|
OSMANLININ BALKANLARDAKİ YATIRIMLARINI İÇEREN
“ BELGELERLE KOSOVA’DA OSMANLI ASIRLARI ”
ADLI OSMANLI ARŞİV BELGELERİ SERGİSİNİN DÜZENLENMESİ
Yard. Doç. Dr. Ebubekir Sofuoğlu
Fertler için bile olumsuz sayılabilecek bir durum, olduğundan farklı tanınmaktır. Hemen hemen hiç bir insan, yanlış tanınmak istemez. Eğer yanlış bir şekilde tanıtılmışsa bunu düzeltmek ister. Bunun için, yanlış tanındığını düşündüğü noktalarda konunun muhataplarına, yakın-uzak kişilere açıklamalar yapar, kendisine göre doğru olanı ortaya koymaya çalışır.
Aynı bu şekilde devletler de olduğundan farklı tanınmak suretiyle, hem yaşadığı dönemde, hem de kendisinden sonra, yeni nesillere istemediği bir şekilde aktarılmak istemezler. Ancak Tarih, her devlete aynı şansı tanımaz. Kimi devletler tarihte istedikleri gibi yer alabilme sansı bulabilirken, kimi devletler ise aynı şansa sahip olamaz, hiç istemedikleri biçimde tarihe aktarılmaktan kurtulamazlar. Aslında devletlerin tarihte nasıl yer alacaklarını, yine kendileri belirlerler büyük ölçüde. Eğer hayatta oldukları zamanlarda yönettikleri bölgelerde adil bir yönetim uygularlarsa, tarihte de büyük oranda adil bir muameleye tabi tutulurlar ve istemedikleri biçimde tanıtılmazlar. Yani devletler, tarihte nasıl yer almak istiyorlarsa, hayatta olduğu dönemlerde de o şekilde yönetim uygulamaları gerekmektedir. Ancak bu her zaman bu şekilde gerçekleşmeyebilir de. Yani devletler ne kadar adil olurlarsa olsunlar, genel olarak layıkıyla tanıtıldıkları gibi, bazen da istemedikleri şekilde tarih sayfalarına geçebilirler. Adil olan devletler genelde yapmış oldukları adil uygulamalarla tanıtılırlarsa da bazan milli, dini, siyasi ve bölgesel bir takım kaygılarla hiç layık olmadıkları biçimde yanlış tanıtılabilirler. Bu şekilde haksız tanımlamalara hatta içi boş ithamlara muhatap olan devletlerden biri de, Balkanlarda kendisine yapılan suçlamalara muhatap olan Osmanlı Devletidir.Sahip olduğu 24 milyon kilometrekare toprağı adaletle yönetmiş ve 624 yıl hayat süren Osmanlı bu haliyle, Roma ile birlikte dünyanın tanık olduğu iki devletten biridir. Bu kadar başarılı haline rağmen Osmanlı, ithamlardan yakasını kurtaramamıştır. Osmanlının yönetmiş olduğu topraklardaki adaletli uygulamaları, sadece Türklerin bildiği değil, diğer milletlerden Tarihçilerin de tanık olduğu bir hadisedir. Bunu, yani Osmanlı’nın adaletli bir yönetim uyguladığını, daha önce yazılmış eserlerde görebilmekle birlikte, bugün bile müşahede etmek mümkündür. Ancak, az önce de belirtildiği gibi çok da objektif olmayan milli, dini, siyasi, bölgesel kaygılarla Osmanlı, layık olmadığı suçlamalarla itham edilmektedir. Bu ithamlara da, dünyanın siyasi atmosferi sıcak olan Balkanlarda sıkça rastlamak artık sürpriz olmaktan çıkmıştır. Osmanlı Balkanlarda, haksız bir şekilde, gerçeklerin dışında, bazen tutarsız ve mantıksız ve bazen de acımasız bir şekilde suçlanmaktadır. Bu suçlamalar, Balkanları geri bırakmak, Balkanları zorla müslümanlaştırmak, ağır vergiler toplamak, yöresel yöneticilerinin yapmış olduğu zulümlere adeta seyirci kalmak ve bunun gibi daha başka birçok iddialardan oluşmaktadır. Bu iddialar bu şekilde başlıklar altında oluşurken, bilimsel destekten yoksun oldukları da gözlerden kaçmamaktadırlar.
Bu tür iddiaların bilimsel desteklerden yoksun oldukları daha ifadelendirilmeleri sırasında anlaşılmaktadır. Mesela buna bir örnek verilecek olursa, Osmanlı için yapılan Balkanları geri bıraktığı iddiasında bunu görmek mümkün olacaktır. Balkanlarda Osmanlı’yı, Balkanları geri bırakmakla itham eden birçok kişi bunu söylerken, bu iddiayı delillendirici bir tek örnek verememektedir. Yuvarlak bir şekilde, Osmanlı buraları geri bıraktı denmekte, bu iddianın içi doldurulamamaktadır. Yani, Osmanlı buraları geri bıraktıysa hangi alanlarda, ne kadar geri bıraktığı madde madde sıralanmak bir yana, bu konuda tek bir örnek bile söylenememektedir. Sadece, Osmanlı buraları geri bıraktı denilmekte ve bununla da yetinilmektedir.
Aslında Osmanlı muhalifi şeklinde tanımlanabilecek olanların haksız bir şekilde bu tür iddialarda bulunmaları bir derece anlaşılabilir bir durumdur. Muhalefet ve hatta hasım olma mantığı içerisinde olan bu tür kişi ve toplumlar doğal olarak tamamen veya kısmen de olsa önyargılı davranabilirler. Çünkü onlar Osmanlıyı hasım olarak tanımaktadırlar veya Osmanlı onlara bu tür iddialarla hasım olarak hatta zalim olarak tanıtılmıştır. Bu tür kişiler ve toplumlar adına anlaşılabilir olan bu durum, Osmanlı hakkında olumlu kanaatler taşıyanlar için anlaşılabilir bir durum değildir. Osmanlı’yı bu şekilde, içi boş, yuvarlak, önyargılı cümlelerle suçlayanlara karşı, Osmanlı’yı sevenlerin de bir şey söyleyememesi gerçekten üzücü bir durumdur. Yani, bir gurup insan Osmanlı’yı suçlarken, bir başka gurup insan da Osmanlı’yı sevmesine rağmen onlara doyurucu bir cevap verememektedir. Cevap verememektedir, çünkü o da Osmanlı hakkında yuvarlak bir şekilde sıralanacak cümlelerin dışında maalesef bir şey bilememektedir.
Yani bu durumda kabaca iki gurup insan vardır. Bu iki gruptan birine ait olan kişiler, Osmanlı Balkanları geri bıraktı derken, diğer guruptakiler ise de hayır Osmanlı geri Balkanları bırakmamış, hatta adaletle yönetmiş, geliştirmiştir şeklinde cevaplar vermektedirler. Her iki guruptaki kişiler de Osmanlı’nın, Balkanları geri bıraktıysa veya geri bırakmadıysa nasıl ve hangi alanlarda geri bıraktığını veya ileri götürdüğünü bilememektedirler. Yapılan tartışmalar yuvarlak ve bir takım mantık oyunlarına dayalı çıkarımlardan öteye gidememektedir. Madde madde, somut, net, tarih ve yer belirtilerek, hatta komşu ülkelerle mukayeseler yapılarak, Osmanlı’nın geri bıraktığı veya geri bırakmadığı ortaya konulamamaktadır. Doğal olarak, bu noktadan sonraki tartışmalar da bir kısır döngü etrafında kalmakta, bir sonuca varamamaktadır. Bu durumdan da buralardaki Türkler ve Osmanlı’yı gerçekten takdir eden Arnavutlar son derece rahatsız olmakta ve bu duruma üzülmektedirler. Karşılarındaki, Osmanlı’yı suçlayan kişi ve toplumlara, onlara Osmanlı’yı sevdirici açıklamalar yapmak bir yana, onların karalamalarını çürütücü bir cevap verememenin sıkıntısını yaşamaktadırlar, hatta dahası bazen bu tür iddialara kendileri bile inanacak duruma gelmektedirler. Çünkü yukarıda da belirtildiği gibi, Osmanlı’nın Balkanları geri bırakıp bırakmadığını, zorla müslümanlaştırma yapıp yapmadığını da kendisi bile zaten bilememektedir. Etrafında gördüğü tarihi kilise, sinagog, manastır gibi binalara bakarak, Osmanlı zorla müslümanlaştırma yapmamıştır, eğer yapmış olsaydı, bu kiliseler, manastırlar ayakta kalır mıydı çıkarımını yaparak, karşısındakini ve aynı zamanda kendisini de ikna etmeye çalışmaktadır.
Bu çok üzücü bir durumdur. Dünyanın tanık olduğu belki de en adil devleti, adil olmamakla hatta zalim olmakla suçlanmakta ve bu durum karşısında onu savunanlar da net bir açıklama yapamamaktadırlar.
Bu durumda yapılması gereken önemli noktalar vardır. Öncelikli olarak, yapılması gereken noktalar, savunma yapar gibi bazı kişi ve toplumları ikna etmek değildir. Öncelikli amaç doğruyu ortaya koymaktır. Doğrunun ortaya konulmasıyla, birçok şey ortaya çıkacaktır. Ortaya çıkacak faydalardan birisi buralarda yani Balkanlarda yaşayan Türklere ve Osmanlı’yı takdir eden Arnavutlara, Osmanlı kendilerine karalandığında Osmanlıyı savunacak bilgiler verilmiş olacaktır. Onlar artık, Osmanlı Balkanları geri bırakmıştır, buralardaki insanları zorla müslümanlaştırmıştır şekilde içi doldurulmamış yuvarlak cümlelerle söylenen iddialar karşısında, net, somut, tarih, yer, kategori belirterek Osmanlı’nın hangi alanlarda Balkanlarda hangi yatırımları yaptığını söyleyebileceklerdir.
Bu amaçlarla İstanbul’daki Osmanlı Devlet arşivlerinden yoğun bir süreçle, Kosova’ya Osmanlı’nın yatırımlarını içeren arşiv belgeleri Kosova’ya getirilmiştir. Bu belgeler okunmuş ve bir kitabın yanı sıra bir sergi haline getirilmiştir. Bu kitap ve sergide Osmanlı’nın Kosova’ya yapmış olduğu eğitim, sağlık, iç ve dış güvenlik, kilise hizmetleri, bayındırlık, ulaştırma, maliye, ziraat, iskân türü hizmetleri, madde madde, tarih ve yer verilerek ortaya konulmuştur.
Osmanlının Balkanlardaki yatırım ve hizmetlerini içeren bu çalışmada, Osmanlı’nın Kosova’daki yatırımlarını içeren 64 parça Osmanlı arşiv belgesi sergilenmiştir. Sergilenen Osmanlıca Arşiv belgelerinin yanında da bu belgelerin nelerden bahsettiğini belirten ve Kosova’da konuşulan diller olan, Türkçe, Arnavutça, Boşnakça ve İngilizce özetleri de yazılarak, belgelerin çok fazla kişi tarafından öğrenilmesi sağlanmaya çalışılmıştır. Bu şekilde belki de bu konuda yazılmış kitabı okuyamayacak olanlar bu sergiyi gezerek, en azından 64 ayrı konuda Osmanlının yaptığı yatırım ve hizmetleri madde madde, tarih ve yerini de okuyarak öğrenme imkânına kavuşmuştur. Kitap okuyamayanlar da bu şekilde, çok basit bir teşebbüsle, Osmanlının 64 hizmetini okumuşlar ve bu amaçla dikkatleri çekilen insanlar da bu sergiden yaklaşık üç misli belge içeren kitabı adeta görme fırsatını elde etmişlerdir.
Kosova’da da iki ayrı şehirde sergilenen bu sergiden beklenen bir başka hizmet de, bu serginin de Kosova İslâm Birliği(Türkiye’deki Diyanet İşleri Başkanlığı muadili resmi bir kurum) ile ortaklaşa yapılmış olmasından kaynaklanmaktaydı. Yani muhalif insanlara göre, Kosova İslâm Birliği ile ortaklaşa yapılmış bu sergi biraz da argo bir ifadeyle, “Türklerin çalıp Türklerin oynadığı” organizasyonlar olmamış, bizzat Kosova kurumlarının desteklediği bir aktivite halini almıştır. Sergi, Priştine’de herkesin rahatlıkla ziyaret edebileceği, başkent Priştine’deki Grand Hotel’in sergi salonunda sergilenmiştir.
Bu haliyle bu sergi ve kitabın etkinliği çok fazla olmuştur. Çünkü aynı sergi Şahsım ve Türk Taburu ile ortaklaşa olarak Prizren’de de yapılmış ve bu sergi değil Kosova’da, Makedonya’da bile duyulmuştu. Prizren’de düzenlemiş olduğumuz bu sergi ses getirmiş ve bunun üzerine de başkent Priştine dâhil Kosova’nın diğer şehirlerinde yapılması istenmiştir ve bu amaçla da Priştine’de de sergilenmiştir. Prizren’de yapılmış olan bu sergiyi 1200 kişi gezmiş ve gezenlerin geneli, hayret ve sevinçleri ile birlikte, memnuniyetlerini ifade etmişlerdir.
Çünkü bu serginin verdiği bilgilerle Osmanlı’yı sevenler, yıllarca Balkanları geri bırakan, zorla müslümanlaştıran bir neslin torunları olarak, suçlanmaktan kurtuluyorlardı. Artık onlar da resmi belgelere dayanarak, Osmanlı aleyhinde onlara söylenenlerin doğru olmadığını açıklayabilecek belgelere sahip olmanın mutluluğunu yaşamaktaydılar. Bu mutluluğu belgelerin özetlerini sonuna kadar bıkmadan okumalarında, sergiyi gezerlerken arkadaşlarının da okuduğu özetleri, heyecanlı heyecanlı arkadaşlarına göstermelerinde, sergiyi düzenleyen şahsıma yaptıkları sayısız teşekkürlerde görmek mümkündü. Bunun yanı sıra BM yönetimi altında olan Kosova’da, bir çok ülkeden çok fazla sayıda yabancı vardır ve bu çerçevede Prizren’deki sergi yabancılarca da gezilmişdir. Prizren’deki sergiyi Japonlar, Almanlar, İngiliz ve Fransızlar gezmişler, belge özetlerini teker teker okumuşlar, anlamadıkları birçok yeri de merakla sormuşlardır. Başkent Priştine’de ise, Prizren’dekinden daha fazla yabancı görevli vardı. Priştine’deki sergi Kosova İslâm Birliğinin düzenlemiş olduğu, 12-14 Eylül 2006 tarihinde, “ARNAVUTLAR ARASINDA 600 YILLIK İSLÂM” konulu Uluslar Arası sempozyumun bir aktivitesi olarak yapılmıştı ve sempozyuma katılan yerli yabancı bilim adamlarınca ve yerli yabancı tv - gazetecilerce hayretler içinde izlenmişti.
Öte yandan Kosova’daki Uluslar Arası sempozyuma katılan Karadağ müftüsü ve Arnavutluktan katılan Arnavut Tarihçi Profesör Gazmend Shpuza aynı tip sergilerin Karadağ ve Arnavutluk için de yapılmasını istemişlerdi.
Kosova İslâm Birliği ile birlikte yapılmış ve Uluslararası bir sempozyumun etkinliği içerisine dâhil edilmiş bu sergi Osmanlı aleyhine söylenmiş birçok iddiayı bu sempozyuma katılmış olan yerli-yabancı bilim adamlarının gözünde de tartışmalı hâle getirmiştir.
Sergilendiği Kosova’da, Osmanlı’nın hizmetlerini net, somut, yer ve tarih göstererek ortaya koyan bu serginin, doğruyu ortaya koymadaki sonuçları görülünce, başta Kosovalılar olmak üzere birçok Balkan göçmeninin yaşadığı Adapazarı’nda da sergilenmesi gündeme alınmıştır. Böylece de Adapazarı’ndaki Kosovalılara ve Balkan göçmenlerine Osmanlı’nın Kosova örneğinde olduğu gibi, Balkan topraklarına hizmetleri, yorumdan uzak, sadece Osmanlı Arşiv Belgelerinin diliyle ortaya konulmaya çalışılacaktır.
Balkanların Sesi-PrizrenlilerWEB'in Notu: Aynı sergi 21-24 Kasım 2007 tarihleri arasında Adapazarı Deprem Kültür Müzesinde'de düzenlenecektir.
Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın
v.1.4.6 © -
|