Özel veya duruma uygun zamanlar vardır. Mesela çalışan insanlar için cumartesi tam olmasa da pazar günü tatildir ve dolayısıyla, eğlenmek, dinlenmek genellikle bugüne sığdırılır. İstisnaî durumlar dışında, salı günü mesai saatleri içinde, iş yerinde değil de çarşıda gezmede olan insan pek yoktur. Firmanız, çoktandır yapmak istediği bir iş konusunda teklif aldığı bir zamanda sizin çarşıdaki bir tatlıcıda sütlaç yerken bulunmanız size pek de yarar getirmez! Çünkü sütlacın zamanı değildir.
Gece saat 23.45 ve evinizdesiniz. Odanın ışığı azaltılmıştır. Etraf daha da sessiz hâldedir. Bu hâldeyken siz de pijamalarınızı giymiş bir hâlde kitabınızı okuyor veya televizyonda bir şeyler takip ediyor olabilirsiniz. Ancak, aynı pijamalı hâlinizle arabanıza atlayıp şehrin çarşısında gezmek pek aklınıza gelmez. Bu durum mantıklı görülmez. Çünkü pijamanın zamanı gecedir, yeriyse ev.
Üniversitede, profesör dershanenizin kapısından girer ve ders başlar. Hoca, selam verip hâl, hatır sorduktan sonra o gün değinmek istediği şeyler hakkında konuşmaya başlar. Siz de oturduğunuz yer neresi olursa olsun, hocanızı dinlersiniz. Zaman, ders zamanıdır. Bazen de; “Bu aklı evvel yine neler saçmalıyor!” diye içinizden geçirip hocayı dinlemekten vazgeçebilirsiniz. Sessizce önünüzdeki kâğıda bir şeyler karalamaya başlayabilirsiniz. Fakat, ders esnasında canınız kızarmış patates çekti diye dersten çıkıp patates almaya pek girişmezsiniz. Hele hele dersten çıkarak aldığınız patateslerle tekrar aynı derse girmeyi aklınız pek benimsemez. Ayrıca, dersin otuz altıncı dakikasında “hocam, havalar çok sıcak, kız arkadaşım da dışarıda beni bekliyor” diyerek meczup misali konuşmaya başlamazsınız zira zamanı değildir. Çünkü o, dersin başında yapılabilirdi. Hoca sohbet zamanındayken söylenmesi normal olan bu cümle artık “saçmalık ve meczupluk” alameti olmaktan öteye geçmez.
* * *
Zaman insanlara çok şey öğretti. Dünya oldukça fazla şey gördü; insanlar da... Dünya sürekli bir değişim ve gelişim sürecindedir ve bu süreç insanları da aynı şekilde etkilemektedir. Bu bağlamda farklı zamanlar, aynı coğrafyalar için farklı durumlar doğurdu. Söz gelimi; Prizren Kalesi’nde oturup Prizren’i seyretmek veya kale üzerinde gezmek 1762’de epey bir zaman gerektirirdi. 1901’de de Prizren Kalesi’nde birçok bina görmek mümkünken 2006’da Sinan Paşa Camisi arkasından yol alınarak çıkılan kalede artık ot ve birkaç “kalıntı” dışında seyre dalınacak pek şey yoktur. Bir zamanlar çalışan kale topunun yanında oturup, şehre bakabilirsiniz ancak.
İnsan, yaşadığı dönemin insanıdır ve o dönemde var olanların etkisi altındadır. Kosova’mızın ve geniş anlamda dünyamızın şu anki durumu bizi etkileyecektir, kaçınılmaz olarak. Olayları ya biz yapacağız veya yaptırılan olayları seyredeceğiz, onların etkisi altında kalacağız. Yıl 2007; mevsim kış. Aylardan kasım. Kosova, yine yeni bir gelişme ve onun doğuracağı muhtemel etkilerin eşiğinde.
17 Kasım 2007 günü Kosova halkı, ülkesinin ve halkının geleceği için seçimlerde bulunacak. Ülkesini, şehrini; dolayısıyla da kendisini temsil ve idare edecek kişileri seçecek. Seçimler her zaman önemlidir ama bu seçim gerçekten de önemli. Bu seçimler âdeta bir test niteliğinde. Sonuçlar, insanların ne istediğini, istedikleri şeyi hangi yollarla yapmak istediğini gösterecek.
Bazen yüksek bazen de alçak bir sesle, milletimizin ve toprağımızın durumundan söz edilir. İnsanlarımız şikâyetlerde bulunurlar. Zamanı gelir, tepkiler artar. Bir şeylerin yapılması istenir. Gerçekten de zaman önemlidir. Herkesin gülüp eğlendiği bir anda (çok gereği yokken) üzücü bir şeyden söz etmek abestir. Her şeyin bir zamanı vardır. İşte, şimdi de seçim zamanı.
Yazımın başlarında, size zamansızlığın sakıncaları ve zararlarından söz etmeye çalıştım. Yerinde ve zamanında yapılan işler yararlı ve kalıcı olabilme şansına sahip olan işlerdir. Ve şimdi de sınav zamanıdır. Söylenenlere, isteklere yenilerini eklemek zamanıdır. Bir ve beraber olma zamanıdır. Kişisel çatışma ve sıkıntıları kenara itme zamanıdır. Derin nefes alıp gür ve yüksek bir sesle BİZLER BURADAYIZ deme zamanıdır.
Biz Kosovalılarız. Kosova Türkleriyiz. Müslümanlarız. Bu toprakların sahiplerindeniz. Geçmişimiz, düşünebildiğimizden de ötededir; derindir. Bu toprakların her anında vardık ve gelecekte de var olmak, bu toprakları daha da güzelleştirmek için var olacağız. Komşuluğu severiz, bizden olmadığını söyleyenlere de kapımız açık olur. Kendi aramızda sıkıntılar doğar bazen. Birbirimizi zayıflatırız. Kavgalar koparırız ama durup düşündüğümüzde, aynı gemide olduğumuz gerçeğiyle karşı karşıya oluruz. Batınca, hepimiz batıyoruz. Durup düşünmeyi seçmeyip kavgayı sevenlerimiz bile aynı gemide olduğumuzu hisseder! Hâsıl-ı kelam, biz Balkanlar’ın göbeğinde duran insanlarız. Kollarımız pek uzun, gönüllerimiz pek derindir. Sağduyuya büyük önem veririz. Zamanı gelince, sorun ve çatışmaları kenara atıp el ele vermesini de pekâlâ biliriz! Biliriz, “zaman” sözünü ve onun önemini iyi biliriz. Zamanında yapmadığımız şeylerin bizi ne kadar sıkıntıya soktuğunu iyi biliriz. Geride kalanlarımızı iyi biliriz.
Size bu sayfadan düşüncelerimi ve duygularımı aktarmaya başladığım ilk günden bu zamana kadar siyasetin etkilerine maruz kalan sözler söylemişimdir. Ancak, hiçbir zaman size siyaseti doğrudan anlatmamışımdır. Anlatmayacağım da. Kosovalı olmasaydım ve öncelikle Kosova’ya hitap etmek durumunda olmasaydım size hiçbir siyasî partiden de söz etmezdim, gereksiz yere. Ancak, sözün konusu Kosova; bizler. Mesele siyasî duruş. Böyle bir zamanda Kosova Demokratik Türk Partisi’nden söz etmeme lüksüne sahip değilim, değiliz. Bizler, KDTP’den başkasına yönelme hakkına sahip değiliz. Bizler, “oy”umuzu bütün kara oyunlara karşılık ortaya koymaktan başka bir seçeneğe sahip değiliz! Bizler, bizden önce bizim için çalışan insanlarımıza vefasızlık edecek insanlar değiliz!
Dostlar, hiçbir kişi veya kuruluş şu an beni ilgilendirmiyor. Kimseyle özel bir bağım yok. Ben de, sizler gibi bu konuda başka seçeneğimin olmadığını çok iyi biliyorum, hepsi bu. Kosova’da başka bir Türk siyasî partisine yer yok. Bizler ayrı ayrı dağlardan akıp aynı okyanusta buluşan ırmaklar gibiyiz. Size de şu an KDTP’siz bir şeyler yapamayacağımızı söylüyorsam hep bundandır. İsimlerin bir önemi yok. Ne isimler ne kişiler önemli. Önemli olan temsildir. Partiden hiç kimseyi sevmiyor bile olsanız, KDTP’ye oy vermemek gibi bir lüksünüzün olmadığını iyi bilmelisiniz. 17 Kasım’da 79 numaradan başka numarada “numara” olabilir! Zaman, “1” sayısı gibi tek olma zamanıdır. Bir olmak zorundayız. Seçimler geçer ondan sonra, eksikler ve yanlışlar konuşulur. Şimdiki görevimiz seçime katılıp 79 numarayı işaretlemek; sonrasında da o 79 numaralı eve gidip “nasıl olduklarını, neler yaptıklarını” öğrenmek! Sözüm sadece Kosova’nın Türklerinde de değildir. Sözüm, bu topraklarda destek gören ve samimiyet bilen herkesedir.
Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın
v.1.4.6 © -
|