İnsan bazen çok yüklüdür. Her yandan bir şeyler gelip onu bulur. Kafasında bir sürü düşünce vardır. Daha birisini çözmeden ötekine geçer, geçmek zorunda kalır. Bu da onu yorar. Derken zorlandığını fark etmeye başlar. Düşüncelerin içinde sıkışıp kalmıştır. Bir çıkış yolu arar.
Türkiye Cumhuriyeti’nin ve bundan ötürü bütün Türk Dünyasının sıkıntılar yaşadığı şu son günlerin isyankârlığıyla beraber, yukarıdakine benzer durumları tahmin ediyorum ki birçoğunuz yaşamıştır. Dünyamız o kadar hızlı dönüyor, gelişmeler o kadar hızlı bir şekilde zuhur ediyor ki bazen bu dünyaya ayak uyduramıyoruz. Kendimizi çıkmaz sokaktaymış gibi hissediyoruz. Böyle anlarda durup düşünmek lazım. Bir duraklamaktan sonra beynimizdeki düşüncelerden daha önemli ve büyük olanlara öncelik vermeliyiz. Bu anlarda da “düzen” bize yardımcı olacaktır.
Hepimizin belli doğruları vardır. Hayatta amaç edindiği şeyler vardır. Mesela benim için Türkçe yani kültürüm çok önemlidir. Var olma sebebimdir. Onun zarar görmesi benim zarar görmem demektir. Hayatım boyunca Türkçe için çalışmak, onun daha da gelişmesini sağlamak en büyük amaçlarımdan biridir. En büyük çalışmam müzik için de olabilirdi. Çok iyi bir müzisyen olmanın gereklerini düşünüp o yolda da çabalayabilirdim. Ancak, ilgi alanları ne olursa olsun, merkezî olan konular, hayatiyet arz edenlerdir her zaman. Hayatiyet arz eden konularsa, varlığımızı birincil olarak etkileyenlerdir ve bu listenin içinde müzik yapmak da diğer uğraşlar da sonra gelir.
Türkçe çok geniş, çok büyük bir coğrafyada yaşıyor ama her yerde güzel şartlarda yaşamıyor. Hatta Türkçenin coğrafyasının her yerinde bir sorunu var. Kosova’da resmî dil olması istenmiyor; Yunanistan’da yok sayılabiliyor; en rahat bir şekilde yaşaması gereken yer olan Türkiye’de yabancı dillerle yıpratılıyor… Sorunları çoğaltmak mümkün. Çeşitli yazılarımda, dünyadaki Türklerin birbirlerinden pek haberdar olmadıklarını söylemiştim. Bunun ne kadar acı ve zarar verici olduğunu belirtmiştim. Bu konularla ilgili bir şeyler yapılmalı. Bunlar önemli konular.
Türkçe için elimizden geleni yapmalıyız. Bazen yazarak bu dilin gücünü göstermek; bazen resimlerle bir şeyleri ortaya koymak lazım. Ben tek kişiyim. Allah’ın verdiği beyni kullanıp fikirler üretiyorum ama ne yaparsam yapayım sesimi bir yere kadar duyurabileceğim. Bir insanın yapabilecekleri bellidir. İşte ben de bu yüzden “bir elin nesi var, iki elin sesi var” düşüncesinden hareketle sesime ses verecek insanlara önem veriyorum. Dünyada başarıya ulaşmış fikirlere bakılınca bir ortaklığın olduğu görülecektir. Fikirler paylaşılarak büyür ve ölmekten kurtulur. Büyüyerek etkisini arttırır. Üstelik benim zikrettiğim fikir, herhangi bir ideoloji değil. İnsanın fıtratına dair birkaç birikinti.
Türkler ve Müslümanlar olarak iyi durumda değiliz. Dünya bizim tarafımızdan döndürülmeyeli çok oldu. Dilimiz ve genel olarak kültürümüz kötü etkilerle karşı karşıya kalıyor. Dünya denen büyük tiyatro sahnesinin seyircileri olarak “oyun”lara dalmış durumdayız. Meğer ne de çok severmişiz seyretmeyi. Katılımcı olmak, oyunun başına geçmek aklımızdan geçmiyor oldu. Durumumuzdan memnun gibiyiz. Daha doğrusu, durumumuzdan memnun olmamızın gerektiğini söyleyenler var.
İnsanlarımızın bir kısmı içlerindeki kuvvetin farkında değil. Bir kısmı bir şeyler yapıyor ama tek kişi olarak yapıyor. Hataların az çok farkındayız fakat bu hataları ortadan kaldırmak için birliğin gücüne tam olarak inanmıyor olmalıyız ki ayrı ayrı çalışıyoruz. Mesela benim gibi, Türkçe için çalışan birçok insan tanıyor ve biliyorum. Fakat beraber hareket edilmediği için ses çok çıkmıyor, çıkamıyor. Ses çok çıkmayınca, düşünceler yayılmadıkça da insanlar bu tür çalışmalardan haberdar olamıyor. Söylediklerim o kadar basit bir döngü ki anlatamam. Fikir için insana, insan için fikre gerek var. Bu ikisi bir araya gelmek zorunda. Bir araya gelmesi de yetmez, gelenler başkalarını da oraya çekmek zorunda. Tepeden inen kar yığını misali büyüyerek gelişilmeli.
Vaktinde arkadaşlarımla beraber Türkçe konusunda fikirler üretip eyleme koymuştuk. Birbirimizle düşüncelerimizi paylaşıyorduk ve böyle yaparak sesimizin daha çok çıktığını görmeye başlamıştık. Arkadaşlarımızdan bazıları boşa kürek çektiğimizi düşünüyordu. Beraberlik sayesinde bu görüş kırıldı. Artık, daha da çalışma zamanıdır.
Sahiden de bizim kendi aramızda konuştuğumuz şeyleri, arkadaşlarımız da diğer arkadaşlarıyla konuşuyordu. Ötekiler de kendi çevreleriyle konuşunca, bayağı geniş bir insan çevresine yayılmış oluyorduk. Bunun böyle olduğunu da tekrar bize dönen tepkilerden anlıyoruz. Bizden çıkan fikirler büyük bir kuş olup çevremizi dolaştıktan sonra tekrar tepede görünüp bize geliyordu. Bu şekilde daha önce tanımadığım, tanışmadığım birçok kişiyle tanıştım. Türkçenin gücünü bilen insanların sayısının çok az olmadığını görmeye başladım. Bunu zaten düşünüyordum ama görmüyordum. Hani insanların bazı düşünceleri vardır, onları bilirler ama görmedikleri için emin olamazlar. İşte ben de bu durumdaydım.
Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığına ve gücüne yönelik mevcut olan terör hadisesi de aynı mantıkla yorumlanabilir. Farkını şu şekilde belirtebiliriz: Terör konusunda bireysel olarak veya toplumsal olarak yapılacaklar bellidir, sınırlıdır zira mesele, devlet meselesidir ve merkezî çözümü şart koşar.
Birbirimizle paylaşarak fikirlerimizi büyütelim. Bugün Kosova’da Türkçe her yerde resmî dil değilse bunda bizim büyük suçumuz vardır. Yıllardır birliğin gücünü yeterince önemsemedik. Kendi çıkarlarımızın peşinden gittik. Basit şeylerle uğraştık. Oysa ortak hareket ettikçe ne kadar kuvvetli ve etkili olduğumuzu daha iyi göreceğiz. Biz izin vermediğimiz, susmadığımız sürece hiç kimse bizim dilimizi, kültürümüzü tam anlamıyla yok edemez. Bizi desteklemeyenler her zaman olacaktır. Bu son derece doğaldır ve konunun anlaşılmayacak bir yanı yoktur. Dünya, mücadele alanıdır. İnsanlar birbirleriyle, milletler diğer milletlerle, medeniyetler de diğer medeniyetlerle mücadele içinde olmuştur ve olacaktır. Bu mücadele iyi veya kötü yönde gelişebilir. Önemli olan bizim ne yaptığımızdır. Biz kültürümüz için yani kendimiz için ne yaptık? Bu sorunun doğru cevabını bulan kişi olmak lazım. Dört koldan işlere sarılmak lazım. Kuvvet, uzakta değil hemen yanımızda, içimizde. Kosova gibi bir bölgede, bütün olumsuzluklara rağmen yaşıyorsak bizde bir şeyler var demektir. “Gelin birlik olalım, işi kolay kılalım” diyen atalarımızı düşünmekte fayda var. Bu durum, işin Kosova boyutudur. Ancak, söz konusu durumdan hareketle çok noktaya varmak mümkündür.
Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın
v.1.4.6 © -
|