|
DOĞUMLA İLGİLİ ADET, İNANMA VE GELENEKLER
Halk kültürü, kısaca adına adet ve inanmalar dediğimiz davranış kalıplarının tümüdür. Bireyin toplum içerisindeki yaşantısında, diğer bireylerle ve gruplarla olan ilişkisinde bu davranış kalıpları düzeni ve uyumu sağlar. Bunlar, toplum yaşamında varlıklarını sürdüren, yazılı olmayan, ancak o toplumda yaşayan bireylerce uyulması gereken kısaca gelenekler ve görenekler diye de adlandırabileceğimiz sosyal toplumsal normlardır.
Bunlar, yaptırım güçleriyle kimi zaman zorlayıcı ve kınayıcı kimi zaman da özendirici ve ödüllendirici tepkileri ile toplumda bireyler üzerinde baskı kurarlar. Birey içinde yaşadığı toplumda bunlara uyduğunda çevresi tarafından onaylanacağını, uymadığında ise kınanacağını veya cezalandırılacağını bilir.
Halk kültüründe geçiş dönemleri diye adlandırdığımız doğum, evlenme ve ölüm dönemleri, bireyin yardıma ihtiyaç duyduğu dönemlerdendir. Bu nedenle, bireyi bu hassas döneminde çeşitli tehlikelerden korumak, onu kutsamak ve yeni dönemine hazırlamak için her toplumda yüzlerce adet ve inanma uygulanır. Uygulanan bu adet ve inanmalar, bireyin içinde yaşadığı toplumun halk kültürünü oluşturur.
Biz bugüne kadar halk kültürümüzden Bahar bayramları ve düğün törenleriyle ilgili gelenek ve görenekleri dile getirmeye çalıştık. Tefrikamızın bugünkü ve ileriki bölümlerinde doğumla ilgili adet, inanma ve gelenekleri dile getirmeye çalışacağız. Biz bu geleneklerimizi: Doğum öncesi, Doğum sırası ve Doğum sonrası olmak üzere üç ana başlık altında incelenmek için, bu konular üzerinde bilgi sahibi olan birkaç yaşlı kadından yanı sıra ailemizde hayatta olan yengelerimizden aldığımız malumatları teferruatlı bir biçimde dile getirmeye çalışacağız. Umarım hepsini kapsamış durumdayız belki de bazı eksiklikler olabilir ancak biz bu eksiklikleri yine Prizren’de semtlere göre bu adetlerin bazı değişikliklere uğradığında görüyoruz. Bunu derken bugün Prizren’de bu adetlerin belki de çoğu yapılmamakta, ama çoğunun hala capcanlı olduğuna biz yanı sıra okuyucularımız da tanık olacaktır.
Doğum öncesi
Doğum öncesi gelenek görenek, adet ve inanmalara yönelik uygulamalar; kısırlığı giderme, hamile kalma, hamilelik, çocuğun cinsiyetini anlama, hamilelik esnasında hamile kadının kaçındığı davranışlar etrafından yoğunlaşmaktadır.
Doğum gelenekleri evlenmiş olan kadının gebe kalmasıyla başlar. Dolayısıyla gebelik doğum gelenek ve göreneklerimizin ilk ve en önemli unsurunu oluşturur. Bir kız evlendi mi hemen gebe kalmak ister bu sadece onun değil evdekilerin de isteğidir. Sebebi de genç kadının ve erkeğin evlat sahibi olması yanında, kız ve erkek aile yaşlılarının yani dede ve anneannelerin de torun sahibi olmak istemleridir. Bu yanı sıra Prizren’de çocuk sahibi olmak, soyunun sürdürmesinde en büyük unsur olarak algılanmaktadır.
Prizren’de geçmişte doğumlar yaşlı mahalle kadınlarının yani nunaların (ebelerin) yardımlarıyla evlerde yaptırılmakta doğum esnasında yapılan uygulamaların büyük çoğunluğu doğumun kolay olmasına yönelik uygulama ve pratikler oluşturmaktaydı. İnsan hayatının üç önemli safhasından ilki olan Doğumun gerçekleşmesi için ilk safa gebeliktir. Evlenen çiftlerin evliliklerinin en geç 6 ay veya birinci yılında çocukları olması beklentisi vardır. Bu süre içerisinde çocuk olmayınca, eski dönemlerde özellikle geleneksel kültürde halk hekimliği ilaçlarına dayalı çeşitli çarelere başvurulduğu, malumdur. Lakin son dönemlerde bu başvuruların hemen hepsi sönmüş durumda olurken yerlerini doktor başvurularına bırakmıştır.
Kadın, gebeliği ilk önce uygun bir dille kaynanasına bildirir. Daha sonra kaynana bu haberi oğluna ve kaynataya bildirir ve tüm aile bu mutlu olayı kutlar. Daha sonra bu haber kız evine de uygun bir dille bildirilir. Mutluluk haberini duyan her iki aile, doğacak olan bebek için giysiler, yatak malzemesi gibi hazırlıklar yapılır. Eltiler, görümceler, oğlan ve kız annesi, doğum hazırlıklarına başlarlar. Gebe kalan gelinin, artık aile içinde özel bir durumu ve yeri olur ve herkes onunla yaptıkları bütün konuşma ve durumlarda dikkatli davranırlar ve hiçbir konuda onu üzmek istemezler. Genelde bütün isteklerini yerine getiriler. Prizren’de gebe kadın "İki canlı” “hamile” “özürlü" “ağır” adlarıyla tanımlanır.
Evlenmekten geçen birkaç yıl sonra eşlerin çocukları olmazsa ailede şüphe yaratılır. Prizren de geçmişte çocuk sahibi olunamadığı durumlarda kusur çoğunlukla kadında aranmakta, uygulama ve pratiklerin büyük çoğunluğu kadın üzerinde yoğunlaşmaktaydı. Geçmişte bu uygulamalar genel olarak dinsel veya büyüsel nitelikte ve halk hekimliği kapsamına giren pratiklerde aranırken günümüzde tıbbı tedavi alanına giren yöntemlerde aranmaktadır. Dolayısıyla günümüzde ise çocuk sahibi olunamadığı durumlarda kadın ve erkek aynı derecede sorumlu tutulmakta ve birlikte tedavi görmektedirler. Günümüzde de zaman zaman geleneksel tedavi yöntemlerine başvurulmasına rağmen modern tıp yöntemleri ön plana çıkmaya başlamıştır.
Eğer bu yönde yapılan tedaviler de netice vermezse birbirlerini seven evliler aile bozulmasın diye anasız ve babasız kalan küçük çocukları evlatlık alabilirler ve bununla ilgili doğum törenlerini de kendileri doğurmuş gibi gerçekleştirirler. Önceleri ise kısır olan eşini boşamamak amacıyla ve ailenin evlat sahibi olması için, karının isteği ve razısı üzere koca yani erkek ikinci bir kadınla aynı evde evlenir ve her iki kadınla hayatını sürdür. Yeni evlenen kadına “Ortak” denilir. Doğan çocuk her iki kadının çoğu olarak nitelendirilir.
Kadının hamile kaldığı andan itibaren, karnındaki çocuğun annenin bütün davranışlarından etkileneceği yönünde hamile kadının kaçınmaları ve yapması uygun görülen bazı davranışlarla ilgili inanışlar ve durumlar vardır. Ki bu inanışlar hamile kadını bir takım davranışları yapmaya ve yapmamaya zorlamaktadır. Belli bir gebelik ayına giren kadın evin eşiği veya saçağı altından daha ileri çıkmaz. Zaruri durumlarda ise mutlaka bir kişinin eşliğinde sokağa veya başka bire çıkıp gidebilir.
Gebelik süresince hamile kadın kötü olan şeylere bakmaz, gizli, saklı olan hiçbir şey yemez ve yalan söylemez. Eğer böyle bir şey yaparsa, doğuracak olan çocuğun yüzünde lekelerin meydana geleceğine inanılır. Gebelik esnasında hamile kadının önünde hiçbir şey yenilmez. Yenilirse ona mutlaka ikram edilir. Aynıca hamile kadının yanında mevsim itibarıyla mevcut olmayan yemiş ve zerzevatlardan da imrenmesin diye konuşulmaz. Çünkü böyle bir durum karşısında kalan hamile kadının aç gözlü çocuk doğuracağına inanılmaktadır.
Hamilelik döneminde gebe olan kadının hep iyi şeyler düşünmesi ve yapmaması dışında yapılan bütün diğer davranışlar onun karnındaki çoğu da kötü anlamda ekileceğine inanılmaktadır. Örneğin: hamile kadın sakat bir kişiye hayretle bakarsa, karnındaki çocuğunun da sakat doğacağına inanılır; Bir kimseyi mezelerse ve o kişinin hakkında kötü şeyler veya gıybet yaparsa, doğacak çocuğun da aynı özellikleri alacağına inanılmaktadır; Ziyaret esnasında ölüyü cesedi seyreden hamile kadının, cansız çocuk dünyaya getireceğine veya doğuracak olan çocuğun cenaze yüzlü gibi sarımtırak yani toprak renginde olacağına inanılır. Lakin cenaze ziyaretine gitmek zorunda kalan hamile kadın, sihre kapanmamak maksadıyla, kaynanası tarafından başparmağı kırmızı iplikle sarılır.
Hamile kadın doğumun son ayına girdiği dönemde katiyen baba veya anne evine gitmemeli. Çünkü baba evinde hala evlenmemiş olan kardeşinin erkek çocuğa sahip olmayacağına veya evde bir aile üyenin ölümüne sebep olabilir diye inanılmaktadır. Çocuğun ağır ayaklı ve doğumun zor olmamsı için hamile olan kadın annesi ile hiç görüşmez. Aynıca doğum ayına girmiş olan hamile kadının evine misafir de gidilmez.
Yukarıdaki sayılanların dışında birtakım olumlu uygulamalar da vardır ki bunlar da aynı çıkış noktasından kaynaklanan olumlu istekle yüklü olan davranış biçimleridir. Bu yönde hamileliğin iyi geçmesi ve doğumun iyi olması için hamile kadından yapması istenilen bazı davranışlar da vardır nice ki: aya veya gökyüzüne ve güzel kimselere bakması, gül koklaması ve nadir olan meyve ve diğer şeylerin yenilmesi vb.
Hamile kadın dokuz aydan geçen daha 10 gün sonra doğum yapmazsa, doğum yollarının kapanık olduğuna inanılır ve bu durumu gidermek için, ilkin üç köprüden geçirilir ve sonra da mahallenin çeşmesinden su içirilir. Uç köprüden ve çeşmeden su içen hamile kadının üç günde akan su gibi kolaylıkla doğum yapacağına inanılmaktadır.
Ana karnındaki bebeğin ters yönde olduğundan dolayı normal sürede doğumun olmadığına inanıldığı için hamile kadının ailesi tarafından “Tezcir Baba” türbesine gömlek (mintan) götürülür. Götürülen gömleğin ters tarafı mezar üzerine serilir, bir süre durduktan ve dua okunduktan sonra, mezar üstündeki gömlek yüzüne çevrilip alınır ve evde doğum yapması beklenen hamile kadına giydirilir. Artı Doğum yollarının açılması için evde mevcut olan bütün sandıklar, dolaplar, yüklükler, kapılar ve kilitler açılır. Anahtarı kaybolmuş olan bir kilit varsa onu suya atarlar ve daha sonra bu su ile doğumu bekleyen gebe kadını yıkarlar. Geç kalan doğumun başlaması için “Fadime Ana Eli” çiçeği suya atılır, bu çiçek suda açılınca aynı su hamile kadına içirilir. Bu yönde gebe olan kadının ekmek turalarıyla kuşları beslemesi de tasfiye edilir.
Hamilelik döneminin en önemli konularından birisini de doğacak çocuğun cinsiyetinin saptanması ve öğrenilmesi. Tıbbi açısından günümüzde bu konu bir sorun olmadığı için, çok daha önceleri bu sorunun çok önemli olduğunu vurgulamak gerekir. Bu yüzden çok daha önceleri hamile kadının karnında bebeğin cinsiyetini anlamak için yapılan muhtelif adet ve yorumlar arasında: kadının fiziksel görünümü, yedikleri, davranışları, çocuğun ana karnında oynama süresi, sancının geliş biçimlerine göre değerlendiriliyordu.
Bu durumlar yanı sıra çocuğun cinsiyetini anlamak maksadıyla, odada, şilte veya minderin altına, bir tarafta makas diğer tarafta ise bıçak gizlenir. Hamile olan kadın odaya girdiğinde saklı olan makas üstüne oturursa kız, bıçağın saklı olduğu yerde oturursa erkek çocuk doğuracağına inanılmaktadır. Prizren’in Kurila semtinde, kadın gebeliği sırasında al yanaklı ve güzel yüzlü ise, oğlan, karnı büyük ve yukarıda ise, kız doğuracak şeklinde yorumlanır. Aynıca yeni doğum yapmış bir annenin, hemen doğumdan sonra gebe kalırsa, erkek doğuracağına inanılır. Gebeliğin üç ayına kadar, hamile kadının karnındaki bebeğin erkek olması için Kuran okuturulur.
Doğum sırası
Doğumun ailede yarattığı sevincin eşe dosta duyurulması ve paylaşılması çevresine oturan köklü bir gelenektir. Doğum dünyanın her yerinde olduğu gibi Prizren’de de her zaman mutlu ve unutulmayan bir olay olarak kabul edilmiştir. Dünyaya gelen her çocuk sadece anne babanın değil aynı zamanda akrabaları, komşuları ve geniş aile efradını sevindirmektedir. Çünkü her doğum ailenin akrabaların soyunun, sayısını artırarak devamlılık sağlanmaktadır. Dolayısıyla sayının artması gücün ve dayanışmanın artması bakımından büyük önem taşımaktadır. Özellikle küçük topluluklarda ve etnik gruplarda aileler nüfuslarının çokluğu oranında kendilerini güçlü ve dayanıklı hissetmektedirler. Halkımızda yaygın olan “çocuk ailede ocağı tutturur” sözü de Prizren Türk toplumunun bu konudaki değer yargısını ve aileye bakış açısını ortaya koymaktadır.
Diğer bir boyutuyla incelendiğinde, doğum kadına duyulan saygınlığı artırdığı gibi, onun aile, akraba ve grup içerisindeki yerini de sağlamlaştırmaktadır. Baba ise evlat sahibi olarak geleceğe güvenle bakmakta, aynı zamanda da akrabaları ve yakınları arasında saygınlık kazanmaktadır. Çünkü çocuğu olmayan kadın yakınları tarafından ne kadar küçümsenirse, erkek de aynı şekilde çevresinden gelen baskının erkek yerine konulmamanın toplumsal ve ruhsal ezikliğin duymaktadır. Bu yüzden doğum veya evlat sahibi olmak Anaya benlik ve bütünlük, babaya güven, aileye güç kazandıran ve yaşamın başlangıcı olarak nitelendirilirken insan unsurunda büyük bir ehemmiyet taşımaktadır.
Yaşamın başlangıcı olan doğum en önemli geçiş dönemlerinden olup, gelenek, görenek, adet ve inanmalar doğum öncesinden hatta çocuk sahibi olma isteğinden başlayarak birtakım adetlere uymaya bu adetlerin gerektirdiği işlemleri yerine getirmeye zorlamıştır. Böylece doğum daha önce belirttiğimiz gibi annenin gebe kalma isteğinden başlayarak, yüzlerce âdetin, inanmanın, dinsel ve büyüsel özlü işlemin istilasına uğrayarak adeta onlar tarafından yönetilmektedir.
Gelinin oğlan evine geldiği ilk gününde kucağına bir çocuk, özellikle erkek çocuk verilir. Gerdek öncesi gelin yatağında bir erkek çocuk yuvarlatılır. Yapılan bu işlemler gelinin çocuk doğurmasının aile içinde önemini belirten davranışlardır.
Günümüzde Prizren’de doğumlar genelde hastanelerde yapılırken, geçmişte doğumlar evde ve mahallenin belli ve yaşlı kadınları tarafından yani “nuna” dediğimiz ebeler tarafından gerçekleşmekteydi.
Sancıların başlamasıyla gebe olan kadın kimsenin olmadığı bir odaya götürülür ve doğum başlamadan önce yanlarına sıcak su, makas veya jilet, iplik, leğen ve doğum için gereken diğer malzemeler hazırlanır. Tabi ki burada doğumu yapacak “nuna” kaynana ve yardım için daha bir yakın da bulunur. Doğumun iyi geçmesi için bu esnada hamilenin sırtı ve karnı da sıvalanarak ovulur.
Doğacak çocuğun nunaya benzeyeceğine inanıldığı için, nunanın akıllı, bilgili dürüst, bir kadın olmasına dikkat edilir. Doğan çocuğun göbeği kırmızı veya beyaz iplikle bağlanır Göbek bağı ise özel yapılmış bıçakla veya kaynatılmış jilet ile kesilir. Çocuğun birkaç nesil ve kuşak yetiştirmesi için bu bıçak kapı sövesindeki aralığa geçirilir ve bir müddet orada kalır. Doğumdan birkaç gün sonra kuruyan çocuğun göbek kabuğu emin ve gizli bir yerde korunur. Doğum esnasında erkek çocuk annesinden utandığı için yüzükoyun, kız çocuk ise sırtüstü doğduğuna inanılmaktadır.
Doğum Sonrası
Çocuğun uzun ömürlü olması için, doğan çocuk bir kalbura veya eleğe konulur ve mahalleye çıkarılır, sokaktan ilk geçen kadından göbeğin kesmesi islenir. Yeni doğan erkek çocuğu unların bulunduğu niçvaya (un sandığına) götürülür, bıyıkları ağarıncaya kadar uzun ömürlü olması için, undan bıyık yapılır. Aynıca uzun ömür için yeni doğan çocuğun önünden kaynatılmış iki yumurta da kırılır. Doğumdan hemen sonra haberi duyan kız anası kızını görmek için damattın evine gelir ve burada haşlama gününe kadar kalır.
Bu adetler yanı sıra doğan çocuğun ömürlü olması için nikâhlı olan 40 erkekten para toplanır ve bu paralarla uzun ömürlülüğün simgesini oluşturan olan mavi taşlı gümüş bir küpe satın alınır ve çocuğun sağ kulağına takılır. Ziyaret esnasında toplanan saçılık paralarıyla uzun ömürlülüğün simgesi olan bakırdan veya topraktan işli bir mutfak kabı da alınır ve bu kap özel bir yerde korunur. Çocuğun altın gibi uzun ömürlü olması yönünde doğum haberini ilk duyan kişi elini altın bir eşyaya sürer. Genelde erkek çocuğun uzun ömürlü olması için, düşen göbek parçası özel bir yerde korunur.
Dünyaya gelen bebeğin rağbetli ve kıymetli olması için annenin sağ memesinden altın yüzük içinden süt emzirilir. Doğumdan üç gün sonra yapılan ziyafette sofraya oturan misafirler çocuğu elden ele taşır ve sonunda rafa kaldırırlar. Bu davranışla erkek çocuğun kıymetli ve rağbetli, kız çocuğun da uğurlu olacağına inanılır. Çok daha önceleri haşlama ziyafeti olarak adlandırılan bu olayın gerçekleşmesi, bir annenin çok çocuk sahibi olacağına da inanılmaktadır.
Doğan çocuğun nafakalı olması için ilk yıkandığında teknenin kenarına para konulur, yıkanacak suya ise metal para atılır ve bebe yıkanmaktan sonra bu paralarla ekmek satın alınır. Çocuğa ilk süt verildiği anda, anne bu ekmeği çocuğun başına sürdürür. Çocuğun ezilmesin ve öksüz kalmaması için ana ve baba arasında yatırılmaz. Bunun için önceleri doğacak olan çocuk için beşik yaptırılır ya da satın alınır ve çocuk beşikte uyutulur. Çocuğun sevda1ı, hoş ve sempati olması için ilk üç gün yıkandığı suya bir avuç tuz ve bir avuç şeker, yumurta da atılır.
Doğan çocuğun adsız ölmesinden korkulduğundan dolayı, çocuğa üç gün içinde isim konulur, çünkü adsız ölen çocuk imansızdır. Anne-baba, çocuğuna adını kendileri koymaz, aile büyüklerine bırakırlar. Ad, ailenin en yaşlı kişisi tarafından, üç tekbirden sonra koyulur. Erkek çocuğa ilkin peygamberin adı, kız çocuğa ise Fatime ananın adı verilir. Bundan sonra ise çocuğa hayat boyunca taşıyacağı isim verilir. İsim çocuğun kulağına söylenerek verilir. Doğan ilk erkek çocuğa büyük atasının yani dedesinin, kız çocuğa ise büyük annesinin yani ninesinin adı koyulur. Daha önceleri ölmüş ataların adları verilirken günümüzde yeni adlar verilmektedir: Özlem, Özgür, Sevgi, Barış, Umut, Yeşim, Pınar, Irmak, Deniz, Hülya vb. gibi adlar konmaktadır. Eski ve geleneksel Osman, Murat, Ali, Fatma, Veli, Gülsüm, Emine, Zeynep, Hasan, Hüseyin gibi isimler daha az konmaktadır.
Daha önce çocukları ölen annenin yeni doğan çocuğuna dayanıklılık, güçlülük, yiğitlik anlamına gelen ve bunları belirleyecek olan isimler konulur nice ki: Yaşar, Durmuş, Kurtiş, Dursun, Arslan gibi isimler koyulur. Arife gününde doğan erkek çocuğa Arif, kız çocuğa Arife adı koyulur. Bayram gününde doğan erkek çocuğa Bayram, Ramazan’da doğan çocuğa Ramadan veya Ramazan, kadir gecesinde ise doğan çocuğa Kadir veya Abdülkadır vb. isimler takılır. Önceki çocukları kız olan anneler, oğlan doğursun diye kızlarına, Yeter, Soner, Sogül gibi adlar verir. Yeniden kız doğarsa Kısmet adı verilir. Aynıca hep kız doğuran bir anne çocuk doğursun diye son doğan kızın göbeğini (düştükten sonra) pazar günü, pazarda satılan buğdaylar içine satılmak için sokar. Satılsın diye şöyle niyet eder: “Kızları satıyorum oğlanları satın alıyorum”. İlk defa doğum yapan ve kız çocuğu doğuran annenin, ikinci çocuğunun erkek olması için, doğumdan kırk gün sonra armut ağacı altında yıkanır ve doğan çocuğu koruyan göbek bağının bir parçasını ekmekle birlikte yer. Çocuğu yaşamayanlar ise doğan çocuklarına, Durmuş, Dursun adı verilir.
Ölü doğan çocuğa da imansız gitmesin diye ad verilir ve yıkandıktan sonra toprağa defnolur. Vakitsiz doğan çocuk evin temeline gömülür ki genç annenin vücudunda yeni bir çocuk temelinin tutulacağına veya kısa zamanda gebe kalacağına inanılmaktadır.
Önceleri yapılan doğumlardan hemen sonra doğan çocuğa sarılık hastalığı belirir, öyle ki bebeğin ilk günlerde gelişmesi için bu hastalık onu sıkar. Bu hastalığın ortadan kaldırılması için çocuk, soğan kabuklarının atıldığı su ile bir dönem yıkanılır. Sarılık hastalığı daha geniş çapta ve ağır ise, o zaman ölen bir kadından kalan miras küpeleri suya atılır ve bu su ile yıkanan çocuktan sarılığın çekileceğine inanılmaktadır. Aynıca yeni doğan çocuğun sarılığa kapılmaması yönünde, anne, kırk gün sırtını çocuğa çevirmez.
Önceki doğumlarda bazen normal olmayan çocuklar da doğardı. Fakat bunlar uzun yaşamazdı. Bu ab normal doğumlardan “kanat veya kâinat çocuğu” örnek olarak gösterilebilir. Normal doğmayan bu bebeğin özellikle kolları yerine kanat biçiminde bir vücut kısmı vardır. Bu çocuğun vücudu annesi ve nunasından başka hiç kimseye gösterilmez, çünkü bu doğan çocuğun vücudunu gören diğer kişilerin ölümle karşılaşacaklarına inanılır. Bu çocuk kanatları olduğuna kadar yaşar, öğrendiğinde hemen ölür fakat yaşadığı zaman diliminde korku nedir bilmez ve üstün bir güce sahiptir.
Prizren’de yeni bebek doğuran kadına loğusa denir. Doğumdan önce loğusa yatağı özel olarak hazırlanır. Bu yatak genelde doğuran kadının evlilikte getirmiş olduğu çeyizleriyle el işiyle yapılan tentene, nakış, yelpaze, çarşaf, yastık örtüsü, yorgan ve yorgan örtüsü gibi süslerle donatılır. Loğusanın gebelikten önceki durumuna veya vaziyetine gelmesi için, üç gün sonra pirinç ve kantar topuzunun batırıldığı su ile yıkanır. Doğumdan sonra loğusaya karnı büyümesin diye çok su verilmez, artı karnı bir çarşafla sıkılır ve bağlanır. Loğusa bu bağ ile birkaç gün kalır. Eğer loğusanın karnında ağrı olursa ona arpa unu, soğan, kepek yoğurarak yakı edilir ve karnına bağlanır. Prizren’de loğusa annesi için “40 gün mezarı açıktır” diye denilir, bu yüzden loğusa annenin bu kırk günde hastalanmamasına, bilhassa, loğusa döneminde “uğramasına” yani cinlere çarpılmasına çok dikkat edilir.
Bu yüzden Prizren Türk toplumunda doğum sonrası gelecek devreye büyük önem verilir. Bu dönemde yeni doğum yapmış kadını ve çocuğunu çevreden gelebilecek her türlü zararlı etkilerden korumak için birtakım tedbirler alınır. Özellikle doğumdan sonraki kırk gün içerisinde; anne ve çocuk için çeşitli dinsel ve büyüsel adetler uygulanır.
Sütü kaçmasın diye loğusa kırk gün evden ve evin eşiğinden dışarı çıkmaz, ağır kaldırmaz, ayrıca 40 günlük süre içerisinde eşiyle yatmaz, odada yalnız bırakılmaz. Deneyimli bir kadın “görümce, kaynana, anne” gibi kişiler hep yanında bulunurlar. Çünkü bunlar Çocuğun beslenmesi, temizliği, sağlığı ve annenin sağlığıyla ilgilenirler.
Eğer dışarıya mutlak çıkması gerekirse başını başlıkla örter. Kırk gün uzaklara ve dağlara bakmaz, yüzüne makyaj yapmaz, ayna önüne çıkmaz. Ziyaretçilere ve misafirleri “güle güle” diyerek uğurlamaz, şahsen eşyası da başka bir kimseye verilmez. Çünkü bu durumlar karşısında loğusanın sütünün kaçacağına inanılmaktadır. Aynıca sütün kaçmaması için, ilk kere gittiği evlerde loğusaya tuz, şeker, soğan, yumurta ve bir parça ekmek verilir. Eğer süt kaçmışsa, sütünün gelmesi için loğusaya mısır ve buğday kaynatılıp yedirilir. Bu da yeterli değilse Kırkpınar’a gidilir ve oradaki 40 pınardan en azından yedi pınar suyuna simit batırılır ve bu batırılan simit loğusaya yedirilir, buradan alınan su da içirilir. Aynıca bir parça ekmek akşamleyin dere köprüsü altına konulur ve bütün gece burada kaldıktan sonra sabahleyin buradan alınır ve loğusaya yedirilir. Loğusanın sütü çok geliyorsa, sütünün kaçmaması için fazlalık veya artan süt bir meyve gövdesine veya saksıya sağılır.
Loğusa anneyi ve bebeği kutlamak için galen misafirlere loğusa lokumu ve şerbeti verilir. Doğum yapan loğusa anneyi kurtulduğu ve dünyaya yeni bir çocuk getirdiği için yakın akrabaları, komşuları, arkadaşları, meslektaşları ve hatırını sayan kişiler ziyaretine gelirler. Gelen misafirler loğusaya ve bebeğe hediyelik getirir, yatağın bir kenarına “saçılık” yani para atar. Saçılık parasından uzun ömürlülüğün simgesi olan bakırdan, gümüşten veya altından bir kap veya süs eşyası satın alınır. En büyük bahşişi ve saçılığı nuna verir. Bu bahşişte en çok loğusaya ve bebeğe akabinde de bebeğin babasına, dedelerine, anneannelerine, teyzelerine, halalarına, dayılarına, amcalarına hediyeler yer alır.
Kırk gün sonra loğusa bebekle ve aile üyeleriyle birlikte Nunanın daveti üzere ilk ziyaretine ve ziyafetine giderler. Kırk günlük bebek, ilk kere gittiği nuna evinin un sandığına götürülür ve ellerle baş üstüne kaldırılır, arkasına da yumurta, tuz, seker, soğan ve bir parça ekmek verilir. Nunadan sonra loğusa kız çocuğu doğurmuşsa bebekle ve ailesiyle birlikte koca soyundan gelen akrabalara ziyafete çağırılır ve gider. Erkek evlat doğurmuşsa kendi yani ana-babası akrabalarına ziyafete çağırılır. Daha sonra bu tür ziyafetler diğer aile yakınları tarafından da gerçekleşir.
Doğumdan hemen sonra loğusanın evine yakınlarından çeşitli şekerli ve şerbetli tatlılar (şekerpare, pasta vs.) ve yiyecek şeyler gönderilir. Bebek kır gün içinde her sabah nuna tarafından yıkanılır. Nunanın yokluğunda bu yıkamayı kaynana da yapar ve her yıkamadan sonra bebek kundaklanır. Eğer çocuk ağlarsa karnında ağrıların olduğuna inanılır, bu yüzden çocuğa “ceviz” kaynatılıp verilir. Bu arada annenin sütü kaçmasın ve hep olsun diye loğusaya özel yemekler ve meyveler de yedirilir.
Kırk gün bitmeden önce, doğan çocuğun evinde, evdekiler tarafından dost, akraba, komşu ve diğer yakınlar için ziyafet düzenlenir ve buna Prizren’de “Babina” denir. Babinaya daha çok kız tarafı çağırılır. Babinada ki misafir sayısı o evin maddi durumuna bağlıdır. Babina müzik eşliğinde yapılır. Önceleri babinaya iki daireci yani defçi çağırılırdı. Burada her türlü Prizren oyunları ve türküleri söylenirdi. Önceki Babinalar bütün gün sürerdi. Babina da gelen misafirlere eski Prizren yemekleri yapılırdı. Hiçbir babina sarmasız, paçasız ve musakkasız ve baklavasız olmazdı. Babinaya gelen misafirle doğuran anne ve bebek için hediyeler getiridi. Babina gününde loğusa anneye Prizren kadın kıyafetleri giydirilir: sırmalı yelek, çityan, buruşuk gömlek (mintan). Daha sonra loğusa anne doğuran bebeği ile birlikte yatakta yatar ve oradan babinanın bitmesine kadar kalkmaz.
Çocuğun bir yaşı olmadan önce saçı kesilmez. Saç kesme törenli bir biçimde yapılır ve saçı kesen kişiye çocuğun “kumesi” denir. Hayatında hırsız olmasın diye çocuğun yaşı dolmadan önce tırnakları kesilmez. Tırnakları kesilmeden önce zengin olsun diye çocuğun ellerini babasının para bulunduğu cebine sokulur. Kesilen tırnaklar ayakla basılmayan bir yere veya toprağa atılır. Çünkü insanın topraktan olduğuna ve toprağa dönüşeceğine inanılmaktadır. Doğan çocuğun ilk dişi çıktığını gören kişiye hediye verilir oda bu başkişi çocuğa verir. İlk çıkan dış için ailede pilav yapılır ve çocuğun başı üzerinde yenilir.
Bir yaşına varan ve yürümeyen çocuğun yürümesi için, ayaklarının başparmakları kırmızı bir iplikle bağlanır ve Cuma namazından çıkan bir cemaat tarafından kestirilir. Belli bir zaman sonra konuşmayan çocuğun konuşması için, dili değirmen taşının çalaklarına yapıştırılır. Prizren’de “değirmen taşı” veya “çalak gibi konuşuyor” deyimi buradan çıkmıştır. Aynıca konuşmayan çoğun konuşması için mahalle camisinde bir tas dolu olay suya hoca tarafından dua okunur ve o su çocuğa içirilir. Bu da yeterli değilse çocuğa bülbül suyu içirilir ve bundan kısa bir zaman sonra çocuğunun konuşacağına inanılmaktadır.
Zayıf ve zor gelişen çocuğun gelişmesi için, çocuk bugün Prizren mezarlığının girişinde, önceleri Kurila mezarlığında bulunan ‘Sofi Baba” türbesine götürülür ve orada beş dakika yalnız bırakılır. Çocuğun ağzından akan salyaları (ligaları) kestirmek için çocuğun ağzı fırıncının, fırını sildiği silgi bezi ile silinir.
Nazar değmesin veya “Cüz olmasan” diye çocuğu ilk gören “çocuğunuz pek çirkin” diyerek elini metal olan şeye sürdürür ve çocuğun yüzüne hafif tükürür gibi davranır. Aynıca çocuğun sağ omuzsuna veya kundağa nazarlık olarak mavi boncuk takılır. Çocuğu cinler ‘değiştirmesin” diye kırk gün çocuk bir an bile yalnız bırakılmaz ve başucunda hep Kuranı Kerim bulunmaktadır.
Yeni doğan çocuğa nuna, yıkadıktan sonra getirdiği gömleği giydirir ve üç kat dikilmiş pamuklu ve yapağıdan dokunmuş kundaklık üzerine yatırır. Daha büyük pamuklu dediğimiz bez üzerine çocuk bezi ve bunun üzerine ara bezi ve sonra bebeği beler.
Çocuğun ömür boyunca temiz olması için ilk ara bezi değiştirilince bırakılır. Öteki ara bezler her değişmeden sonra yıkanır ve yeniden kullanılır, Ara bez takıldıktan sonra, bebek çocuk beziyle sarılır, üzerine pamuklu bezi ve bunun üzerine de kundaklık el işi olan kuşakla üç defa sarılarak bağlanır. Pamuklu beziyle bebek başından ayaklarına kadar sarılır. Pamuklu bezi bebeği zedelemesin diye, bebeğin baş arasına tülbentten baş kırpası takılır yüzü ise ipekli ve nakışlı olan yüz kırpası ile örtülür. Böylesine kundaklanmış-belenmiş olan bebek serbest ve kolay ele alınır ve taşınır. Çocuğun temiz kalması için günde en az üç kere kundaklık çözülüp değiştirilir ve yeniden yapılır. Çocuk için kundaklık veya bellenmek en az kırk gün kadar yapılır. Kundaklığın tam yapılması çocuğun kolayca ele alınması yanında büyümesi, ayaklarının eğri olmaması vb gibi engellerin aşılmasında büyük faydası vardır. Artık bebek kundaklanması eskilere gibi değil yeni şartlara göre yapılmaktadır.
Yatak yanı sıra çoğu evlerde bebeğin uyuması ve rahat olması için özel yapılmış veya satın alınmış çocuk beşikleri vardır. Beşiğe yatırılan bebek, kundak yanı sıra beşikten düşmesin diye daha büyük bir pamuklu ile özel sarılır ve özel kuşakla beşiğe bağlanır. Kadın çocuğu beşikte emzirirken, beşiğe bağlı olan bebeğin üzerine eğilir ve öyle emzirir, çocuk beşikte değilse annenin kucağına verilir ve öyle emzirilir. Bir anne en azından doğuran çocuğuna 9 ay ana sütünü vermelidir. Fakat bu emzirme daha da uzatılabilir.
Uyumayan veya korkan çocuklara "okutulur". Çocuk çok yaramazsa, bağırır, çağırırsa veya ağlarsa, beşik yanı sıra odada salıncak da yaptırılır. Buda yetersiz ise özel bir battaniye ye koyularak sallanır.
Beşikte bebek uyutulurken salınır, sallanırken de annesi veya babaannesi çocuğa çeşitli ninniler söyler. Prizren’de çocuğun uyutulması için en çok söylenen ninniler şunlardır:
Dandili dandili dat bunda
Cel bu cece yat bunda
Düşek yorgan yok ise
Katır culi var bunda
Nina nina ninali
Beşigidır boyali
Uyur çocogom sefali
Büyür çocogom ferali
Dandili dandili danana
Çocogom cider hamama
Hamam yoli kapali
Çocogomon cüti kakali
Ay kuto kuto avlama
Kuyruguni sallama
Kuyruguni çeserım
Dakoma çorba yaparım
Nina nina ninadan
Çocogom dogmiş anadan
Hak ayırmasın aradan
Korotson hep beladan
Prizren’de doğumla ilgili adet, inanma ve gelenekleri dile getirirken, günümüze kıyasen önceleri doğumun ve çocuk büyütmenin ne kadar zor şartlar altında gerçekleştiğini görmek mümkün. Günümüzde doğum ve çocuk büyütme şartların ilerlemesine rağmen, Prizren toplumunda doğumla ilgili adet, inanma ve geleneklerin zamana uygun bazı pratik değişmeleriyle hala capcanlı olduğunu bildirirken, yaptığımız bu araştırmamızı ailemizde hala gerçekleşen doğum adet ve geleneklerinden derlediğimizi de belirtmekte hacet görüyorum.
|