Londra’ya uzun zamandır gitmemiştim. Türkoloji’ye dair bazı gelişmelerin konuşulacağı bir kurultaya katılmak üzere, son işlerimi de yoluna koyup İngiltere’ye hareket edecektim. Prizren’den uçakla İzmir’e geçtim. Orada da halledilmesi gereken birtakım işler, yapılması gereken görüşmeler vardı. Bu işlerim de Türkçeye dairdi tabiî. Kosova’dan Türkiye’ye yapılan yolculukların bu denli kolay olacağını, bundan birkaç yıl önce düşünmem zor olurdu. Oysa bugün, hem Kosova’nın hem Türkiye’nin sisteminde düzenlilik hâkim. Kültürel bir şahlanış var âdeta. Ortalıklar daha da arttı. Kosova’nın resmî dillerinden birinin Türkçe olmasından bu yana, bu iki ülke insanlarının ilişki düzeyi de üst düzeye çıktı. Ticaretin yanında, kültürel alanlarda, turizmde de istenen gelişmeler çoğaldı. Londra’ya da biraz bu yüzden davet edilmiştim. Onlara, Balkanlar’ın kültürel durumunu anlatacaktım. İzmir’de işlerimi bitirmiş, tertemiz körfezinde de gezmiştim. Artık, yola çıkma zamanıydı. İki gün kaldığım İzmir’de, son birkaç yabancı isimli iş yerinin de isminin Türkçeye çevrilerek yenilendiğini görmek çok hoştu. İzmir’in çehresi, o eski yabancı isim kirliliğinden kurtuldu. Biz, Prizren, Priştine, Üsküp, Kalkandelen, Ohri, Selanik gibi Balkan şehirlerinde, bu iş konusunda değişik bakımlardan da epey yol almaya başladık. Türkiye’de Osmanlı’dan kalma eserlere yabancı adlar verilmedi hiç. Ancak, Balkanlar’da bir zamanlar, Osmanlı’nın mimarî eserlerine maksatlı olarak, yabancı adlar veriliyordu. Eserin hem ismiyle, hem de cismiyle oynanıyordu. Bugünkü olumlu durumların, diğer şehirlerde de olduğunu arkadaşlarımdan bizzat işitmiştim.
İngiltere’ye gitmeyeli çok uzun zaman olmuştu. Bu bende büyük heyecan yaratmıştı zira son gidişten bu yana çok şey değişti dünyada. Aslına bakarsanız artık, İngiltere ve diğer Batı Avrupa ülkelerine gitmek pek tercih edilen bir şey değil. Avrasya’nın orta kuşağı, Balkanlar-Türkiye-Türkistan çizgisinde çok ciddi gelişmeler olduğundan beri, ticaret de turizm de kültürel etkinlikler de oralara hızlıca kaydırıldı. Bu bölgede, ticarî gelişmeyi kültürel gelişme ve bilinçlenme izlemeseydi, bu durumun yakalanması mümkün olmazdı. Bunu, bütün araştırmacıların sonuçları da gösteriyor. Türkçenin bu eski coğrafyası, binbir sıkıntının ardından tekrar Türkçenin, Türk ve Müslüman kültür dairesinin toparlanıp ilerlemesiyle eski gücüne kavuştu. Artık, Bosna Hersek’ten başlayarak, Doğu Türkistan’ın ilerilerine kadar Türkiye Türkçesi, yazışma ve anlaşma boyutunda çok ciddi bir düzene oturdu. Moğolistan’da ve Sibirya Türk cumhuriyetlerinde de Türkiye Türkçesinde yazışmanın yaygınlaştığı bildiriliyor. Bunun en gelişmiş olduğu bölge İdil-Ural bölgesi.
Duyduklarıma göre, Londra eski Londra değilmiş. Birçok değişiklik onu sarıvermiş. Gerçekten de dünya epey değişti. Bir zamanlar ne kadar da kötü bir hâldeydi. Bu kötülükten de en büyük payı biz alıyorduk. Balkanlar’ın eski düzensiz hâlini hatırlamak dahi istemiyorum. Kosova’nın geleceği belirsizdi; düzensizlik ve kargaşa vardı. İnsanlarımızın çok düşük maaşlarla geçinmeye çalışıyorlardı; Prizren ve diğer şehirlerimizi kültürsüzlük ve o eski Batı kültürel etkisi sarmıştı. Aynı şey Makedonya, Bosna Hersek gibi diğer Balkan ülkelerinde de söz konusuydu. Her yanda İngilizce, her yanda kültür yozlaşması. Oysa şimdi nerelere geldik! Gücümüzle ve hakkımızla birçok şeyi başardık. Balkanlar uzun zamandır aradığı rahatlığa erişti. Balkanlar’ın iki sorunlu bölgesi Mora ve Sırbistan da rahatlığa kavuşursa, Balkanlar yeniden tam anlamıyla huzurluluğa erişecek. Ancak, Mora ve Sırbistan’ın sorununun kendi içleriyle alakalı olduğunu da unutmamak lazım.
İzmir’de uçağa bindim. Prizren’den de Londra’ya gidebilirdim ama işim gereği İzmir’den bindim. Bu güzel Ege şehrinden İngiltere’nin Londra’sına ulaştığımda saat 23:30 idi. Gecenin karanlığı her yandaydı. Uçaktan iner inmez gözüm etrafın seyrine daldı. Durumu kendi gözlerimle görmek, öğrenmek için sabırsızlanıyordum. Büyük değişiklikler olmuştu bu ülkede ve tabii ki bu şehirde. Derken… Farklardan birisine ulaşmıştım bile. Bu fark, Dış Hatlar Terminali’nin iç kapısındaki “Hoş Geldiniz” ibaresiydi. İngilizce ibareyle aynı büyüklükte yazılan bu cümle, değişimin ilk belirtisi gibiydi. Aynı yazıyı, havaalanındaki her dükkânda da gördüm. Kültürel aydınlanmamız, gerçekten de buralara da ulaşmış. Bunun kanıtı şu an karşımda duruyordu. Hostes ve havalimanı görevlilerinin benimle Türkçe anlaşma çabaları da bu yüzdendi. Havaalanı çıkışına geldiğimde, beni gururlandıran başka bir olayla daha karşılaştım. Dış kapıların önünde duran ve üzerlerinde “Dolmush” yazan eski taksi arabaları Türk malıydı. Çizimi ve üretimi Türkiye’de yapılan bu güzel otomobillerin Türkiye dışına da satıldığını biliyordum ama bu kadar yaygın olduklarından haberdar değildim. Bu arabalardan bazıları sabit hatlar üzerinde yolcu taşıyordu, bazıları da kişiye özeldi. Bizim “dolmuş” sözü, Batı dillerine geçmiş ve aynı anlamıyla kullanılmaya başlanmıştı. Zamanla, eskiden var olan “taksi” kavramına da sıçramıştı. Türkçemiz her geçen gün daha da yaygınlaşıyor. Gücünü bütün dünyaya gösteriyor. İtalya yarımadasında bulunan Etrüsk yazıtlarının da Türkçeyle alakasının olduğunun kesinleşmesi, Türkçenin Batılılarca kabulünü kolaylaştırdı. Doğu ve Orta Avrupa halkları için Türkçe zaten, kendi dillerinin çok yakınında bugün. Tarih bize bunu en nihayetinde gösterdi. Bir zamanlar Türkoloji ve Türk tarihi araştırmalarının bir türlü kesinleştiremediği tezlerin birçoğu bugün, bütün gerçekliğiyle sahnede.
Dolmuşlardan birine atladım ve sürücüye beni, konaklayacağım Yeshil Hotel’e götürmesini söyledim. Thames Irmağı’nın hemen kenarında bulunan bu büyük otelin manzarası çok güzeldi. Dolmuştan inip otel görevlilerini, eşyalarımı taşımaları için çağırdım. Görevliler Türk olduğumu öğrenince benle Türkçe konuşmaya başladılar. Hepsi Türkçeyi anlaşabileceklerinden de çok biliyordu. Otelden içeri girdik. Eşyalarım odama taşındı. Ben otelin adının Türkçe olduğunu fark edince görevli arkadaşa sordum:
— Otelin sahibi Türk mü?
— Hayır, efendim. Otelimizin sahibi buralıdır. İngiltere’nin eski ve köklü ailelerinden birine mensuptur. Neden sormuştunuz?
— İngiltere’deki bu otele Türkçe ad verilmiş ya. Ondan sordum. İsim çok güzel.
— Öyledir, efendim. Türkçe güzel bir dil. Ee, dünyada tercih edilen dillerden biri, dünya dili. Hem İngiltere’de “yeshil” sözünün ne anlama geldiğini bilmeyen yoktur.
Duyduklarım çok hoşuma gitmişti ve değişen dünyanın ne kadar da güzel bir hâl aldığını bir kez daha fark etmiştim. Türkçe, buraya sözleri ve kavramlarıyla gelmişti. Bu kavramlar da İngilizcenin alfabesine uydurulup halkın kullanımına girmişti. Türkçe, bütün dünyada yaygınlaşmayı, bilinmeyi hak eden dillerin en başında geliyor. Türk olmayanların bile kolayca öğrenebileceği matematiksel bir yapısı var. Tabii, Türkçenin bu yaygınlığının hem ekonomik hem kültürel sebebi var. Avrasya Türk ekonomisi dünyada çok büyük bir yer aldığından beri Türkçe de bütün büyük ve küçük üretici firmaların mallarında ve şirketlerinde yerini aldı. Artık, dünyadaki her üründe Türkçe olarak “içindekiler” bölümü var. Bir zamanlar, elektronik eşyalarda Türkçeyi zor bulurduk, yaygın değildi. Şimdi her elektronik eşyada Türkçe menü ve kullanım kılavuzu var. Hatta birçok elektronik ürünün adı Türkçe. Cep telefonlarından Türkçe harflerle iletiler yollamak mümkün. Bu durumlar, işin ekonomik boyutu. Kültür olarak da Türk kültürü hak ettiği yeri bulmaya başladıkça kitlesini arttırdı. Hele Balkanlar, Anadolu ve Asya’da yapılan kazılarla Türkçenin tarihine dair belgeler bulundukça, bu dil ve kültüre duyulan ilgi arttı. Bütün Türk Dünyasındaki kültürel bilinçlenme de bu durumun oluşumunu güçlendirdi. Türkler, kültürlerinin gücünü çok iyi fark ettiler. Türklerin peşi sıra, diğer Müslüman toplumların bir kısmı geldi. Başta Amerikan, İngiliz, Alman ve Fransız gençleri olmak üzere, dünyanın dört bir yanındaki gençlerde Türkçe öğrenme ilgisi başladı. Türkçe yazılı elbiseler her yanda. Türkçe kursları da öyle. Bu konuda Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan ve Doğu Türkistan’ın devlet çapında yürüttüğü çabalar çok önemliydi. Bu ülkeler, bu işi devlet politikası hâline getirmeselerdi, bu duruma varmak zor olurdu. Ayrıca, Türkçenin yaygınlaşmasında sadece Türkiye’nin yer almaması da çok anlamlı.
Oteldeki odama çıktım ve duşumu alıp dinlenmeye koyuldum. Abur cubur bir şeyler yerken televizyon kanallarını da karıştırıyordum. Büyük Channel, Genishlik, Eng-iliz TV, BBC Dünya gibi İngiliz televizyon kanallarında gezdim. Biraz da bizim TRT’ye baktım. Burada, İngiltere’deki televizyon yayın bandında Türk kanallarından kapsamlı olanlarının hepsi mevcut. Yolculuğun da verdiği yorgunlukla gözlerim kapanmaya başladı. Yatağıma geçip uyudum.
Sabah uyanıp kahvaltımı yaptıktan sonra, kendimi erkenden Londra sokaklarına attım. Etkinlikler saat 10:00’da başlayacaktı. Bense sabahın 8’inde sokaktaydım. Biraz gezmek istemiştim. Sonra da otelime dönüp hazırlanır, 9:30’da da Big London Congress Saray’da olurdum. Sokaklarda gezerken “indirim” tabelalarının birçok dükkânda bulunduğunu fark ettim. Meğer indirim zamanıymış. Ben de güzel bir takım elbise beğendiğim bir mağazaya girip, indirimli fiyatından güzel bir elbise aldım. Alışverişimi bitirip Thames Merkez’e girdim. Burası Londra’nın güzel ve görkemli alışveriş ve eğlence merkezlerindendi. Bir çay içmek üzere oturdum. Bu sırada etrafımda bulunan gençlerin İngilizce-Türkçe karışık dilli konuşmalarına şahit oluyordum. Aklıma, eskiden Kosova’da, Makedonya’da, Türkiye’de ve daha birçok yerde bizim yaşıtlarımızın eski bozuk Türkçeli İngilizceli konuşmaları geldi. Neyse ki o günler geride kalmıştı! Artık, bu tarz utançlıklar bizden uzaktı. Halkımız mantıkla doğruya ulaşmıştı. Çayımı içip gazetelerden bazılarına göz attıktan sonra, otele dönüş yoluna koyuldum. Otelde hazırlandıktan sonra kurultay için bir dolmuş çağırttım. Dolmuşla Big London Congress Saray’a gidip, yerimi aldım.
* * *
İnsan, düşünen mahlûktur. Düşünceleriyle birçok şeye yön verir, doğruyu bulur. Bazen de düşünmek yetmiyormuş gibi görünür ama o zamanlarda bile düşünce yardımcı olur bize. Yukarıda okumuş olduğunuz cümleler gerçek değildi. Hepsi benim beynimden döküldü ve size ulaştı. Bunlar hayaldir ama hayalden gerçeğe uzanan yolları da sakın unutmayın. Bunlar, görünmeyen muhtemel gerçekten hayal şehrine uzanan birer düşünce yolları idi. Her hayal, gerçeklerden beslenir. Hakikat onun ekmeğidir. Ben de bugünün kötülüklerinden ve yanlışlarından hareketle doğrularla örülmüş bir hayat kurguladım. Üstelik bu, asla hayal/ütopya denemeyecek cinsten bir kurgu idi.
İnsan, umutlarıyla vardır, onlarla daha iyiye varır. Geleceğe dönük umudu olmayan kişilerin hayatları çok zordur. Dünya hep bugünkü sıkıntılı hâliyle kalmayacak. Daha doğrusu dünya, hep aynı konular üzerinde gelişim göstermeyecek. Yanlışlardan söz açarken bile, onun doğruya yönelebileceğini, değişebileceğini düşündüm ve belirttim. Bugünün yanlışlarına dur demek için çalışalım. Bize karşı olmayan, bizim yarattığımız bir dünya için çalışalım. Kendimize saygı duyarak kültürümüzü geliştirelim. Türkçe, bu kültür, bugünkü hâlinden çok daha iyisine layıktır. Umut dolu olun ama sadece umutla kalmayın. Planlarla, taslaklarla uğraşın. Şu çok açık: Bugünden veya dünden tasarımını yapmaya başlayanlar, yarının dünyasında yönetici olacaklar. Üretici olanların ürettiği kültürler ve mallar, dünyayı saracak! Üretmeyip tüketmeyi seçenlerse tükenip kara toprak olacaklar!
Güzel günlere…
Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın
v.1.4.6 © -
|