Mitrovica
Dr. Hasan Sağlam ve değerli eşi Neriman Hanım’ı dün gece Faruklarda misafir ettik. Türkiye’den ilk defa Kosova’ya gelen misafirlerin onuruna Naser bir akşam yemeği verdi. Elektrikler yine yok. Bahçede yıldızların altında kurulan masada yemek yedik. Muhabbetin sıcaklığı sanki geceyi aydınlatıyor. Hasan Hoca’nın merak ve sorumluluk duygusuyla kalkıp eşiyle birlikte Kosova’ya gelmesine hayret ediyorlar. Bu hayretin altında yatan hayranlık ve şükran duygularını tercüme etmek bana düşüyor. O anda hissettiklerimi satırlara dökmem mümkün değil. Yemek sonrası yaptığımız keyifli çay sohbeti uzadıkça uzuyor… Yarın Kosova’nın kuzeyine doğru yol alacağız.
Kahvaltı’dan sonra Trepça Maden yataklarının olduğu dağlara doğru hareket ediyoruz. Ne zaman yapıldığını öğrenemediğim Majiç camiini göstermek istiyorum. Cami kalıntılarının hemen önündeki Osmanlı mezar taşı, yitik bir hazine gibi. Kim olduğunu bilmediğim bu mezarda yatan zata hürmet ve saygıyla fatihalar okuyorum.
Mitrovica yolunda düşüncelere dalıyorum. Kosova’nın geleceğinden nedensiz bir şekilde ürktüğümü hissediyorum. Bağımsızlık konusu tam bir muamma. Siyasal belirsizlik sebebiyle yatırım yapılmayan Kosova’da işsizlik oranı had safhada. UNMIK tarafından özelleştirilen eski fabrikaların hiçbirini Kosovalılar alamadı. Nüfusunun %75’nin, 30 yaş altı gençliğin oluşturduğu Kosova kendi geleceğini merak ediyor. Yakın gelecekte bu genç nüfusun istihdam edilmesi Kosova’nın en büyük sorunlarından birisi olacak.
Zengin maden yataklarının olduğu Mitrovica’daki “Trepça” madenleri bir dönem Avrupa’nın en zengin altın, gümüş ve magnezyum yataklarıydı. Osmanlı sonrası dönemden itibaren Sırplar bu madenleri işlediler. Kosova’nın bütün ekonomik sorunlarını çözebilecek olan rezervler ne yazık ki şimdi azalmış durumda. Maden yataklarının Genel Müdürü Nazmi MIKKULLOVCİ ile yaptığım görüşmede finans sıkıntısı çektiklerini yakın bir dönemde madenini özelleştirilebileceğini söyledi. Yıllar boyu Kosova maden gelirlerini Sırbistan’a taşıyan Sırplar üstüne üstlük Kosova’nın kendilerine borçlu olduğunu söyleyerek hiç utanmadan BM’den 650 Milyon dolar para istiyorlarmış. Trepça Maden Yatakları ile ilgili Sırpların meşhur bir sözü vardır. “Trepça radi, Beogradi segradi- Trepça çalışır, Belgrad kalkınır”. İşte Sırp adaleti…
Trepça Maden yataklarının olduğu “Mitrovica” ili şu anda Bağımsız Kosova’nın önündeki en büyük engel konumunda. Madenin iki girişi var. Biri şu an Sırp tarafında kaldı. Fransız askerlerinin denetimi altındaki Mitrovica şehri ortasından geçen İbar/İbre nehri sınır kabul edilerek tam ortadan ikiye bölünmüş durumda.
İbar/İbra nehrinin ismi ilginç. Şehrin kuzeydoğusundan aşağı süzülüp bir hilal çizerek şehirden merkezinden geçen nehir, pusula ibresine benzetildiğinden olsa gerek Osmanlı bu ismi yadigâr bırakmış. Sınırı oluşturan köprüden karşıya geçmemize güvenlik sebebiyle askerler izin vermedi. Rahibe Teresa’nın heykeli ise köprü girişine yakın bir yere kondurulmuş.
Kuzey Mitrovica’da artık sadece Sırplar yaşıyor. 1999 NATO müdahalesi öncesinde burada yaşayan Sırplar, Arnavutlar, Boşnaklar ve azınlık bir Türk toplumu vardı. UNMIK tarafından ikiye bölünen şehirde kuzeyde yaşayan Müslüman toplum evlerini ve arazilerini yok pahasına satarak güneye göç etmek zorunda kaldılar. Mitrovica’nın kuzey sınırı Sırbistan ile birleşik olduğundan dolayı bu parçanın Sırplara verilmesi konuşuluyor. Kosova bağımsızlık görüşmelerinin en çetin pazarlık maddesi Mitrovica’nın bölünme meselesi olacak.
Çağdaş Avrupa Medeniyeti(!)nin Müslümanları ilgilendiren hiçbir meseleyi adil ve kalıcı olarak çözdüğünü görmedim. Berlin duvarını yıkan Avrupa, Osmanlı’da 600 yıldır sorunsuz yaşayan bir şehri, güvenlik gerekçesiyle ortadan ikiye böldü. Presheva vadisi daha önceden Sırp sınırlarına dâhil edilmişti. Sırplar şimdi de Mitrovica’nın kuzey parçasını istiyorlar. Mitrovica sorununu ABD ve Avrupa’nın nasıl çözeceklerini kendilerinin dahi bilmediklerini düşünüyorum.
Türkiye’nin, Osmanlı Bakiyesi olan Kosova’ya daha fazla yardım etmek zorunda olduğunu düşünüyorum. Özellikle içinde bulunduğumuz 120 günlük süreçte gizli ve açık her türlü diplomatik destek Kosova’dan esirgenmemeli. Sadece Kosova’nın bize ihtiyacı yok. Aslında bizim de Kosova’ya ihtiyacımız var. 600 yıllık kocaman bir tarihin ördüğü ilişkiler yumağına tahayyül âleminde dalıp gidiyorum…
Hep ilgimi çekerdi. Balkan muhacirlerinin çoğuna nereden göç ettikleri sorulduğunda genellikle Yugoslavya’dan göç ettiğini söylerler. Bu masum cevap bile Sırp propagandasının en bariz örneğidir. Kosova, Bosna, Sancak’tan göç edenler; ait oldukları Osmanlı topraklarının Sırplar tarafından nasıl maharetle Güney Slav Ülkesine dönüştürdüklerinin farkında değillerdir. Kelime oyunu burada gizlidir. “Yugo- Slav-ya; Güney Slav ülkesi” demektir.
Resim 1: Kahvaltı sonrasında yola çıkmak üzereyiz.
Resim 2: Rahibe Teresa heykeli- Mitrovica
Resim 3: Majiç Camii zamana direniyor.
Resim 4: Pakistanlı polis şefi Tahir ve Arnavut polisler.
Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın
v.1.4.6 © -
|