BAHAR TÖREN VE GELENEKLERİ
DALTULUM
Bugün dünyanın bütün toplumlarında çeşitli bayramlar vardır. Bu bayramlar ferdi, dini ve milli bayramlar olmak üzere üç kümede toplanır. Dini ve mili bayramların ne anlam taşıdığı bilinirken, Ferdi bayramların muhtevasında doğum, sünnet, evlenme ve diğer gelenek halini almış adetlerimizin gerçekleşmesi yer almaktadır.
Bu bayramlar dışında, halk hayatından, hayat felsefesinden, insan vicdanından doğmuş, doğanın değişmesinden kaynaklanan ve topluma mal olmuş Bahar Bayramları da vardır. Bahar Bayramları, genellikle ilkbahar, mevsiminde yapılan zengin ayin ve törenlerle kutlanmaktadır. Kışın soğuğundan ve karından kurtuluş, yeşeren can bulan doğaya duyulan sevginin şekillendirdiği Bahar Bayramları her toplumda ve insan hayatında büyük bir ehemmiyet taşımaktadır. Doğanın canlanması ve tekrar yaşamaya başlaması demek olan bahar mevsimimin gelişi dünyanın neresinde olursa olsun insan yaşamında önemli bir olaydır.
Başka sözlerle Baharın gelmesi kuşkusuz her toplumda büyük sevincin yaratılmasına sebep olur. Bu bakımdan her toplum baharın gelişiyle ilgili ayrı ve kendine özgü törenler düzenlerler. İlkbahar mevsimin başlangıcı ve bitimi bu Bahar Bayramın temelini oluşturur. Bu şekilde insanlar bugünlerde çeşitli törenler, ayinler ve eğlence biçimlerini ortaya koyarlar. Öyle ki Bahar bayramların kutlanması felsefe, mitolojik ve folklorik bir özellik kazanmış ve çoğu toplumların vazgeçilmez gelenek, görenek ve adetleri arasına girmiştir.
Türk toplumlarında baharla ilgili gelenek ve töreler oldukça çeşitlidir ve farklıdır. Ancak Bahar Bayramı geleneğinin Türklerde tarihin en eski dönemlerine kadar indiği görülmektedir. Türklerde çok eskiden baharın gelişi, doğanın canlanışı, destanlarda, masallarda, türkülerde, şiirlerde, âşıkların beyit ve kopuzlarında, sazlarında terennüm edilir ve bahardan coşkuyla söz edilir. Türk toplumunda baharın gelişi Suların çoğalması, karların eriyip dağ başlarının görünmeye başlamaları, dünyanın nefesinin ısınması, yani havaların ısınması, türlü çiçeklerin açılması, yeryüzüne yemyeşil bir ipek kumaşın serilmesi, hayvanların yavrulamaları, çoğalmaları olarak yorumlanmaktadır. Türk topluluklarında gibi bütün Müslüman toplumlarında da hemen hemen aynı biçimde Bahar Bayramları çeşitli şenliklerle kutlanır. Bahar bayramlarının özelliklerinden biri, halkın öbek öbek mesire yerlerine gitmesidir. Halk bu yerlerde akşama kadar oturup yer içer ve kıştan kurtulup bahara kavuşmuş olmanın sevinci ile eğlenir. Bir gün önce börekler yapılır, yumurtalar kaynatılır ve diğer yemekler yapılır. Uzun süren kıştan sonra baharın gelişini müjdeleyen belirtiler görülünce, bütün halkı bir telaş alır. Çünkü baharın gelişini belirten otların yeşermesi, çiğdem ve menekşelerin açması, ısınan hava hayvanların kırlara salınması, göçmen kuşların gelmesi, doğayla iç içe olan tarım ve hayvancılıkla uğraşan çiftçinin tarlasıyla kucaklaşması başlayınca, insanlarda yeni umutlar doğmaya başlar.Prizren, Kosova’nın en önemli il ve kültür merkezlerinden birini oluşturmaktadır. Eski ve yeni kültürlerin kaynaşması ve çok sayıda Osmanlı mimari anıtlarına ve diğer tarih ve kültür eserlerine sahip olan Prizren’in çok zengin bir tarihi de vardır. Asırlara uzanan medeni ve ziynet dolu tarihimizin ve ecdadımızın bizlere emaneti olan dini, sosyal ve kültür eserlerinin en çoğunu kapsamı yanında atalarımızdan kalan örf, adet, gelenek, görenek ve diğer edinimlerimizin burada hala capcanlı yaşatılması, Prizren kentinin Balkan ve Rumeli kentlerinin başında geldiği geniş kamuoyunda kabul edilen bir gerçektir. Zaten Prizren'de yaşayanların günlük hayatlarının da adeta bir parçası olan bütün bu eserler ve edinimiler kentin her köşesine damgasını vurmuş, geçmişten günümüze Prizren'i, “Anıtlar, Müzeler ve Şairler” kenti mertebesine mahzar etmiştir.Atalarımızın gidişinden günümüze kadar durmayan göçler, bozgunlar, yıkımlar, acılar ve sıkıntılar muhtevasında, yaşamak zaruri yetinde kalan Türklerin sayısı ehemmiyetli bir şekilde azalmasına rağmen ve tam bir azınlık hayatını sürdüren Türkler bilinç ve sağduyusu ile geleceğe olan itikadını hiçbir zaman yitirmemiştir aksine, asırlar boyunca yurt bildiği ve edindiği bu topraklarında hiç bitmeyen buranlar muhtevasında zaman zaman yalnız da kalsa yine de zengin ve uygar geçmişinin birikimine güvenmeyi geleceğini sağlamak açısından ilke kabul etmiştir. Bu aşamada Türklerin, günümüze kadar yapmış oldukları muhtelif alanlardaki faaliyetler sayesinde, eğitimiyle, sanatıyla, kültürüyle ve hala capcanlı yaşatmış olduğu örf, adet, gelenek, görenek ve diğer edinimleriyle kendi benliğini ve mevcudiyetini devam ettirmeye ve günümüze kadar dimdik ayakta tutmaya başarmıştır.Lakin zaman ilerledikçe eski geleneklerimiz çağdaş toplumun etkisinde kalarak unutulmuş ama bir bütün olarak sönmemiştir. Çağdaş toplumun tesirinde kalmalarına rağmen çoğu geleneklerimiz hala her günkü hayatımızın bir parçası olmakla birlikte, nesilden nesle aktarılarak günümüze kadar yaşatılmaktadır. Çünkü Türk halkı hem çağdaş olmaktan hem de atalarından kalan geleneklerinden pek kolay vazgeçmez. Prizren’de bahar bayramları çok eskiden beri kutlanmaktadır. Yaşam koşullarının değişimi bu tür bayramlarının unutulmasına neden olmasına rağmen gene de halkta bu bayramların bazıları mühürlenmiş ve büyük coşkuyla hasla kutlanmaktadır.
Bütün Müslüman âleminde asırlardan beri “Nevruz”, “Hıdrelez” ve “Hıdır Nebi” diye üç büyük bahar bayramı topluluklar arasında kutlanan ve bilinen bayramların başında gelmektedir. İlkbaharın muştulayıcıları olan bu bahar bayramların şerefine bütün topluluklarda kendine has olmuş görkemli ve muhtelif şenliklerle düzenlenir. Çeşitli törenlerde düzenlenen bu şenlikler her topluluğun örf ve adetlerine göre gerçekleştirilmektedir.
Asırlar boyunca Prizren’de büyük bir coşkuyla kutlanan bu bahar bayramları yanı sıra Prizren’e has olan ve kutlanan diğer bahar bayramları da vardır nice ki: Daltulum, Kocakarı Soğuğu, Kırlangıç Fırtınası, Ayva Baharı, Öküz Soğuğu, Hıdrlez, Nakıs Salı, Hıdır Nebi ve Ali Günü. İlkbaharın gelişini bildiren bütün bu bahar bayramların şerefine halkımız tarafından çeşitli ve görkemli şenlikler düzenlenir ve bu şenlikler çerçevesinde törenler de yapılır.
Prizren halkında ilkbaharın gelişi yukarıda sözünü ettiğimiz Nevruz”, “Hıdrelez” ve “Hıdır Nebi” bahar bayramlarından daha önce yani cemrelerin düşmesiyle kutlanmaya başlanır. Cemrenin ilkbahara doğru, yedi gün aralıkla önce havaya, sonra suya ve sonunda toprağa düşmesiyle oluşturulan bir sıcaklık yükselişidir.
Cemre kor anlamına gelen Arapça bir kelimedir. Birinci cemre 20 Şubata havaya, ikinci cemre 27 Şubata suya ve üçüncü cemre 5 Marta yere düşer. Cemrelerin düşmesi halkımız tarafından kışın soğuk günlerini arkada bıraktığımız anlamına gelmektedir ve cemreler insanımıza girdiğimiz yılın ilk umudunu oluşturur. Yani cemreler düştükten sonra bütün doğa ve canlılar şenlenir. Havalar ısınmağa, göçmen kuşları dönmeye, çayırlar, ovalar yeşermeye, dağ tepelerindeki karlar erimeğe, kardelen çiçekleri boy vermeğe başlar. Cemrelerin düşmesiyle, Prizren evlerinde temizleme işleri başlar. İnsanlar neşeli görünür, çiftçi ise tarlasında çalışması için hazırlıklarına başlar. Birinci cemrenin düşmesiyle ilgili Prizren halkında ”Yüz on, tarlaya kon” diye bir deyim vardır.
Cemrelerden sonra, Prizren halkı Daltulum gününü de bir bahar bayramı olarak kabul edip kutlamaktadır. Daltulum günü 14 Mart’a rastlar. Bundan önce ise Mart ayının 11-inde Kocakarı Soğuğu başlar ve bir hafta süren bu günlerde halk bahar havası içinde yaşar. Kocakarı Soğuğu günleri geçtikten sonra, halkın büyük istekle ve sevgiyle beklediği Nevruz bahar bayramı gelir. Mart aynın 22 gününde Nevruz, Prizren halkında yerini almış en önemli bahar bayramlarından biri sayılmaktadır.
Prizren halkında Bahar Bayramlarının kutlanması devamlı olarak yıllarca sürüp gitmiştir. Halk bu günlere büyük önem verdiği için özel hazırlıkları yapar, kır gezintilerine ve belli mesire yerlerine gider ve bu günleri topluca kutlarlar. Gençlerden fazla yaşlılar da Bahar Bayramlarına sevinirler. Bahar bayramların kutlama geleneği ve adetleri bizlere ta eski çağlardan beri Ecdadımız tarafından bütün yaşam tarzımızla, örf, adet, gelenek, görenek, dil, din, folklor, masal, ninni, türkü, inançlarımızla buralara taşınarak bu günlere kadar ulaşabilmiştir. Prizren halkı bahar bayramlarının ilkini her yıl Daltulum denilen günde ve mesire yerinde 14 Marta yani 22 Marta kutlanan Nevruz Bayramından bir hafta önce kutlar.
Uzun yıllar öncesine Daltulum bahar bayramın nasıl kutlandığını ve o günde nelerin yapıldığını öğrenmek için biz 13. Mart gününde Kurila semtini ziyaret ettik orada bazı yaşlı semt sakinleriyle Daltulum bahar bayramıyla ilgili bildiklerini öğrenmeye çalıştık.
Adnan Nurko: Daltulum kutlamaları ve orada yapılan inançlar ve adakların dinle bir alakasının olmadığını hem söylemem gerekir. Daltulum kutlamaları bir gelenek ve adettir ve bu adedi Prizren halkı yıllardır kendine has özelikleriyle ve şartlarla kutlamaktadır. Daltulum denilen yerde Prizren halkı bundan 25-30 yıl öncesine çıkardı ve orada bir günlüğüne kadar erzak alarak bu günü çeşitli oyun, şarkı ve diğer eğlencelerle geçirirdi. Alınan erzaklarda mutlaka ekmek, sarımsak ve kaynınmış yumurta bulunmaktadır. Burada yapılan adetlerden biri çocukların yere yatması tesliça denilen keser ile yerler çapalanıp insan şeklinin yapılmasıdır ve o kesilen çimenlerin yerine sarımsağın atılmasıdır. Ben de bir kurilalı olduğumdan dolayı buraya çocukken annemle birlikte geliyordum ve burada bütün gün kalarak diğer çocuklarla eğlenirdim. Uzun yıllardır artık dal tuluma kalabalık bir şekilde çıkılmamaktadır.
Ayşe Bütüç: Ben Hoça mahalleliyim, fakat Kurilaya evlendiğimde genç gelin olarak ben de kaynanamla ve diğer ev çocuklarıyla birlikte her yıl 14 Marta Daltuluma çıkardık ve orada bütün gün kalırdık. Daltuluma çıkanlar yanlarına Allah’ ne verdiyse içecek ve erzak alıp orada kaldıkları bütün gün içinde onları yer içerlerdi ve eğlenirlerdi. Çocuklara oyuncaklar satın alınırdı ve çocuklar bildikleri bütün oyunları oynarlardı. Çalgılar eşliğinde burada bulunanlar Prizren oyunlarını da oynanırdı. Kadınlar burada çocuklarına kız beğenirlerdi. Evden alınan yumurtalar burada tokuşturulurdu ve ondan sonra yenilirdi. Çocuklar yere yatırılıp keser ile izleri çizilirdi ve o yerlere sarımsak atılırdı. Daltulumda çıkan insanlar baharın geldiğini kutlardı. Bizim zamanımızda büyük kışlar olurdu ve bir metreye kadar kar yağardı, çoğu aileler sadece tarımcılıkla uğraştıkları için bütün kış evde kapanıp baharın gelmesini beklerdi. Baharın gelmesi o dönemlerde Prizren halkında bir bayram olarak kutlanırdı, çünkü havalar ısınıp insanlar kırlarda- tarlalarda ekmek parası kazanmak için çalışmaya başlamalarından dolayı buna sevinip daltulum gününü baharın ilk bayramı olarak kutlardı. Benim şu anda 73 yaşım vardır ve ben gün bugün hala çocuk, gelin ve torunlarımı alıp biraz da olsa her yıl bu bayıra çıkıp eski adetlerimizi yapmaya özen göstermekteyim.
Dal tulum Osmanlıca bir anlam taşımaktadır. Dal genel anlamı dışında, arka veya sırt anlamı ve çıplak ya da yalın anlamını da taşımaktadır. Dal vermek dayanmak demektir Dolayısıyla dal-tulumun anlamı da Prizrenlilerin bildiği sırtla değil tulumla yere dayanmak anlamını taşımaktadır. Prizren halkında daltulumla ilgili çok güzel bir mani vardır
Belirdi mi Daltulum günü
Başlar açmaya Prizren’in sümbülü
Havanın ısınmasını muştular
Göçmen kuşların leyleği bülbülü
Daltulum Prizren’in Maraş semti ve Aciza Baba Türbesi karşısında uzanan bir bayırdır. Buradan bütün Prizren ve Kurila semti görülmektedir. Önceleri bu bayır yanından Kasım baba Deresi geçmekteydi. Daltulum Kurila Mahallesinin çok değerli bir öğesini oluşturur, çünkü havalar ısınmaya başlayınca kurula sakinleri oraya çıkmaya başlarlar ve buradan Prizreni ve semtlerini en iyi bir şekilde seyrederler
Bir bahar bayramı olarak kutlanan Daltuluma çok eskilerden çok sayıda insan gelirdi Çocuklar için çeşitli oyuncakların, yiyeceklerin satılması ayrı bir zevki verirdi. Herkes baharın gelişine sevindiği için daha neşeli görünürdü, içtenli Prizren şarkı türkülerini söyledi. Adak için gelenlerin sayısı çok olurdu. Hele oğluna kız seçmek isteyen anneleri ayrı bir telaş alırdı. Çünkü Daltulumda kız beğenilir ve ona göre karar verilirdi. Kızlar iyice süslenmiş, Daltulumda adeta defile yaparlardı. Hovarda genç erkekler de onlardan uzak kalmaz, kızlara beyitler atar, etraflarında dolanırlardı. Daltuluma gidenler, tam bir bahar sevincini hisseder, başka türlü soluk alırdı. Ağır kış günlerinden kurtulan insanlar, Daltuluma gitmek için önceden hazırlanırlardı. Genç kız ve erkekler ise bu hazırlıklarını birkaç gün önce tamamlardı. Daltulumda geleneksel adaklar da yapılırdı. Adağı yerine gelmesi için oraya giden ana babaların çoğu, yanlarına bir keser ve bol miktarda sarımsak alırdı. Adağı gerçekleşmesini isteyen kişi, yere sırt üstü yatır, el ve ayaklarını açardı. Onun annesi ya da babası, vücut kenarlarıyla keserle çimenleri çapalar, kesilen yerlere birer diş sarımsak eker ve genelde şu maniyi okurlardı.
Sarımsak sarımsak sal da git
Varsa kızımın(oğlumun) hastalığını al da git
Sarımsak sarımsak sal da gel
Yoksa kızımın(oğlumun) sağlığını ver da gel
Daltulum’a gidenler, yanlarına evlerde kaynatılmış yumurtaları da alırlardı. Yemek zamanı gelince, ilkin yumurtalar bahis koymak üzere tokuşturulurdu. Kırılmayan kaynatılmış yumurtalar ise Daltulum’un daha yüksek yerinden aşağılara koyuverirdi ve bu adet te Daltulum’un en önemli geleneksel edinimlerinden biri sayılmaktaydı. Daltuluma insanlar çoğunlukla ailece giderdi. Her aile kendine göre birer gölgeli yer seçerek orda otururdu ve eğlence yapardı. Öbek öbek oturmuş insanlar birbirine Daltulum bahar bayramını kutlar, dargınlar barışır ve topluca şarkı türkü söylenirdi oyunlar oynanırdı. Âşıkların oturdukları yerler ise, seyirci ve dinleyiciler tarafından sarılarak söylenilen türküler ilgiyle dinlenirdi ve bütün türkü ve şarkılara eşlik edilirdi.
Daltulumdaki bahar şenlikleri akşama kadar sürerdi ve akşam başlayınca herkes evine giderdi. Daltulumda asırlar boyunca yaşanılan bahar şenlikleri artık unuturlarda kaldı. Buraya bugün çok sayıda insanlar gitmiyor. Eski kalabalıktan, eğlence ve zevklerden hiçbir iz kalmamıştır. Sadece tek tük kişiler veya aileler gelmektedir.
SULTAN-İ NEVRUZ
Nevruz Türklerin en eski bayramlarından biri olarak kabul edilmektedir. Bu bayram, insanları hayattan zevk almaya çağırır. Yani Nevruz baharın başlangıcı ve elçisi olmakla birlikte kırlangıçlarla, gül ve çiçeklerle birlikte gelir. Âlemdeki bütün canlılar inlerinden, yuvalarından, yumurtalarından canlanarak çıkarlar ve yaratana şükrederler. Tabiat uyanır. Bu uyanışın yani nevruzun baharın birinci gününe rastlanması onun bir bahar bayramı olarak kutlanmasına vesile olmuştur. Aynı zamanda Nevruz, kardeşlik duygularını geliştiren insanın kendine olan güven duygusunu ve millî gururunu sağlamlaştıran barış ve huzura hizmet eden bayramlardan biridir.
İlkbaharın başlaması olduğu için nevruz insanlar arasında her yıl hatırlanan ve çeşitli törenlerle ihtişamlı bir biçimde kutlanmaktadır. Havanın ısınmaya başlaması, tohumların filizlendiği, karların eriyip su haline geldiği, çayırların yeşerdiği, uzun ve soğuk kış aylarının gitmeye başladığını ifade eden Nevruz bahar bayramlarının en önemlisidir. Nevruz öyle bir bayramdır ki, onu gencinden yaşlısına kadar herkes kutlar. Nevruz günlerinde ana-babaya, büyüklere hizmet ve hastaları ziyaret edip gönüllerini almak, merhumları yad etmek ve kabirleri ziyaret etmek herkesin görevi olmaya başlamıştır. Nevruz günlerinde sokakları, caddeleri ve meydanları âbâd etmek, ağaç dikmek ve çiçek ekmek çoğu toplumlarda bir gelenek haline gelmiştir.
Bu günlerde dost ve akrabalar birbirlerine hâl hatır sorarlar. Aileler hâlinde veya dost-akraba bir araya toplanıp, Nevruz günlerinde yemyeşil kırlara, dağlara çıkarlar ve tabiatın güzelliklerinden nasiplenmiş olarak dönerler. Kısaca ifade edecek olursak, Nevruzda en kutlu niyetler yerine getirilir ve bütün bu âdetler Nevruz bayramının gelenekleri arasına girmektedir.
Farsça Nev (Yeni) ve Ruz (Gün) kelimelerinin birleşmesinden meydana gelen ve yeni gün anlamını taşıyan Nevruz, çoğu toplumlarda yılbaşı olarak da kutlanan bir gündür. Bugün gece ile gündüzün eşit olduğu Miladi 22 Mart, Rumi 9 Mart gününe rastlamaktadır. Nevruz, bir başka söyleyişle “Yeni gün” yani tabiatın kıştan kurtuluşunun bolluk ve berekete kavuşmanın simgesi olma yanında, toplumların yaşamlarındaki hareketliliklerin, başlangıçların ve dönüm noktalarının da ifade edildiği bir gün olarak kabul edilir.
Her toplumun kendine has bir şekilde Nevruzu kutlar. Nevruz, Türk toplumları tarafından bir kurtuluş günü olarak algılanır ve Ergenekon veya Bozkurt efsaneleri ile bağlantılı olarak değerlendirilir. Bu efsaneye göre; Göktürklere savaş açan yabancı kavimler, hile ile bu savaşı kazanırlar. Savaştan sağ olarak kurtulan Göktürkler Sarp dağlardan geçerek kimsenin kendilerini bulamayacağı bereketli bir ovaya yerleşirler ve Ergenekon denilen bu yerde giderek çoğalırlar. Bunun sonucunda buraları kendilerine yetmeyince, etraflarındaki demir bir dağı ateşle eriterek çıktıkları yani yayıldıkları gündür ve bu tarih 21 Marta tekabül eder. İşte Ergenekon’dan ayrılış tarihi yeni yılın da başlangıç tarihi olarak kabul edilerek, daha sonraki Göktürk Hakanları her yıl bu tarihte kızdırdıkları demiri örs ve çekiçle döverek, o günü simgeleştirirler. Bu tarih Türkler için bir kurtuluş günü olarak kabul edilir ve doğadaki dirilişle özdeşleştirilir.
Çin setinden Adriyatik’e kadar geniş bir coğrafyada kutlanan Nevruz, her milletin kendi kültür değerleriyle özdeşleştirilip sembolleştirildiği bir gün olma özelliğini taşır ve geleneklerle kutlana kutlana günümüze kadar gelmiştir.
Osmanlı Padişahlarınca Nevruz'a özel önem verilmiştir. Şairlerce Gazel ve kaside şeklinde yazılan ve Nevruziye adı verilen şiirler Padişahlara ve devlet adamlarına sunulurdu. Nevruz günlerinde müneccimbaşı yeni takvimi padişaha sunar, o anda aldığı bahşişe de "Nevruziye Bahşişi" adı verilirdi. Nevruziye denen çeşitli baharatlardan yapılmış macunlar, padişah ailelerine ve büyüklere sunulur, ziyaretler düzenlenirdi.
Anadolu'da Nevruz-i Sultan, Sultan Nevruz, Navrız, Mart Dokuzu gibi adlarla da anılan Nevruz çoğu tolum ve tarikatlarda:
Hz.Ali'nin doğum günü;
Hz.Ali ile Hz.Fatmanın evlendikleri gün;
Hz.Muhammed'in veda haccı dönüşü Hz.Ali'yi kendine halife tayin ettiği gün olarak kabul edilir ve kutlanır.
Çiçekler özellikle de güller tabiatın en güzel mucizelerinden biridir. Onlar, hayatın görkemi, mutluluğun kaynağıdır. Örneğin halk deyiminde çiçek veya Gül ile buluşmak güzellikle buluşmak anlamına gelmektedir. Güzellikle buluşmak memnuniyet ve bahtiyarlıktır. Dünyadaki bütün toplumlarda tabiatın en güzel nimeti olan gül ve diğer çiçekler güzellik, dostluk ve muhabbeti temsil eder. Dolayısıyla her toplulukta hiçbir bayram gülsüz yani çiçeksiz geçmez. Neticede, güzelliği her zaman hissetme duygusuna sahip halkımızda çiçeğin yani gülün özel bir yeri vardır. Bu yüzden nevruzun kutlanması çiçeksiz yani gülsüz olamaz anlamına da gelmektedir.
Prizren, Kosova’nın en önemli il ve kültür merkezlerinden birini oluşturmaktadır. Eski ve yeni kültürlerin kaynaşması ve çok sayıda Osmanlı mimari anıtlarına ve diğer tarih ve kültür eserlerine sahip olan Prizren’in çok zengin bir tarihi de vardır. Asırlara uzanan medeni ve ziynet dolu tarihimizin ve ecdadımızın bizlere emaneti olan dini, sosyal ve kültür eserlerinin en çoğunu kapsamı yanında atalarımızdan kalan örf, adet, gelenek, görenek ve diğer edinimlerimizin burada hala capcanlı yaşatılması, Prizren şehrinin Balkan ve Rumeli şehirlerinin başında geldiği geniş kamuoyunda kabul edilen bir hakikattir. Zaten Prizren'de yaşayanların günlük hayatlarının da adeta bir parçası olan bütün bu eserler, yaşatılan örf, adet, gelenek ve görenekler diğer edinimlerle birlikte kentin her köşesine damgasını vurmuş, geçmişten günümüze Prizren'i, “Anıtlar, Müzeler ve Şairler” şehri mertebesine mahzar etmiştir.
Tabi ki bunun böyle olmasında en büyük pay Prizren Türklerine düşmüştür. Çünkü bugün Kosova’da Osmanlı medeniyetinin devamını oluşturan ve her şeyi ile bu topraklarda Türklüğü yaşatan Prizren Türkleri günümüze kadar sürdürmüş oldukları her yönlü faaliyetler sayesinde buralarda eskiden kalan Türkün sanat dehasını sergilemiş, bu varlıkları ve faaliyetleri sayesinde topluma karşı görüşünü, ahlakını, yaşam tarzını, zevkini ve anlayışını yanı sıra, örf, adet, gelenek, görenek ve tek sözle kültürünü ve benliğini geniş çevreye yayarak, yaşadığı bu topraklarda yüzyıllar öncesi vurulan Türk damgasını hala korumaktadır. Bu ve saymadığımız diğer edinimleriyle birlikte sayısı az olmasına rağmen bu topraklarda oynadığı rolün de çok büyük olduğunu geniş kamuoyuna ispatlamıştır. Bugün Kosova’nın en önemli kültür merkezlerinden birini oluşturan Prizren’de Kosova Türklerin en kabarık sayıda yaşaması yanında Türk dilinde yapılan eğitim ve diğer Türk kuruluşların mevcudiyeti ve Türkçe dilin resmi olarak sadece burada kullanılması Prizren’i geniş kamuoyunda bir Türk merkezi mertebesine ulaştırmıştır.
Bahar bayramları genelde halk hayatından, hayat felsefesinden, insan vicdanından doğmuş, doğanın değişmesinden kaynaklanan ve topluma mal olmuş bayram olarak nitelendirilmektedir. Bahar bayramları Prizren’de her yılın belli zamanlarında yapılan ayin ve törenlerle kutlanmaktadır. Kışın soğuğundan ve karından kurtuluş, yeşeren ve can bulan doğaya duyulan sevginin şekillendirdiği “Bahar Bayramları Prizren’de yaşayan halkın hayatında oldukça önemlidir. Öyle ki bu bayramlar dini, mitolojik, folklorik bir özellik kazanmış ve milletlerin vazgeçilmez gelenek, görenek ve adetleri arasına girmiştir. Bahar bayramları arasında Daltulum, Kırlangıç fırtınası, Ayva Baharı, Öküz Soğuğu, Nevruz Hıdrelez, Nakıs Salı, Hıdır Nebi ve Ali Günü gibi bu günlerin tümü, Prizren halkı arasında birer Bahar töreni veya Bayramı olarak kutlanır.
Türk milli uygarlığının bir unsuru olan Nevruz, Prizren halkı arasında ortak kültürü yaşatan bir halk geleneği olma yanında toprağa ve insana muhabbet bayramı olarak nitelendirilir ve ilkbaharın gelişine, toprağın yeni ekime, yeni mahsule, bolluğa, iyi yaşama olan davetini andırır. Bir kültür hususiyetini taşıyan Nevruz, Prizren Müslüman halkı arasında bir tabiat, var oluş ve diriliş bayramı olarak bilinir ve bu bayramın tarih kadar eski olduğuna inanmaktadır. Prizren halkı Nevruzu Bahar Bayramı olarak tekabül etmiş ve çok eski zamanlardan beri gelenek halini almış bir biçimde her yıl 22 Marta mütenevvi merasimlerle ve törenlerle topluca kutlar.
Prizren’de mevcut olan tekkelerde Nevruz çok ihtişamlı ve topluca icra edilir. Tarikat mensupları Nevruzu Hz. Ali’nin doğum gününe bağlayıp kutlarlar. Nevruz şerefine ayinler yapılır. Mevlit-i Şerif, ilahiler ve kasideler okunur. Rufai tarikatına ait tekkelerde dervişler şeyhin teveccühünde şişten, kılıçtan geçme eylemlerine de katılırlar.
21 Mart 2007 yılında Prizren’de gerçekleşen Nevruz kutlamalarını, daha yakından tanıtmak maksadıyla eserimizin bu bölümünde Her yıl 22 Marta Prizren’nin en etkin tekkelerden biri sayılan ve bizim de tekabül etmiş olduğumuz Sinani tarikatına ait Şeyh Hüseyin Efendi tekkesindeki Nevruz kutlamalarına katıldık. Zikir öncesi tekkede bulunan bütün cemaat ve dervişler yatsı namazını kılıp müteakiben de mevlidi şerifin okunmasına geçilmiştir. Mevlidi şerifin okunmasından sonra Şeyh Hüseyin Efendinin teveccühünde, bütün dervişlerin katılımıyla kutlama töreni yani zikir başlamıştır.
Zikrin başlamasından önce yeni gelen müritlere postnişin tarafından desturun verilmesi edep akabinde Evrat ile gerçekleşmiştir. Zikir bittikten sonra kutlamanın son bölümünde orada bulunan ve ziyaretçiler için “Aşıki Sadıklar” mevlithan gurubundan ilahi ziyafeti sunulmuştur. Müzik çalgıları eşliğinde gerçekleşen bu ilahi ziyafetinde Sinani tarikatına ait çok sayıda ilahi okunmuştur. Kutlamanın sonunda bütün katılımcılara, misafirlere ve orada bulanan herkese aşure ve meşrubat ikram edilmiştir.
HIDIRLEZ
Milletlerin oluşmasında kültürlerin yeri ve önemi büyüktür. Kültürleri oluşturan önemli unsurların başında ise gelenek, görenek, töre, tören ve inançlar gelmektedir. Gelenekler, tarihi kesin olarak tespit edilemeyen dönemlerden atadan oğula kalan bir takım davranışlardır. Hukukun bile yetersiz kaldığı zamanlarda ancak gelenek ve görenekler milletleri ayakta tutmayı başarabilmiştir. Bu özellikleri nedeniyle gelenek ve görenekler millet bağını güçlendiren çok ehemmiyetli önemli unsurlardan biridir.
Türk kültürü içinde canlılığını koruyan geleneklerden biri de malum “Hıdırllez”dir. Hıdrellez geleneği, bir bayram olarak bütün Türk milletinin topluca katıldığı, kutladığı, bir takım töreleri yerine getirdiği bir bahar bayramıdır. Oldukça eski bir devire inen bu törenler, babadan oğula günümüze kadar intikal etmiştir. Hıdrellezden sonra yazın geldiği inancını yaşatan Türk toplumu, Hıdrellez’le birlikte artık karakışın geride kaldığını görmekte ve gelecek günlerin, tabiatın canlandığı, yeşerdiği bahar ve yaz günleri olduğunu vurgulamaktadır. İşte böyle bir günü, Türk toplumu bir dönüm noktası olarak “bahar bayramı” töreniyle umumi imkânlarıyla, duygularıyla, sevinciyle kutlamaya çalışmaktadır. Yüzyıllardır kültürümüz içinde var olan ve günümüzde de canlı bir şekilde hayatını devam ettiren Hıdrellez geleneği, halkın ortak ürünleri olan maniler, ninniler, atasözleri, bilmeceler vb. ürünleri yanı sıra halk ozanlarımızın şiirlerine de yansımış, âşıkların tellerinde türkü, dillerinde koşma, semai ve destan olmuştur.
Hızır inancı Türker’de doğrudan doğruya baharın gelmesi merasimi ile ilgili bir inançtır. Yazın gelmesi bütün Türk toplulukları için bir hayat meselesi olduğu belirlenirken, havanın, toprağın ısınmasının mühim bir olay olduğunu ifade etmektedir. Bu yüzden o yılın bereketli olabilmesi için özellikle iki hususun Türklerce efsunlanması gerekmektedir. Bu iki unsur hava ve sudur. Dolayısıyla bu sebeple muhtelif Türk toplulukları yazı önce karşılamak için muhtelif törenler yapmaktadırlar. Böylece ağaçların, bitkilerin, çiçeklerin yeşermesi, hayvanların kuzulaması, tabiatın canlanması, yeni bir hayatın başlaması mümkün olabilecektir. Bütün bunlara can verecek ise sıcaklıktır.
Hızır–Nebi inancının dışında Hıdrellez geleneği ile mütedair olarak yaygın olan kanaat Hızır ile İlyas’ın bir araya geldiği günün hatırasına tören yapılmasıdır. Hıdrellez günü genellikle 6 Mayıs’ta kutlanmaktadır. Bazı yörelerde örneğin Prizren’de 5 Mayıs bayram günü, yani Karabaş günü olarak kutlanarak, törenler düzenlenmektedir.
Hıdrellez günü veya Ruz-i Hızır, halk takviminde yazın başlangıç günü olarak kabul edilmektedir. Türklerdeki halk takvimine göre bir yıl iki ana bölüme ayrılmaktadır. Hıdırllez gününden (6 Mayıs) 8 Kasım’a kadar süren dönem 186 gün olup Hızır günleri adıyla anılmaktadır. Bu dönem genellikle yaz mevsimine tekabül etmektedir. 8 Kasım’dan 6 Mayıs’a kadar süren ikinci devre ise kış devresi olup, Kasım günleri olarak adlandırılmakta ve 179 gün sürmektedir. Dolayısıyla Müslümanlar tarafından yukarıda belirtilen inanışla bir dini gün gibi kabul edilmiş, Hızır ve İlyas sözcükleri söylene söylene halk ağzında “Hıdrellez” biçimini almıştır.
Hızır, bazı İslam bilginlerine göre peygamber olup, asıl adı “Elyasa”dır. Bazı bilginler ise Hz. Hızır’ın veli veya melek olduğunu iddia etmişlerdir. Rivayete göre Hz. Hızır ile Hz. İlyas, “ab-ı hayat” içmişler ve ölümsüzlüğe kavuşmuşlardır. Bu iki arkadaş ab-ı hayatı içtikten sonra, Hızır karadakilerin, İlyas ise denizdekilerin yardımcısı olmuştur. Hızır ile İlyas 6 Mayıs tarihinde buluşurlarmış ve bu buluşma ile birlikte dünya da yeşilliklere bürünürmüş.
Hızır, yaygın olan başka bir inanca göre, hayat suyu yani ab-ı hayat içerek ölmezliğe ulaşmış, zaman zaman özellikle baharda insanlar arasında dolaşarak zor durumda olanlara yardım eden, bolluk-bereket ve sağlık dağıtan, Allah katında ermiş bir elçi, ulu veya peygamberdir. Hızır’ın hüviyeti, yaşadığı yer ve zamanı belli olmadığından dolayı onun, baharın, baharla vücut bulan taze hayatın sembolü olduğuna inanılmaktadır. Hıdrellez inancı Türklerdeki bahar bayramı geleneği ile doğrudan alakalıdır. Bu eski Türk itikadı, İslamiyet’in kabulünden sonra “Hızır Nebi” veya “Hızır-İlyas yani Hıdırellez inancı olarak karşımıza çıkmaktadır.
Hızır’a atfedilen hususiyetler şunlardır:
- Hızır, zor durumda kalanların yardımına koşarak insanların dileklerini yerine getirir.
- Kalbi temiz, iyiliksever insanlara daima yardım eder.
- Uğradığı yerlere bolluk, bereket, zenginlik sunar.
- Dertlilere derman, hastalara şifa verir.
- Bitkilerin yeşermesini, hayvanların üremesini, insanların kuvvetlenmesini sağlar.
- İnsanların şanslarının açılmasına yardım eder.
- Uğur ve kısmet sembolüdür.
- Mucize ve keramet sahibidir.
Türk dünyasında Hıdrellez etrafında oluşturulan gelenekler, inançlar, törenler bir bakıma Sultani Nevruz ve diğer baharı karşılama gelenek ve törenleri ile karıştırılmıştır. Daha açık bir ifade ile Türklerdeki bahar törenleri bir veya bir kaç önemli gün üzerinde yoğunlaşmış ve yapılan törenler o günün etrafında toplanmıştır. Bu bakımdan Nevruz, Hıdrellez, Hıdır Nebi veya diğer bahar törenlerinin tamamını herhangi birinin kutlanması sırasında görmek mümkündür.
Eski Türk inanç sisteminde atalar kültü, aile ocağı ve ateş kültü birbirleri ile sıkı sıkıya bağlıdır. Bu üçlü birbirlerinden pek ayrılmazlar.
Bilinen en eski devirlerden beri Türklerin yaptıkları törenlerde ata-ruhlarına tazim oldukça önemli bir yer tutmaktadır. Türk dünyasında bununla ilgili olarak gerek Nevruz’da, gerek Hıdrellez’de gerekse Hıdır Nebi de bayram günlerinin gayet neşeli, birbirlerine saygın geçirilmesi zorunlu bir görev olarak kabul edilirdi. Çünkü ata ruhlarının evin bacası etrafında çocuklarının bayramı nasıl geçirdiklerini kontrol ettiklerine inanılmaktaydı. Bayram dolayısıyla mezarlıkların ziyaret edilmesi bunun bir sonucudur. Ölmüş atalara duyulan bu saygı onların hatıralarının yaşatılması hususu, Türklerde değişik adetlerin meydana gelmesine sebep olmuştur.
Hıdrellez’de görülen en yaygın adetlerden birisi Türklerdeki ateş kültü yani tapması ile alakalıdır. Eski Türk itikat sisteminin belli başlı tapmalarından birisi de ateş kültüdür. Türklerde dünyanın yaratılışı, bahar ve ateş arasında bir bağ kurulur. Ateşin yeryüzünde güneşin temsilcisi olduğu kanaati de yaygındır. Tanrının bir armağanı olarak kabul edilen ateşe atfedilen bu kutsiyetinden dolayı gerek eski Türk topluluklarında, gerekse günümüz Türk topluluklarında ateşe tükürmek, ateşe küfretmek, ateşi su ile söndürmek, ateşle oynamak kesinlikle yasaktır. Ateşin devamlı yanması ve ocağın tütmesi için “korlar” kül içinde saklanır. Ateşin, kötülükleri, hastalıkları kovduğuna yok ettiğine de inanılırdı.
Nevruz, Hıdrellez, Hıdır Nebi törenlerinde de sık sık bahsedildiği gibi Türkler arasında günümüzde de hayli yaygın olan ateş üzerinden atlama geleneği doğrudan doğruya ateş kültü ile ilgili olup, kötülüklerden temizlenmek gayesiyle yapılmaktadır. Hastaların alazlanması, tütsü yakılması, kurşun dökülmesi, üzerlik yakılması hastalıkları kovmak için yapılan adetlerdendir. Eski Türk inancına göre her dağın, her pınarın göl ve ırmakların, ağaç ve kaynakların “izi” veya sahipleri vardır. Hıdrellez, Hıdır-nebi ve Nevruz’da su üzerinden atlama, birbirlerinin üzerine su serpme, Nevruz’da soğuk su ile yıkanma, yeni-gün suyu ile el yüz yıkama, hayvanları sulama, su dolu – ana motifi bu eski Türk inancının devamlılığını göstermektedir. Hıdrellez’de genellikle yakın bir pınardan getirilen suyu içme, bununla el yüz yıkama, suya bakma, bu su ile kap-kacak ve diğer eşyaların yıkanması gelenekleri yerine getirilmektedir. Örneğin Prizren’de Toçila denilen çeşmeden Hıdrellez gününde su içmenin çok şifalı olduğuna inanılmaktadır.
Hıdrellez toplumlara göre Anadolu’da “Hıdırellez”, Makedonya’da “Ederlez, Edirllez, Kosova’da da Hıdırllez” gibi adlarla malumdur. Türkiye dışındaki Türk topluluklarında Hıdrellezin yaklaşması ile mütenevvi hazırlıklar yapılmaktadır. Evler baştanbaşa silinmekte, ev eşyaları, mutfak eşyaları, üst-baş baştanbaşa temizlenmektedir. Bu çabalar Hızır Aleyhi-Selam’ın eve uğramasını sağlamak için yapılmaktadır. O gün için aile reisi ev halkına yeni elbiseler, ayakkabılar almayı bir görev olarak hissetmektedir. Diğer yandan Hıdrellez günü kuzu veya oğlak kesilmesi, muhtelif yemeklerin hazırlanması ve yenilmesi gerçekleşir. Bütün hazırlıklar bittikten sonra en yakın bol ağaçlı, pınarı olan, mesire yerlerine giden halk, Hıdrellez günü muhtelif oyunlar, eğlenceler ile o günü mutlu bir şekilde geçirmeye çalışırlar. Hıdrellez kutlamalarının yapıldığı yerler genellikle günün anlamına uygun sulak, yeşillik bölgelerdir. Bu bölgelerde mezarlık, yatır vb. gibi çevre halkınca mukaddes kabul edilen, adak adanan veya bez, çaput bağlamak gibi bazı geleneklerin sergilendiği yerler de olabilir.
Prizren’de Karabaş Baba Türbesi, Prizren bağlarındaki Toçilla Çeşmesi, Daltulum yeri, Kırk Pınar, Lez köyünde Ömer Baba Türbesi, Maraşta Acize Baba Türbesi, Namazgâh yanında Tezcir Baba Türbesi ve diğer türbeler Hıdrellez tören ve geleneklerin yapıldığı yerler olarak gösterilmektedir. Lez - Ömer Baba Türbesine giderken de genç kızlar yol üzerinde bulunan dilek ağacını ve dibindeki dev ayağını da ziyaret eder ve burada dileklerini bu ağaca bez veya başka bir nişan bağlayarak tutarlar.
Prizren halkı baharın gelmesiyle ilgili Hıdırllezden önce ve Nevruzdan sonra Kırlangıç Fırtınası denilen bahar bayramını kutlar. İki hafta Nevruzdan sonra gelen dönemde hava ve yer bolca ısınmaya başlar ve Nisan ayın başlamasıyla ilkbaharın gelişi iyice hissedilir. Bu dönemde bütün ilkbahar çiçekleri tomruk açmaya başlar, ağaçlar baharlarını açar, her tarafta taze bitkilerin nefis kokuları saçmaya başlar. Nisan ayının bu günlerinde toprağın yağmura büyük ihtiyacı olduğundan dolayı bu ayda Prizren’de yağmurların yağdığı bilinen bir hakikattir. Dolayısıyla bu yağmurlar nedeniyle Nisan ayında Prizren’de havalar da belirsizdir bazen birden bire fırtına çıkabilir, hava kararır ve soğuk bile olur. İşte bu ayın başlangıç günlerinde rastlayan fırtınaya Prizren halkı “Kırlangıç Fırtınası” der. Efsaneye göre bu günlerde kırlangıç, leylek ve diğer göçmen kuşlar eski yuvalarına dönmek için yola çıkarlarmış, bu fırtına ise onların yuvalarına varmaları için yol göstergesi olduğuna inanılmaktadır. Bu yüzden kırlangıç fırtınası adının da bundan kaldığına inanılır. Kırlangıç fırtınası 6 Nisana kadar sürer.
Kırlangıç fırtınasından sonra yani 6 Nisandan sonra meydana gelen bütün fırtınalara Prizren halkı “Ayva Baharı” adını vermiştir. Bu fırtınalar on gün sürer ve bu günler de havalar kararsızdır. Çünkü güneşli günde ansızın hava bozulabilir, fırtına çıkabilir, kar bile yağabilir. Bu günlerde ayva ağaçları bahar açmağa başladığından dolayı bu günleri Prizren halkı Ayva baharı olarak adlandırmıştır. Baharın gelmesine rağmen gördüğü üzere, Nisan ayında Prizren’de soğuklar da olmaktadır. Bu soğuklar genelde 21 Nisanla başlar ve bir hafta kadar sürer. Prizren halkı bu soğuklara “Öküz Soğuğu” adını vermiştir. Prizren halkının bu soğuklara Öküz Soğuğu der ve 21 Nisanda güneşin Boğa burcuna girdiğinden dolayı ve Prizrence boğaya, “öküz” dendiğinden dolayı, bu adın verdiğine inanılmaktadır. Bu soğuklara “Sitte-i Sevir” de denir. Lügate göre sitte, sözcüğün Arapça anlamı “altı”dır, Sevir ise Boğa yani - öküz demektir. Dolayısıyla Sitte-i Sevir, Boğanın Altısı anlamını taşımaktadır.
Bu bahar tören ve geleneklerden sonra, Prizren’de Hıdrllez kutlamalarına başlanılır ve bu kutlamalarla mütedair bazı gelenekler mutlaka yerine getirilir. Prizren Halk arasında bu geleneklerle alakalı birtakım itikatlar oluşmuştur. Bunlardan ilk sırayı sağlıkla ilgili dilekler alır. Umumiyetle Hıdrllez suyu yani Toçila Çeşmesi suyu ile evin, kapları ve eşyasının, yıkanması sağlıkla alakalıdır. İtikada göre bunu yerine getiren kişi bütün yıl boyunca muhtelif rahatsızlıklarla karşılaşmaz. Hıdrllez gününde birtakım bahar çiçeklerin toplanması onları kaynatılıp içilmesi, tamamen şifa inancı ile alakalıdır.
Eskiden Prizren’de Hıdırllezde kışın kullanılan hasırların yakılması, yakılan ateş üzerinden sağlık, sıhhat dilerek üç defa atlanması da gene sağlıkla, şifa dileği ile ilgili bir gelenektir. Hıdrellez gecesi Hızır’ın yeryüzünde gezindiği ve dokunduğu yerlere bereket saçacağına dair olan halk inancı sonucu birtakım geleneklerin sergilenmesine vesile teşkil etmektedir. Mesela yiyecek ve içecek kapları ile zahire ambarlarının kapakları açık bırakılır. Cüzdan veya para keselerinin ağızları kapatılmaz.
Hıdırllezde uygulanan en önemli tören şüphesiz “Niyet Oyunu” dur. Genç kızların talihlerini açmak, kısmetlerini belirlemek için uygulanmaktadır. Oyun bölgelere göre niyet çekme, baht çömleği, bahtiyar, bahtı bar gibi değişik isimler almaktadır. Niyet oyunu, bir testi ile getirilen suyun çömleğe konulmasıyla ve suyla dolu olan çömleğin içine herkesin nişanını atmasıyla başlar. Bu genellikle yüzük, küpe vs. işaretler yanında fesleğen, nane, çiçeği de olabilir. Çömleğin bir gün önce yani Karabaş gününde üstü bir örtü ile örtülerek bir gül ağacının dibine bırakılır. Ertesi gün tekrar bir araya gelen kızlar gül ağacın dibinden çömleği alırlar ve niyetlerini çekmeye başlarlar. Bu arada maniler okunur. Her mani işareti çıkanın bahtına kabul edilir. Oyun işaretler bitinceye kadar devam eder. Oyunda söylenen manilere ümit, neşe, aşk, sevgi, şefkat, iyilik, kardeşlik, gurbet, vatan sevgisi gibi temalar görülür.
Hıdrellezle İlgili Diğer İnançlar şunlardır:
Hıdrellez gece ibadetle geçirilir. Ertesi gün temiz giyimli olarak dolaşmak gerekir. Evde genel temizlik yapılır. Çeşitli yiyecekler hazırlanır.
Hıdırllez sabahı erken kalkmak uğurlu kabul edilir. Hıdırllez günü sabah erkenden kalkmayan kişinin işleri ters gider. Sabahleyin dua edilmesi, dilek ve temennilerde bulunulması, toplu olarak ailece yemek yenilmesi, kabir ziyareti yapılması gereken adetler olarak görülmektedir
Ellere ve ayaklara kına yakılır. ( kadınlar ).
Nişanlı çiftler arasında karşılıklı hediyeler gönderilir.
Evin pencere ve kapıları kapatılmaz.
Hıdırllezde salıncakta sallanmayanın o yıl çeşitli rahatsızlıklarla karşılaşabileceğine inanılır. Salıncakta sallanma bir bakıma ateş üzerinden atlama şeklinde o yıl için sağlık ve sıhhat dileği geleneği ile aynıdır. Hastalıkların, dertlerin sallanma sırasında döküleceğine inanılır.
Hıdrellez günü çamaşır yıkanmaz.
Yeşil ot, dal veya çimen koparılmaz
Çiçek toplanmaz.
Prizren’de Hıdrllezin kutlanması 5 Mayıs gününde yapılır ve bu kutlama şehrin eski Türk mezarlığında yani Mustafa Karabaş Efendi Türbesinin bulunduğu yerde gerçekleşir. O gün büyük bir kalabalığın orada eğlenmesi ve piknik yapması, baharın kutlaması anlamına gelmektedir ve bu kutlama uzun yıllardan beri bir gelenek haline almıştır. Şehirlilerden başka, buraya etraf karyelerden de çok sayıda kişi ve aileler gelir. Gelenlerin çoğu Karabaş Baba Türbesine, yanındaki Kemani Rabiya Hanım ve Şeyh Hüseyin ve Şeyh Abdurrahman türbelerine gider, adaklarını yapar ve muhtelif dileklerde bulunurlar. Adaklar para vermekle, mum yakmakla, eşya bağışlamakla, kurban kesmekle ve başka nezir ve niyetlerle gerçekleşir. Adaklar, bu türbelerdeki kabirlerin ziyaretçiler tarafından bir defa çevrelemesiyle ve kabirleri öpmeleriyle gerçekleşir. Ziyaretçiler niyet ve nezirlerini genelde murat ve şifa için yaparlar. Şeyh Hüseyin türbesini ziyaret endeler, şeyh Hüseyin kabrini çevreledikten sonra şifa bulmak için türbe içinde bulunan sudan da bir bardak su içerler.
5 Mayısta şehrin eski Türk mezarlığında toplanan halk, baharın ve sıcak günlerin gelişini büyük bir mutlulukla şenlik ve törenlerle kutlar. Çok daha eskilerde Şarkı türküler söylenir, davul zurnalar eşliğinde çeşitli oyunlar oynanır çocuklar için salıncak ve her nevi oyuncaklar yapılır ve satın alınır. Zaten bu günde en çok çocuklar için yiyecek ve oyuncaklar sergilenir. Burada özel olarak ve sadece Prizren’de yapılan kurabiyeler satılır. Onlar büyük kurabiye değil, az büyüklükte yuvarlak boyalı, ipliğe geçirilmiş ve boyuna takılan kurabiyelerdir. Aralarında “aynalı kurabiyeler” en palı ve en değerlidir. Prizren ve etraf karye çocukları bu kurabiyelere bayılırlar çünkü bu kurabiyelerin özel bir tadı vardır.
Karabaş gününde büyük şenlikler olur ve bu şenliklerde en çok çocuk ve gençler yer almaktadır. Birkaç gün önce kurulmuş salıncaklar döner, tezgâhlardan her çeşit müzik işitilir, şarkı ve türküler söylenilir. Günün ardından ortalık kararmaya başlayınca insanlar, yeşermiş ceviz ve diğer ağaçlardan dallar kopararak evlerine dönerler. Bu dallarla o gece yıkananlar, bütün yıl hayatının neşe, sevinç ve mutluluk içinde geçireceğine inanırlar. Akşamın ilk saatlerinde ilkin etraf köylerden gelenler gider daha sonra Karabaş yolunda korzo yapılır ve daha sonra şehir halkı da buradan dağılır
İnsanları sevindiren, gönülleri birbirine bağlayan, sevgilileri birleştiren hususiyetlerini muhteva eden bu günde çok aşklar bağlanır, çoğu ev kızları kendi güzelliklerini ancak Karabaş Baba gününde gösterme fırsatını yakalarlar.
Eskilere baktığımızda Prizren’de Hıdrellez şenliklerinin çok daha zengin ve görkemli olduğunu görmekteyiz. Yaşlıların vermiş oldukları ifadelerine göre Karabaş Baba meydanında yapılan şenliklerin karanlığın basmasıyla sona erdiğini fakat Hıdırlez şenliklerinin evlerde ve mahallerde muhtelif gelenek, görenek ve inançlarla devam etiğini bildirmektedirler.
Ayşe Bütüç (73 yaşında) nine bundan 65 yıl önce karabaş gününü şöyle anlatmaktadır: Ben Hoça mahalleli olduğumdan dolayı, 7-8 yaşlarında iken küçük kardeşimi elime alıp öğleden önce Karabaşa çıkardık. Karabaş mezarlığında ve yol kenarında çok sayıda insanlar ailece oturmuş ve yanlarında yakmış oldukları ateşte çeşitli yemekler, pilav ve helva pişirip orada bütün gün kalırlardı. Önceleri bu yerde bugünkü hastane yoktu orası mezarlıktı, orada da insanlar oturuyordu. Çocuk olduğumuzdan dolayı biz bu aileleri hep seyredip yanlarından geçerdik. İmrendiğimizden dolayı çoğu aileler bize bir yeşil yaprak üzerine helva atıp verirdi ve biz bunları yerdik. Daha sonra babamızın vermiş olduğu parayla kendimize şeker, kurabiye, kıtır veya başka bir şeyler alırdık. Önceleri bu yerde çok sayıda ceviz ve diğer ağaçlar olduğundan dolayı, biz bu ağaçlardan dallar kopararak eve götürürdük. Önceleri Karabaşa çok daha fazla insanlar gelirdi. Genelde Karabaşa köyden gelen ailelerin sayısı bugüne kıyasen çok daha kabarıktı.
Ayşe Bütüç nine Karabaş günü gecesinde, Sokak şenliklerinin de gece yarılarına kadar sürüdüğünü tebliğ ederken her evin kızı, sabah erken kalkarak evinde salıncak yapardı. İnanca göre hangi kız kendi evinde ilkin salıncak yaparsa o yıl onun için uğurlu ve mutlu olurdu diye inanılırdı veya hangi evde ilk defa daire (def) veya bakraç sesi veya bir bağrışma duyulurdu o evde kilerinin ve kızların en erken kalktığı anlaşılırdı ve en erken kalkanlar komşu veya karşı evlerinin kapılarına da bakraç, güğüm, tas gibi kapları asarak o evde kilerinden daha önce kalktıklarını ifade ederlerdi. Gündüz salıncak etrafında bulunan kızlar tarafından çeşitli şarkı ve türküler söylenirdi. Salınırken Hıdrellezin geleneksel türküsü de okunulurdu.
Hıdrellez ele cirmez
Kavun karpuz reçel petmez
İp yandı ibrişim oldu
Kocakarılara çişli posteçi
Taze celinlere tezcah, kızlara cercef
Adamlara düçân, çocuklara mitep
Üte beri, süpürce teli
Seversen beni, dünersın ceri
İn aşa, dik aşa Kır boynoni Maraşa...
Erkekler de Hıdrellez şenliklerine katılırdı. Karabaş Baba gününde bulundukları eğlencelerde sattıkları hovardalık yanında kızlara beyitler atarak, akşam olunca da yapılan korzoda o kızların peşinden giderek çeşitli iltifatlarda bulunurlardı. 5 ile 6 Mayısı bağlayan gecede bütün sokaklara insanların büyüğü küçüğü çıkardı, ateşler yakılırdı ve onun üzerinden atlanılırdı. Ateş üzerinden atlama geleneği, kuşaktan kuşağa intikal ederek daha önce bildirdiğimiz gibi doğrudan doğruya ateş kültü ile ilgili olup kötülüklerden temizlenmek gayesiyle yapılırdı. Böyle şenlikler yapılırken insanlar şarkı türkü söyler ve halk oyunları oynarlardı. Gençler “Uyacez” ve “Deveces” oyununu da oynarlardı. Sokaklardaki şenlikler geç saatlere kadar sürerdi. Hovarda erkekler, müzik eşliğinde “Çardaklı” denilen semtte bulunan “Toçila Çeşmesine” giderlerdi. Toçila Çeşmesine şehrin her semtinden gelenler olurdu. Orada toplanan halk Hıdrellezin gelişini büyük coşkuyla, sevgi, şarkı ve oyunlarla kutlardı. Toçila Çeşmesinde sabahın erken saatlerine kadar kalırlardı Ancak, sabah ağarmaya başlayınca herkez yanlarına aldıkları su kaplarını Toçila Çeşmesinden doldurdukları su ile müzik eşliğinde, oradan ayrılırlar. Her grup yolda rastladığı hanımeli çiçeklerini, bununla birlikte ceviz dallarını koparıp, sarmaşık yaparak başlarını ve su kaplarını sarar ve böylece evlerine dönerlerdi. Eve geldiklerinde yeşil ceviz ve diğer dalları, Toçila suyu ile ıslatıp uykuda olanların veya kalkmış olanların yüzlerine su serperdi. Daha sonra aynı dalları evin her kapısı üzerine asardı. Toçila Çeşmesinin suyu şifalı olduğu için bu suyu bütün sakinleri içerdi. Toçila Çeşmesinden getirilen soğuk ve temiz olan bu suyun şifalı olduğuna, içen insana da tazelik, sağlık ve uzun ömür vereceğine inanılmaktadır. Toçila Çeşmesinden getirilen hanımeli çiçekleri (onların yokluğunda ise sarmaşık dalları), küçükbaş veya büyükbaş hayvanlara da sarılırdı. Bu ise evde tutulan hayvanın yıl boyunca sağlıklı olması ve bol süt vermesini sağladığı için inanılırdı Bugün Toçila Çeşmesi hala mevcuttur ve aynı suyun akmasına rağmen oraya gidenlerin sayısının çok az olduğu malumdur. Uzun zamandır burada Hıdırlez şenlikleri eskisi gibi yapılmamaktadır. Çünkü burada artık bağlar değil evler bulunmaktadır. Dolayısıyla bu çeşmenin de zamanla kıymeti azalarak sıralı çeşmeler haline gelmiştir ve günden güne bakımsız yüzünden yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. 6 Mayısın erken saatlerinde evlerde Hıdrellez için hazırlıklar başlar. Kurbanlar kesilir ve çeşitli yemekler hazırlanır. Öğle saatlerinde mahalle kızları ve genç kadınları bir evde toplanır, “niyet” oyununu düzenlerdi. Bu oyunun bir gün önce hazırlığı yapılır. Su dolu çömleğin içine herkes kendi nisanını atardı. Buraya genellikle yüzük, küpe vd. nişanlar yanında fesleğen çiçeği de atılır. Çömlek, Hıdrellezden bir gün önce üstü bir örtü ile örtülerek bir gül ağacının dibine bırakılır. Ertesi gün bir araya kızlar ve genç kadınlar, gül ağacının dibinden çömleği alır ve avlunun ortasına bırakırlar. Avluda toplananlar çömleğin etrafında halka oluşturur, çömlek içinden niyetler 6-7 yaşlarında bir erkek çocuk veya daha yaşlı bir kadın tarafından çektirilir.
Prizren’de bu oyuna “Martifal Oyunu” denilir. Çocuk çömlekten nişanı çıkarmadan önce, genç kız veya kadınlardan biri martı falı (maniyi) söylerdi. Her mani, nişanı çıkan kızın veya genç kadının bahtına kabul edilirdi. Prizren halkında bu oyunda söylenen maniler genelde umut, neşe, aşk, sevgi, hasret, şefkat, iyilik, sağlık, gurbet gibi konuları içerir.
Eskiden Prizren’de Martı fal oyununda” en çok söylenen maniler, martifallar:
Fesleğen ektim evlek evlek
Dadandı bir kara lilek Beni yardan ayıran
Satsın kalburlen elek
Ay akam akamCümüşli tokam
Allah’dır arkam
Çimseden korkmam
Evım ününde çınar
Kuşlar ona konar
Ceç buldum tez kaybettim
Yüreğim ona yanar
Ak anteri asarım
Halilari basarım
Ya o yari alırım
Ya cendımi asarım
Aglama benım içın
Yanayım senın içın
Alacakmısın beni
Süle cençlıgın için
Ak cünlümün aklıgi
Cünlümün iraklıgi
Ne canıma tak dedi
Yarımın iraklıgi
Alışmadım yalana
İnanmadım ben sana
Ben aklımı kaptırdım
Cüzel cvüzli Destana
Ararım sayıbımi
Aşkımın sebebıni
O vefasız kız celdi
Çaldı citti kalbimi
Ah sandıgım sandıgım
Sandıgıma dayandım
Haram olson cençlıgım
Çi ben sana inandım
Ateşten yanmadınmi
Su içtin kanmadınmi
Üç aydır ayrılalı
Yarım hiç angmadınmi
Ay ürümce ürümce
Kaşik saldım pirince
Bi incecik ter düktüm
Yar koynuma cirince
Bahçelerde saz olor
Cül açılır yaz olur
Ben yarıma cül demem
cülüm ümri az olor
Bindım çirez dalına
Baktım serez yoluna
Cürdüm bir ak mintanli
Benzetırdım yarıma
Benim var yeşil şalım
Maraşta konoşalım
Yüregımde korki var
Yok nasıl konoşalım
Bi yüzügüm var benım
Parmağıma dar celır
Mahlemizin içinde
Ala çüzlüm var benım
Bucün hava serindır
Suya baktım derindır
Darılma nazlı yarım
Sevdah Ahllah çerimdır
Ciyan bana dar celdi
Sülemesi az celdi
Cünül niçın uyursun
Aç cüzüni yar celdi
Çevrey çiçekledım
Almayi biçakladım
Sandım çi yar yanımdadır
Yastıgi kucakladım
Denizde karabalık
Yüregım sana yanık
Ben istedım konoşma
Burası kalabalık
Dereler müreçep olsa
Derdımi bilen olsa
Otorsaydım aglama
Yaşımi silen olsa
Dutun çüki çürüdi
Su çüküne yürüdi
Sen ütede ben beride
Yüregımız çürüdi
Elimde pembe mendil
Bilmece sülerım bil
Sevgilimden ayrıldım
Aklım başımda dil
Elmaz yüzük parmakta
Çifte benk yanakta
Benım bi sevdıgım var
Kaşidaçi konakta
Endım dere akmay
Yar yüzüme bakmay
Türli çiçek kokladım
Yarım cibi kokmay
Ev arkasi kayisi
Yere düşümiş yarışi
Bulamadım o yari
Oldi cece yarısi
Fesligen ektım duvara
Celen ceçen suvara
Agzi dili kurusun
Çim sülerse bu yara
Fesligeni ekerım
Budur yoli ceçerım
Ne başka yar severım
Ne senden vaz ceçerım
Gas üstüne su oynar
Su üstüne yaz oynar
Teli yorgan üstüne
Celin cüvegi oynar
Kafes kuşsuz olurmi
Dere taşsız olormi
Kabımdaçi yaralar
Sensız ceşmiş olormi
Kala ardında bunar
Kuysam elimi donar
Ben o kızi alamadım
Hala yüregım yanar
Kala ardında mezar
Altında bir kız yazar
Sorarsanız ne yazar
Derdıne derman arar
Kalanın ardındayım
Cecenın derdındeyım
Herçes cece uykusunda
Ben yarın derdındeyım
Karşidayım çirezde
Kuş besledım kafeste
Dediler çi yar celdi
Yetıştım son nefeste
Karşi karşi kapımız
Karşida düçanımız
Cel sarılarım yatalım
Patlasın duşmanlarımız
Kına çiçegi
Balta çiçegi
Bakmanın yarıma
Salarım biçagi
Lale sübül biçilmez
Souk sular içilmez
Her şiden vazceçılır
Nazli yardan ceçılmez
Mavi yelek mor yala
Bayıldım baka baka
Evde cünül olmaz
Hade çıkam sokaga
Nar ortadan ayrılır
Hiç sebepsız darılır
Aşk cülüne düşenler
Yar eline sarılır
Sırada sarısıni
Begendım aldım seni
Beşbin dinar verseler
Elimden vermem seni
Unutum neydi adi
Cünülde kaldi dadi
Seni sevdım seveli
Cüzyaşım kurumadi
Yeşil çimen bi oglan
Hercün bundan ceç oglan
Beni sanan vermeylar
Tut kolomdan kaç ogla
Bugün Prizren’de Hıdrellez şenlikleri eskisi gibi görkemli ve büyük şenliklere kutlanmaz. Baharın geldiği için Hıdrellezde evler temizlenir, silinir, badanalanıp sokak duvarları kireçlenir. Hıdrellez arifesinde eski Türk mezarlığında yani 5 Mayısta Karabaş Baba günü yani şenlikleri devamlı olarak yapılmaktadır. Bugün çok daha mütevazı yapılan bu kutlamalar ve eski adetlerinden çoğunu yitirmiştir. Eskiden gibi bu mezarlığın kuytu yerlerinde ateş yakmak, horoz kesmek, pilav ve helva pişirmek gibi gelenekler yapılmamaktadır. Günümüzde de Karabaş Baba Türbesi, halk tarafından, niyet tutan ziyaretçiler tarafından devamlı olarak ziyaret edilmektedir. Akşam karanlığı başlayınca, gençler etraf bağlara gider, ceviz ağaçlarının yeşil dallarını kopararak evlerine götürürler.
Toçila Çeşmesine gidenler de vardır fakat çok az sayıda. Gidenler bu çeşme başında eski adet ve geleneklerini yaparak su alıp evlerine götürürler. Bugün bile bazı evlerde özel yemekler pişirilir, tatlılar yapılır ve kimilerinde kurban da kesilir. Bugün çok az evlerde Martı fal Oyunu ve salıncaklar da yapılır.
Düşüncemize göre yaşamın, doğanın adeta çeşitli renklere büründüğü zamanda yapılan bu adakların ve dileklerin sunulduğu, bütün arzuların gerçekleşeceğine inanılan bu günde yani bütün bu bahar tören ve geleneklerinde, Türk ve İslam dünyasında Hıdrellez olarak odaklanması ve insanlar tarafından bir bayram havasında kutlanmasının atalarımızdan bizlere kalan çok iyi niyetli bir gelenek olduğunu beyan etmek bizim için bir gururdur.
HIDIR NEBİ
Hızır inancı Türk-Müslüman topluluklarında baharın gelmesiyle ve bu vesileyle yapılacak olan tören ve gelenekleriyle doğrudan doğruya ilgili bir itikattır. Yazın gelmesi umumi Türk toplulukları için bir hayat meselesi olduğu belirlenirken, havanın, toprağın ısınmasının ehemmiyetli bir vaka olduğunu tefhim etmektedir. Bu yüzden girmiş olan yılın bereketli ve bolluk içinde olabilmesi için özellikle iki hususun Türklerce efsunlanması gerekmektedir. Bu iki unsur hava ve sudur. Dolayısıyla halktaki inanca göre, ateşi yani sıcaklığı temsil eden Hızır’ı, suyu temsil eden İlyas’la birleşerek doğanın can bulacağına inanılır ve o yılın bereketli olması için “Hızır veya Hıdır-Nebi”yi bir bahar bayramı olarak kutlamakla bunun şerefine karşılama törenlerinin de yapılması gelenek haline getirilmiştir
Tarihlere göre Hızır karşımıza eski isim olarak “El-Hıdır veya El-Hadır” olarak çıkmaktadır. Bu isimler Türkçede “Yeşil, yeşil dal veya yeşilliği çok olan yer” anlamını taşımaktadır. Tarihler Hızır için gittiği her yere bolluk ve bereket getirdiği, oturduğu yer kuru da olsa altında otların yeşerip dallandığına inanmaktadır. Bu yüzden çağırılınca herkesi sıkıntılardan kurtaracağına inanılmaktadır.
Kuran’ı Kerim’de, Hızır İlyas’ın, Musa peygamber’e ilmi Ledün’ü (Allah’ın Sırrı’nı) öğrettiğini ve Musa Peygamber’e Mürşit’lik yaptığını bildirir. Dolayısıyla Hızır İlyas’ın Peygamber olduğunu tasdik ediyor. Peygamberler Allah’ın emirlerini kullara getirdikleri için, Allah’ın elçileri anlamında. “NEBI” diye anılırlar. Onun için de bir ismi Hızır Nebi’dir.
Hz. Hızır! Peygamber oluşuyla Nebi’dir. Allah’ın bütün sırlarına vakıf olmasıyla ve ölümsüzlüğü ile Velidir. Yalnız Veli’ler, tek olan bütünün tüm sırlarına sahiptirler ve onların Hakkın cemalinin aynasıdırlar. Biz inanıyoruz ki; Hızır Nebi! Allah’ın kendini, evrende insan sıfatında yansımasıdır. Çünkü insanların gönlünde öyle bir makam kurmuş ki, Allah’ın bütün vasıflarının ondan tekmil olduğuna bütün insanlar inanmaktadırlar. Hızır, sadece Anadolu’da değil bir çok coğrafyada aynı anlamda anılmaktadır ve çoğu yerlerde Hızır’ı bir peygamber olarak kabul ederler. Ondan Hızır Peygamber, Hızır Aleyhisselam ya da Hızır Nebi olarak söz edilir.
İnanca göre Hızır Peygamber ölümsüzlük suyu (Abı hayat) içmişti. Zaman zaman dünyaya gelerek, darda olanların yardımına koşar ve doğaya yeniden can verir. Hızır Nebi halk arasında şöyle tasavvur edilir: üzerinde çiçeklerden yapılmış bir cübbesi bulunan, aksakallı, nur yüzlü yaşlı biri olarak betimlenir. Bastığı yerde güller açar, ekinler yeşerir. Elini sürdüğü kişi dertlerden, uğursuzluklardan, hastalıklardan arınır, ömür boyu huzurlu yaşar.
İşte bu sebepten dolayı “Yetiş ya Hızır” deyimi asırladır darda kalanın, zorda olanın umut çığlığı olarak söylenmektedir. Hızır, zor durumda kalanların, son çareleri tükenenlerin çağırdıkları, medet diledikleri erendir.
Çok daha eskilerde bizim bu yörelerimizde uzun ve büyük kışlar yanı sıra bu kışlarda bir metreye kadar kar yağardı ve yollar çok zor açılırdı, bilakis çok köyler kasabadan kış dolayısıyla mahrum kalırlardı. Çünkü önceleri de kara ulaşımı sadece araba veya beygirlerle gerçekleşiyordu. Dolayısıyla büyük kışlarda halk köyden köye veya kasabaya, karı yararak yaya gelmeye mecburdu. Kar fırtınalarında yollarını şaşırıp, boğulanların haddi hesabı yoktu. Bu manevi güce inanan insanlarımız, böyle sıkıntılı anlarında Hz. Hızır’ı yani Hızır Nebiyi yardıma çağırıp kurtulanların çok olduğuna inanılmaktadır. Bu düşünce halk arasında çok yaygındı ve günümüzde de aynen öyledir.
Kışın bitimi ve baharın başlamasıyla birlikte her toplukta olduğu gibi Türk topluluklarında da bir takım itikat, gelenekler, törenler teşhir edilmektedir. Kosova’da da bu gelenekler, törenler ve inançlar hala devam etmektedir. Bunlarla ilişkin Bahar bayramları muhtevasına giren Hıdır Nebi günü de çok görkemli olarak kutlanır.
Prizren’de Hıdır Nebi bahar bayramı 7 Mayıs’tan başlayarak 22-23 Mayısa kadar süren günlere tekabül eder. Hıdır Nebinin kutlandığı en görkemli günü son veya bir gün öncesidir. Bu gün, Hıdrellezden 17 gün sonra gelen 22 veya 23 Mayısa rastlar. Yüzyıllar boyunca bu topraklarda kutlanan bütün Bahar Bayramları gibi, Hıdır Nebi de babadan oğulla intikal eden adet, gelenek ve itikatların bir örneğidir. Bu topraklarda da giren yılın bereketli olması için Hıdır Nebi de bir bahar töreni ve geleneği olarak kutlanmaktadır. Çünkü Hıdır Nebi bura Müslüman topluluklarında kışın geride kaldığı ve sıcak günlerin başladığı anlamını da taşımaktadır.
Hıdır Nebi bahar bayramı olarak Hadırlezden sonraki ikinci Salı gününde ki bu gün genelde 15 Mayısa rastlanmaktadır, Prizren’de Bülbüldere denilen mesire yerinde “Naksali” adıyla malum tören ve geleneklerini yerine getirirler. Aynı günde Prizren halkının büyük bir bölümü yanı sıra Naşec köyü ve çevre karye sakinleri de Grajdanik denilen yerde bulunan Suzi Türbesinde ve çeşmesinde Hıdır Nebi bahar bayramını muhtelif törenlerle, inanç, adet, töre, gelenek ve çeşitli şenliklerle kutlamaktadır.
Hıdır Nebi Bahar Bayramın kutlanmasına değin belgesel verileri toplamak amacıyla bu yöndeki tetkik çalışmalarımızı yürütmek maksadıyla ilkin Prizren’in güneyindeki Bülbüldere semtindeki mesire yerinde uzun zamandan beri Hıdırlezin ikinci Salı gününe rastlayan ve kutlanan “Naksalı” bahar bayramını, 23 Mayısta rom mahallesinde yaşayan romların çok eski zamanlardan beri kutladıkları “Hıdır Nebi” bahar bayramını ve 15 Mayısta Prizren’den 7 km uzaklığındaki Garjadanik denilen yerde bulunan Sozi türbesinde ve çeşmesinde yine Hıdır Nebi adıyla kutlanan bahar bayramının hususiyetlerini teşhir etmeye çalışacağız.
Hıdrellezden sonra gelen ikinci Salı gününde yapılan tören ve şenliklere Prizren halkı “Naksali” adını vermiştir ve bu günü Prizren halkı bir bahar bayramı olarak kutlar. Prizren’de “Naksali” denildiğinde herkesin aklına Prizren “Bülbüldere” mesire yeri gelir. O gün Bülbülderenin günüdür ve Naksali denince, havaların tamamen ısınmaya, ağaçların bahar müteakiben de yapraklanmaya ve ürün vermeye başladığına inanılmaktadır.
Naksali gününde Prizren halkı, eskiden Mahmut Paşa Sarayı civarında ve üzerindeki büyük bir kuytu yere veya bir koyağa çıkar, orda sıcak günlerin gelişini gelenek halini almış muhtelif şenliklerle kutlar. “Saray” boğazının güneyine doğru uzanan yokuşlu bu yerde, o günde insanlar kitlevi bir biçimde gider ve gruplar halinde toplanır, şarkı türkü söyler ve Prizren oyunları oynarlar. Hovarda olan Prizren gençleri burada çalgılar eşliğinde ve seyircilerin önünde kendi marifetlerini gösterirlerdi. Oynanan oyunlarda bardak oyunun has bir yeri vardı. O dönemlerde Naksali şenliklerinde Prizren’in ve “Doğru Yol” derneğinin tanınmış oyuncularından Reşat Lale Vırmiça ve Ömer Latiç’in oynadıkları oyunlar izleyiciler tarafından büyük ilgi görmekteydi. Bunun yanında Irfan Krasniç-Doktor, Elez Sakman, vb. eski Prizrenli hovardaların halkın ortasına okumuş oldukları eski Prizren şarkı ve türküleri büyük ilgi görmekteydi.
O günde gençler, hanımeli ve diğer dağ çiçeklerini toplar, başlarına taç yaparak kızlar etrafında dolaşırlardı. Bülbüldere mesire yeri, sevgililer için çok caiz bir yerdi. O günde Bülbüldere’de her şey satılırdı. Satıcılar oraya daha sabahın erken saatlerinde gelirlerdi, tezgâhlarını kurarlardı. Izgaralarda pişirilen köfteler yanında kıtır, armutlu şeker, kurabiye, gevrek, şeker, çocuk oyuncakları, Prizren krakeri ve başka şeyler de o günde en çok satılan yiyeceklerdir. Hava kararmaya başlayınca Bülbüldere’deki insanlar yavaş yavaş dağılmaya başlardı.
Bugün Naksali bahar bayramı tören ve geleneğinin çok nadir ve sadece bu semtten giden az sayıda kişiler tarafından kutlandığını söylemek gerekir. Biz de bu günün şerefine 15 Mayısta öğrencilerimizle Bülbüldere mesire yerini ziyaret ettik ve bu güzelim yerin eteklerine çıktık ve zamanında kalabalık bir şekilde ziyaret edilen bu yerleri fotoğrafa alarak sizlere takdim ediyoruz.
Osmanlı döneminin ilk ve gelişme dönemlerinde Osmanlı akıncıları olarak da gösterilen romların katılmış oldukları savaşlar esnasında göstermiş oldukları yiğitlik ve vermiş oldukları çok sayıda şehitler nedeniyle, o zamanda Akıncı başından veya Osmanlı devleti tarafından bir sancağın hediye edildiği ve savaşlara bu sancakla katılmaları sağlanmıştır diye rivayet edilmektedir. Bugün Terzi mahalle semtindeki Rom mahallesinde faal gösteren Rufai Tarikatı şeyhi, Şeyh Nevruz’un her yıl kutladıkları Hıdır nebi törenleriyle ilgili vermiş malumatların içeriğinde yer alan bu bilgilerin devamında şunlar da denilmektedir: Uzun zaman geçmesine rağmen bu sanacak gün bugün halkımız tarafından kutsal bir sembol olarak korunmaktadır ve bütün yıl saklı olurken her yıl 22 veya 23 Mayısta Hıdır Nebi denilen gününde çıkarılarak Rom halkının mevcudiyetini belirtme anlamında yapılan törende dalgalandırılmaktadır.
Rom halkı 22 Mayısın sabah saatlerinde Lez Baba türbesine kalabalık bir şekilde giderler ve o günü ve geceyi Lez köyünde yani Lez baba türbesi etrafında buraya gelen diğer Müslümanlarla birlikte kalarak o günü muhtelif şenliklerle bir bahar bayramı olarak kutlarlar.
O günde Lez Baba türbesi etrafında Hıdır Nebi günü şerefine büyük şenlikler düzenlenir. Pilavlar pişirilir, kuzu veya koyun kızartılır, ateş üzerinden gelenek halini almış atlamalar yapılır.. Ömer Baba türbesine adak için girilir ve asırlardan beri korutulan ve kutsal bilinen yeşil sancak türbedeki Ömer Baba sandukası üzerine serilir. O gün bazı kişiler Lez köyünden yaya olarak 2-3 saat uzaklıkta bulunan Cerman Kuyusuna giderler ve onun da etrafında oyunlar, şarkı ve diğer şenlikler yaparak adaklarını kuyu civarındaki Kesik Baş türbesinde yaptıktan sonra muratları olmaları için kuyuya taş atar, muratların ve adaklarının kabullenmesi için de kuyudan kuşların çıkmasını bekler ve kuyudan kuş çıkarsa, adağın yerine geldiğine inanır.
Lez Baba türbesinde bütün gece hiç uyumaksızın şenlikler yapılır, Şarkı türküler, maniler ve diğer oyunlar oynanılır, çeşitli yemekler yenilir. Ertesi gün sancak türbeden çıkarılır kafile bir araya gelince geri dönmeye başlarlar. Sancağı taşıyan kafile başına geçer ve onu diğerleri takip eder. Dönüş esnasında müzik hiç durmaz ve bütün yolculuk şenliklere geçer. Herkes şarkı söyler, oyunlar oynar ve gülüp eğlenir. Kafile Prizren’e gelir ve Rom mahallesine kadar bu şenlikler devam eder. Bu şenlikler Rom mahallesinde gece yarısına kadar sürer ve ondan sonra Sancak törenle kalıplanarak özel bohçaya atılır. Korunacağı evin sahibine yani bayraktara teslim edilir ve böylelikle Hıdır Nebi töreni akşamın bu geç saatlerinde sona erer. Hıdır Nebi gününde genelde küçükbaş havyalar da kurban olarak kesilir, Lez köyünden dönerken Toçila çeşmesinden geçilir ve bu çeşmeden de su alınır ve bütün Rom mahallesi sakinlerine dağıtılır.
1999 Kosova olaylarından sonra Romlar tarafından Hıdır Nebi bahar bayramı hala kutlandığını beyan ederken, eskisi gibi Lez Baba türbesinde değil sadece Rom mahallesinde kutlandığını da söylemek gerekir. 22 Mayısta yine sabahın erken saatlerinde Sancak çıkarılarak büyük törenlerle mahallenin çeşitli sokaklarından geçirilerek Lez köyünden dönmüş gibi benzeri yapılmaktadır ve önceleri gibi bütün gün ve gece değil sadece o günde birkaç saat süren törenle kutlanmaktadır. Bugünde de gelenek halini almış bütün adet ve gelenekler yapılmaktadır, fakat daha sınırlı bir biçimde. Tören bittikten sonra Sancak yine kalıplanarak ertesi yıla kadar korunmaktadır.
Prizren halkı da Hıdır Nebi bahar bayramı için önceden hazırlıklar yaparlar. Evler temizlenir, çeşitli yemekler pişirilir. 23 Mayısta yukarıda belirttiğimiz gibi, Prizren halkının büyük bir çoğunluğu Lez köyündeki Ömer Baba türbesine gider ve orada kendi adaklarını kurban kesmekle, türbe içinde mum yakmakla, para ve eşya vermekle, dua ve Lez Baba kabri üzerinde yaslanma ile diğer adaklarını yaparlar. Gelenler türbe etrafında yapılan muhtelif eğlencelerde şarkı, türkü ve müzik eşliğinde Prizren oyunlarını oynarlar. Akşamleyin yine büyük şenliklerle ve bütün yol boyunca şarkı ve türkülerle Prizren’e dönerler.
Naksali yanı sıra Prizren halkının büyük bir bölümü Hıdırlezin ikinci haftasının Salı gününde ki bugün 15 Mayısa rastlamaktadır, Prizren’den 8 Km. uzaklıkta bulunan Naşeç köyünün yakılığındaki Grajdanik denilen yerde bulunan Suzi yerine gider. Orada da Hıdır Nebi şerefine büyük şenlikler düzenlerler. Suzi’nin “Delikli Taşı”, Suzi Türbesi, Suzi Çeşmesi ve Kurban Taşı etrafında insanlar büyük eğlence tertip ederler. İnsanlar gruplar halinde zamanında Suzi değirmenin bulunduğu açıklık yerde veya çeşme ve delikli taş yanındaki boş yerlerde öbek öbek oturur, yemekler pişirir, şarkı türkü söylerler. Adaklar mum yakmakla, kurban kesmekle ve dualar okumakla gerçekleşir. Bu adakları daha fazla çocuğu olmayan yeni evliler, evlenme çağına gelmiş ve bahtının açılmasını bekleyen kızlar, Suzi Türbesinde çeşitli dileklerde bulunarak yaparlar. En önemlisi ise Delikli Taştan geçmenin düzenlenmesidir. Efsaneye göre bu taştan üç defa geçen kişinin kötü ruhlardan arındığı, günah işleyenlerin ise delikli taş içinde sıkışık kalacağına inanılmaktadır. Ona giren kolaylıkla çıkarsa, muradına ermiş sayılır, aksine sıkışık kalırsa muradına ermez olur. Suzi mekânlarını bakan türbedar, adak için gelen kimselere sırma tastan Suzi Çeşmesinin suyunu içirir. Bu suyun şifalı ve insanlara umut verici olduğuna inanılır.
Suzi vakıfnamesinde Grajdanik denilen bu yer Suzi'ye, Yavuz Sultan Selim tarafından 1512-1520 tarihli "Temlik name" ile bir Çiftlik olarak, Prizren'de bulunan mescit ile dershanenin idaresi için vakf edildiği tefhim edilmektedir. Geçmişten günümüze kadar kalan bu çiftlik Prizren halkında "Suzi'nin yeri veya çiftliği" olarak malumdur. Bu yerde aynı zamanda: Suzi'nin Prizren'den getirdiği su kanalı veya halkta bilinen "Suzi Deresi", sol tarafta "Suzi Çeşmesi" onun üzerinde "Delikli Taş" ve Kurban Taşı" bulunmaktadır. Derenin sağ tarafında ise "Suzi Türbesi" denilen bir mağara ve zamanında dere üzerinde "Suzi Değirmeni bulunmaktaydı. .
Prizren ve yöre halkı uzun yıllardan beri bir gelenek olarak bu yerde her yıl sadece iki gün olmak üzere, iki bahar bayramını kutlamaktadırlar. Her yıl 15 Mayısta yöre halkı buraya gelip baharın geldiğini büyük şenliklerle kutlamaktadırlar. Aynıca 2 Ağustosta "Ali Günü"nü de törenli bir şekilde kutlanmaktadır. Geçmiş yıllarda bu kutlamalar büyük bir çoğunluk ve kalabalıkla gerçekleşirken, bugüne dek devam eden bu kutlamalar artık çok az sayıda gelen kişilerle gerçekleşmektedir. Zamanında buraya sadece bu belli günlerde değil hafta sonunda da piknik için çoğu kişi ve ailelerin geldiği malumdur.
"Hıdır Nebi" ve "Ali Günü" olarak belli edilmiş bu günlerde buraya gelen aileler veya kişiler, burada bütün gün kalırlar, adaklarını-nezirlerini, mum yakmakla, para ve eşya vermekle, kurban kesmekle yerine getirirler. Burada gün boyunca yer içer, akşamleyin evlerine dönerler. Burada adak edenler okunan duadan sonra özel bir sırma tasıyla "Sozi Çeşmesi" suyundan da su içerler ve tas içinde yazılan duayı okurlar o günde bu tas Suzi Çeşmesi yanında durmaktadır. O günde bu çeşmeden içen suyun şifalı olduğuna inanılmaktadır.
Suzi Çeşmesi, çok basit bir çeşmedir ve her zaman suyu boldur. Yaz günlerinde buralardan geçen köy sakinlerine ve çobanlara temiz ve soğuk suyuyla hizmet vermektedir. Çeşmenin dere taşlarından yapılan duvar halinde bir ana gövdesi vardır. Gövdenin üst kısmı yerle hem yüzey olup, zeminden 100 cm yüksekliktedir ve tek muslukludur. Kurnası yoktur. Kenarlarında iki büyük taş bulunmaktadır. Çeşme, dere kıyısından dört metre uzaklıktadır.
Suzi Çeşmesinin hemen üstünde yer alan "Kutsal Delikli Taş" halk arasında "Sozi'nin Taşı" olarak da malumdur. Delikli Taş yanında mumların yakıldığını ve kurbanların kesildiği görülmektedir. Delikli Taş aslında kare biçiminde bir yarıktan ibarettir. Bir tarafı daha dar, diğer tarafı daha geniştir. Bu delik ise kaya içinde kendiliğinden oluşturulmuş bir boşluktur. Bu yerin diğer kutsal yerlerinin gibi beyaz kireç ile badanalandığına tanık oluyoruz.
Kutsal “Delikli Taş”ın tam karşısında, yani Suzi deresinin sağ kıyısında ve halkta, "Sozi Baba Türbesi" denilen bir mağara vardır. Ziyaret esnasında burada erimiş mumların yakıldığını görüyoruz. Bu yerin de beyaz kireç ile badanalandığı görülmektedir. Türbeye Suzi Deresi üzerinde yapılan basit ahşap köprüden geçilir. Bu yarıklık 5-6 metre yükseklikte olmakla alt kısmın 50 cm, üst kısımlarının da 60-70 cm genişliğinde olduğu görülmektedir.
Sozi Baba Türbesi için işittiğimiz efsanede, "bu taşın ya da dağın, Hz. Ali tarafından yarıldığı bildirilir. Burayı zamanında Hz. Ali düşmanlardan kaçarken, kılıcıyla yarmış ve içine girip saklanmıştır" diye rivayet edilmektedir. Biz bu rivayeti Cerman Kuyusi Efsanesi belgeselinde ayrıntılarıyla bildirdiğimizden dolayı burada bir daha anmaya hacet görmüyoruz.
Bu yerden biraz daha uzaklıkta 1980 yıllarına kadar küçük bir değirmenin de var olduğunu ve halka hizmet verdiği vakıfnameden malumdur. Halkta "Sozi'nin Değirmeni" olarak bilinen değirmenden, bu yerde bugün sadece kimi taş kalıntıları kaldığı görülmektedir.
Grajdanik'te Suzi'nin vakfı olarak bilinen Suzi Deresi de yer almaktadır. Yaz aylarında az ve temiz suyuyla anılan derenin kış aylarında karların erimesiyle kimi zaman coştuğu da vurgulanmaktadır. Ocak ayında yapmış olduğumuz ziyaret esnasında derenin büyük olduğu nedeniyle karşı tarafa köprüden geçtik. Bu derenin iki büyük bayırın vadisinden geçtiğini, zamanında Suzi'nin Prizren'de yaptırmış olduğu su kanalından meydana geldiği malumdur.
|