Uluslararası topluluk tarafından Sırbistan’a davranışlarını normale sokması için uygulanmakta olan yaptırımlar zamanı on yedi yılı buldu. Hırvatistan’daki çatışmaların durmasından ve Dayton anlaşmasının imzalanmasından bu yana on iki yıl, NATO’nun Sırbistan harekâtından ve Birleşmiş Milletler ve öteki uluslar arası örgütlerin Kosova’yı yönetmeye başladıklarından bu yana da sekiz yıl geçti. Bu dönem içerisinde çeşitli yardımlara milyarlarca ABD doları harcandı. Yöreye on binlerce askeri şahıslar, diplomatlar ve bürokratlar yollandı. Onlar bölgede istikrar duygusunun hissettirilmesi için çaba sundular. Tüm bu ülkeleri normal raylara sokarak AB ile bütünleşmelerine götüren yola koymak için çaba sundular. Ama başaramadılar. Tüm bu çabalara karşın bölgede durum halka istikrarsız hatta belirsiz bir durum olarak yansımaktadır. Kosova’nın statüsü hala çözülmüş değil, yakın gelecekteki olacaklar için senaryo da pek yürekler açıcı görünmüyor.
Bu arada Bosna’da üç etnik grup arasında şiddet durduruldu ama taraflar hala kendi savaş hedeflerinden ve önyargılarından vazgeçmediler. Bosna Hersek ekonomi ve siyasi cehennemin ön odalarında yer alıyor. Makedonya’da da etnik Arnavutlar ile Makedonlar arasında gizli çatışma göstergeleri devamlı olarak gelen “gönüllü etnik temizleme” raporlarında ve Arnavut milli bayrağının kullanılmasının Makedonlar tarafından en son yasaklanmasında görülmektedir. Bu olay Makedonya daha devlet olmadan başlamış ve etnik grupları devamlı olarak azınlık oldukları bölgelerden çoğunluk oldukları bölgelere kendi grupları çerçevesinde güvenli yaşamak için göç etmektedirler.
Tansiyon Sırbistan’da Sancakta da artmaktadır. Sancak’ta sonunda iki İslam Birliği oluşuyor. Birinin başında Saraybosna ile bağların kopması için savaşım veren Süleyman Uglanin, ötekinin başında da buna karşı gelen imam Muammer Zukorliç efendi yer almaktadır. Uglanin’i Koştunica, Sırbistan devlet hizmetleri ve Yusufspahiç ailesi (Sırbistan İslam Birliği’ni yıllarca yöneten aile) desteklemektedir. Öbür yandan Muammer Zukorliç Efendi Sancak Müslümanlarının çoğundan ve BH Riyaseti tarafından (BH Riyaseti Slovenya, Hırvatistan, Bosna Hersek ve Sırbistan Müslümanlarına yetkilidir) desteklenmektedir. Sancak Listesi (Uglanin) ve Sancak Demokrat Partisi (Rasim Lajiç) Vojislav Koştunica’nın girişimiyle gerginliğin sakinleştirilmesi çağrısında bulunmuştur. Ramazan ayında iftar yemeğine Sancak’a Yeni Pazara gelen Sırbistan’da görevli ABD Büyükelçisi Kameron Manter Sırbistan’da İslam Birliğinde birliğin elde edileceğini umduğunu söylemişti ama tutturamamıştı.
Orada rakip İslam grupları Belgrat ve Saraybosna’dan etkilenme olasılığı ile iktidar için savaşmaktadırlar. Sancak hakkında birkaç söz söyleyelim. Bu dini ve siyasi çatışmayı yerel olarak bir zamanlar beraber olan Sancak’ın iki dini ve siyasi çatışması olarak mı algılamalı ya da bu çatışmanın dışardan birleşmezlik olarak sokulduğunu olarak mı kabul etmeliyiz sorusu da ortaya çıkıyor. İlk bakışta bunun yerel çatışma olduğu, yerinden ve anlaşmazlıkları taşıyıcılarına bakıldığında öyle görünüyor. Yine de konunun bazı açılardan yerel çerçeveyi aştığı görülmektedir. Çünkü Sancak ayrı bir yer şey değil o yer Sırbistan içerisinde yer almaktadır ve bu durum Sırbistan içerisinde yaşayan tüm Müslümanlara yansımaktadır. İnsanlar arasında aynı etnik gruptan olsalar bile kin ve nefret olabilir bu da karşı taraftakileri öldürmeye kadar gidebilir. Bu sorun burada yok. Asıl sorun iki Sancak partisinin merkezde Belgrat’ta iki farklı partnerlere bağlanmasında yatmaktadır. Süleyman Uglanin’in Belgrat dostu DSS ve Sırbistan Başbakanı Vojislav Koştunica. Rasim Lajiç’in Sancak Demokrat Partisinin Belgrat dostu ise DS ve Sırbistan Başkanı Boris Tadiç oluyor. Bu zıddiyet ilk bakışta gibi gayri ciddi değil, çok ciddi bir zıddiyet oluyor. Durumu yakından tanıyanlar bu iki tarafın Sancak’taki televizyonlarına, radyo istasyonlarına bir bakış atarak kıyaslayarak Sancak’ta her şeyin üzerine sonsuz savaşın yürütüldüğünü görmektedirler. Hatırlarsanız önceki seçimlerde bu iki parti arasında silahlardan da ateş edilmiş ve bu dini ve siyasi çatışmalardan ötürü ölenler de olmuştur. Bu durumun çok kötü, trajik ve ciddi kötü olduğunu göstermektedir.
Sırbistan’da Müslümanların dini merkezinin Belgrat’ta olması doğal mıdır? Sorusu sorulmaktadır. Bunu yarın öbür gün Hırvatistan (Zagreb),Karadağ (Podgorica),Makedonya (Üsküp),Bosna Hersek (Saraybosna) gibi yerlerin bunu kullanması olasılığı doğacaktır. Ve Hırvatistanlı Sırpların dini merkezi neden Zagreb değil de Belgrat diye soranlar olacaktır. Bosnalı Sırpların dini merkezlerinin neden Banyaluka değil Belgrat olduğunu soracaklardır. Sırplar ve Sırbistan bu konuda tüm eski Yugoslavya ülkelerinde ayrıcalıklı olmak istenmekteler ama öteki dinlere bunu tanımamaktadırlar. Bu konuda Bosna Hersek İslam Birliği Reis ul Uleması Mustafa Ceriç Sırbistan Başkanı Boris Tadiç’e açık mektup yollamıştır. Sırbistan iktidarından Sırbistan İslam Birliğine karışmamaları gereğini vurgulamıştır.
Bosna Hersek Reis ul Uleması Mustafa Ceriç Sırbistan Başkanı Tadiç’e yolladığı mektubunda “Yazık, son olaylar Sırbistan iktidarının Sırbistan İslam Birliğinde olaylara karıştığını göstermiştir” diye demiştir. Tarih ve reel dayanağı olmamasına karşın Sırbistan iktidarının Sırbistan’da Reis ul Ulema kurumunun kurulmasına idari ve medya desteğinde bulunmuştur diye Reis ul Ulema Ceriç vurgulamıştır.
Bosna Hersek Reis ul Uleması Mustafa Ceriç ile Sırbistan Başkanı Boris Tadiç 26.3.2007 tarihinde görüşmüş ve Sırbistan İslam Birliği çalışmalarında otonom olması ve tarihi veri ve moral olarak BH İslam Birliği ile bağlaşık olması hakkının olduğu üzerine anlaşmışlardı. Çünkü aynı hakkı kullanan BH’daki Sırp Ortodoks Kilisesi Belgrat ile ittifakla çalışmaktadır. Sözü edilen mektubu Mustafa Ceriç Sancakta İslam Birliği içerisinde beliren çatışmalar nedeniyle yollamıştı. 28.10.2007 tarihinde Sırbistan’ın Loznica kasabasında Mescide atak gerçekleştirildi. Bu nedenle Sırbistan Meclisinde milletvekili olan Lajiç’in Sosyal Demokrat Partili üyesi Meho Omeroviç konunun araştırılmasını istemişti. Loznica’da dini ibadetlerini yapan Müslümanların mescit duvarlarında son günler içerisinde devamlı “Sırbistan Sırplara “ sloganları ve daha başka şeyler de yazılmıştı, mescidin kapıları kırılmıştı. Polis suçluları arayacak yerde mescide demir parmaklıkların koyulması öğüdünde bulunmaktan öte gitmemiştir. Görülen o ki Loznica’da Müslümanların orada olmalarını istemedikleri mesajları yollanırken, polis gereken önlemleri almamıştır.
Güney Sırbistan ya da Preşova Vadisi de bundan böyle etnik çatışmalara açık ve doğrudan Kosova’daki duruma bağlı kalmaktadır. Sırp politikası bunları görmezlikten gelmekte ve tam anlamıyla milli konular üzerine durmakta, iktidar sıralarından ve dışarısından gelmekte olan anti Batı söylemleri de giderek artmaktadır.
Acaba neden uluslar arası çabalar daha başarılı olamadı? Balkan bölgesi ülkeleri neden hala topraksal-etnik çatışmalar içerisindedir? Bu durum AB’nin çaba sunduğuna antitez oluşturmaktadır. AB’de bu konuda az etkili olabilmiştir.
Bilinen bir gerçek vardır. Balkanlarda yapılan suçlar çok geniş çaplı olmuştur ve milyonlarca insanlara zarar getirdiği gibi ve hayatlar da alıp götürmüştür. Her tür barış için daha fazla zaman gerekmektedir. Dışarıdan başta ABD olmakla bunu anlayamamıştır ve kolaydan almıştır. Bu konuda hızlı ilerleme istemişler ve her tarafı baskı altına almışlarsa da taraflar politik olarak bunu yapmak için hazır olmadıkları gibi bunu yapacak durumda da değiller. Konuyla ilgili olan etnik gruplar dışarıdan yapılan hamleleri kendi hayati çıkarlarına tehdit olarak algılamışlardır ve bu önyargılarına göre de davranmışlardır. Görülen o ki ABD Balkanlardan kendi birliklerini geri çekmek için sabırsızlık göstermektedir ve bir an önce onların yerini AB birliklerinin almasını istemektedirler.
Kosova konusunda ABD hızlı olarak sınırların değişmesinden yana olmasına karşın sonunda çözüm olabilecek çok sayıda alternatifler yerine şu anda masada olandan daha iyileri reddedilmiştir.
ABD ve uluslararası topluluk sınırların değişmez olduğu siyaset ile Bosna Hersek’te ve Kosova’da son neticenin çok etnikli toplumun oluşturulmasını istemektedirler. Ne yazık etnik gruplar arasında düşmanlıklar ve güvensizlik önceki dönemde gibi kuvvetle durmaktadır. Bosna’da ve Kosova’da beliren tüm çözülmeyen ve çözülmez görülen sorunların sebebi bu olsa gerek. Bu duyguların hafifletilmesi için ne Bosna’da ne de Kosova’da bir adım bile atılamamıştır.
Dayton Barış Anlaşması Bosna Hersek’e merkez etmen olarak etnisiteyi vurgulayan çalışmaz bir sistem getirmiştir. İki entiteye anlaşma büyük yetki vermekle birlikte var olan üçüncü etnik gruba Hırvatlara da milli düzeyde tüm eylemleri bloke etme olanağı vermektedir. Bunun en son neticesi de Bosna Hersek’in normal bir Avrupa devleti olarak işleyememesidir. Bosna’da hükümet gerektiği gibi görevini gerçekleştiremiyor ve bununla birlikte ekonomi de ilerleyemiyor. Görülen o ki Bosna şu anda Avrupa’da ikinci derecede bir devlet ve böyle devam ederse giderek azalan uluslar arası yardımla hayatta kalabilen devlet olmaya devam edecektir.
1244 sayılı Rezolusyon da buna benzer Kosova’ya istikrarı getirmek ve belirli bir gelecek çizmek için yeterli değildi. O karar verici konuları çözümsüz bıraktı ve Kosovalı Arnavutlar ile Kosovalı Sırplar ve Sırbistan arasında normal bekleyebilecekleri bir şey gibi değişmez beklentileri yaratmış oldu.
Her uluslararası örgüt UNMİK, KFOR, EUFOR, Bosna’daki Yüksek Temsilcinin Ofisi, her iki ülkede AGİT misyonu, İCTY kendi işlerliyle “havada” uğraşmaktadır. Hafif bilinçsiz ve kaygısız işlerini yürütmektedir. Oysa uluslar arası topluluk bunun aksini iddia etmesine karşın, Balkanlarda her şey bileşik kap gibi durmaktadır. Bu bağların klasik örneği şimdi de Bosna’da da Kosova’da da gerçekleşmektedir. Uluslararası topluluğun görüşü ile hala bu iki durum tam anlamıyla ayrı durum olarak gösterilmekte. Bu durumlarla da çeşitli örgütlerin, yapıların ve personelin uğraştığı sorundur. Sırplar bunu böyle görmemektedirler. Sırplar için Bosna ve Kosova konusu kendi topluluklarının çıkarlarının uluslararası topluluk tarafından hücuma uğradığı olarak algılanmaya devam etmektedir. Balkanlarda Sırplar Kosova’da bağımsızlığın elde edilmesi için sürecin nasıl gerçekleştiğini görmektedirler. Bosnalı Sırplar ve Sırbistan Dayton Anlaşmasına uygun olarak yaşadıkları otonominin giderek çökertildiğini ve soru işareti altına getirilmekte olduğu görüşüne sahipler.
Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın
v.1.4.6 © -
|