türkçeye sahip olduklarını daha da iyi fark etsinler diye yazacağım.
Yakın zaman önce Kosova’da Türkçenin resmiyetine ilişkin konuşmalar, yazılar çokça idi. Konu yeniden öne çıkmıştı. Çıkmayacak gibi de değildi. Bu durum çok önemli. Hele Türkçe ile uğraşan, bunun eğitimini alan birisi için durum daha da önemli. Yaşı en pinti hesaplamalara göre 8000 olan Türk dili için iyi olarak ne söylense azdır. Hiçbir ana dili Türkçe kadar geniş bir coğrafyada kullanılmadı ve kullanılmıyor. Bugün doğuda Rusya Federasyonu’nun sınırları içinde Bering Boğazı civarındaki Yakutistan Cumhuriyeti’nden Balkanlar’a kadar Türkçe, o bölgelerin halkının, en az 200 ila 240 milyon kişinin ana dili konumundadır. Ayrıca, bu coğrafyanın yanına çeşitli göçlerle yayılan Türk nüfusunun yerleştiği bölgeleri de ekleyebiliriz. Bir de Türkçeyle tarihî ilgisi olan dil ve lehçeler var. Bahsettiğim şey çok önemli çünkü dünyada böyle bir durumda olan başka dil yok.
İngilizce bugün dünyada belli bir kesimce yoğunlukla kullanılan, yaygınlaşan bir dil. Durum böyle fakat İngilizcenin yaygınlığı sömürgeci, emperyalist zihniyetin sonucudur. Aynı şekilde İspanyolca, Fransızca, Rusça gibi diller de emperyalizmin kirli elleriyle yayılmışlardır. Yarın politik durumlar değişince özellikle İngilizcenin durumu değişebilir. Yani bugün dünyanın birçok yerinde ve Kosova’da tabelalarda, orada burada karşımıza çıkan bu dil zamanla kendi ülkesine, adasına geri dönebilir. Dileğim de bu yöndedir. İngilizce dünya dili olabilecek kadar gelişkin bir dil de değil. Bunu hak etmiyor. İngilizce, özellikle ABD’nin etkisiyle dünyaya istediği kadar yayılsın. Hiçbir zaman kalıcı olamayacaktır. Çünkü bu dilin konuşurlarının büyük bir kısmı, onun gerçek sahipleri değil. Oysa konuşurları için Türkçe, ana sütü gibi helal ve öz.
Bir dilin sahibi olmak, o dille var olmak çok büyük bir olgudur. Ben Türk’üm, ana dilim Türkçe. Her Türk gibi ben de kendimi ancak bu dille tam olarak ifade edebilirim. Bunun yanında başka dilleri de bilebilirim. Konuşurum ama ana dili gibisi yoktur. Bu topraklarda Türkçe çok büyük bir geçmişe sahiptir. Osmanlı Devleti’nden de eskidir. Bu dil sadece Türklerin dili de değildir üstelik. Bu dil, Arnavutları, Boşnakları, Makedonları, Sırpları, Yunanları, Ermenileri ve diğer halkları da çeşitli yönlerden besleyen bir kültür dilidir. Kosova’da ve Türkiye dışındaki bazı Türk bölgelerinde, Türkçenin resmiyetinden bahsederiz, bunu isteriz. En doğal hakkımızdır. Ancak, bu hakkımızı besleyen önemli bir şey vardır: Kültürümüz. Kültürümüze sahip çıkmalıyız. Ona sıkı sıkıya sarılmalıyız.
Eskiden olsa daha sert yaklaşımlarla yazılar yazardım. Kosova’nın ve Balkanlar’ın bugünkü sıkıntıların sorumlu tuttuğum bazı milletlere biraz çıkışmayı dilerdim. Bu gerçekten de böyledir ama artık birliğin gücüne daha fazla inanıyorum. Biz, Balkanlar’da veya Türkiye’de birbirimizle uğraşırken birileri burnumuzun dibine kadar girdi; ilerlemeye devam ediyor. Türklere, Arnavutlara, Boşnaklara daha akıllıca hareket etmek zamanı geliyor, onlardan bu bekleniyor.
Prizren’de veya başka bir yerde, evinde Türkçe konuşan bir aile çocuklarını başka dilde eğitim veren bir okula vermemeli. Kosova çok uluslu bir yapıdadır. Gayet tabii. Kosovalılar birkaç dil bilirler, bilebilirler. Arnavutçanın önemi artıyor olabilir ama bu kendi kültürünü kenara atma sebebi asla olamaz. Çocuk, Türkçe eğitim veren okula gider, onun dışında çok gerekliyse Arnavutçayı da kurslar vb. şekillerde öğrenir. İnsanlar atalarını unutmamalı, onlara karşı saygılı olmalı. Kendisine ve dolayısıyla geçmişine saygı duymayan bir kişiye başkası hiç saygı duymaz, duymamalıdır da! Biz, Kosovalı Türkler geçmişte, çoklukla bireysel düşündüğümüz için bugün Kosova’da Türkçe resmi olmalı mı olmamalı mı; yüzdelikli mi yüzdeliksiz mi, saçmalıklarıyla karşılaşıyoruz. Biraz olsun ait olduğumuz milleti düşünmeliyiz. Geniş düşünmeliyiz. Bu geniş düşünmek meselesi Kosova’daki sivil toplum örgütleri, dernekler için de geçerli. Hatta en çok onlar için geçerli! Dernekler kişilere değil halklarına bağlı olurlar. Farkındayım, cümlelerim çok klasik bir hal almaya başladı. Birçok kişi bunlara benzer cümleler söylemiştir. Yok hayır, kalıplardan hoşlanmam. Benimki durum tespiti ve samimi bir sitem. Kosova’da Türkler en azından Türkçenin resmiyeti gibi bazı kilit noktalarda birleşmezlerse sonuç çok vahim olabilir. Bu topraklar için çok yazık olabilir. Balkan Savaşları’yla beraber haksızca Osmanlı Devleti’nden koparılan Balkanlar’da geleceği beraberce, akıllı yönetim şekilleriyle kurmak gerekecektir. Şimdilik benden bu kadar.
Saygılarımla...
Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın
v.1.4.6 © -
|