Kosova Türk Taburu'nun 1999 yılından beri Atatürk'ün "Yurtta barış, dünyada barış" ilkesi ışığında barış ve güvenliğin sağlanması için kahramanca hem Türkiye Cumhuriyeti Devletini hem de Türk Silahlı Kuvvetleri'ni (TSK) temsil ederek, görevini şerefle yerine getirmeye başladığı günlerde Prizren'deki taburda tercüman eleman olarak çalışmaya başlamıştım. Görev bölgemiz Gora’da Güney Kosova’nın Prizren şehrinin güneyindedir. Gora; Dragaş Belediyesi ve 20 köyle birlikte Kosova’nın güneyinde yer alan bu bölge köylerinin 2’si daha Makedonya sınırları içerisinde, 10’u da Kukes Belediyesiyle birlikte Arnavutluk sınırları içerisinde bulunmaktadır. İhmallere ve terkedilmişliğe itilen bu yöre ve halkı son yüzyıl içerisinde sürekli fakirlik, ekonomik sıkıntılar ve göçle yüzleşmişti. Nüfusu yaklaşık 18.000 olan bu bölgede göreve başladığımızda yaklaşık 7 bin ile 8 bin arasında kişi yaşıyordu. Bölgedeki köylerin en büyükleri Restelica, Brod, Mlika, Baçka, Dikance ve Vranişte neredeyse bomboştu. Her sabah Prizren’de yerleşmiş olan Kosova Türk Taburu'ndan askeri araca binip iki muhafız, iki komutan ve ben göreve gidiyorduk. Komutanlardan biri şoförlük de yapıyordu. Savaştan sonra iki binin üzerinde kişi daha iş bulabilmek için buraları Gorayı terk etmişti. O dönemde Restelica köyünde Alman Markı yanı sıra tüm yabancı paralarla bu köyün dükkânlarında istediğini satın alabilir, dinar, leva, lira ve daha başka para birimleri kullanımdaydı.
Huzur ve barışın sağlanmasında olduğu kadar sosyal, kültürel, eğitim, altyapı gibi birçok alanda sürdürdüğümüz etkinliklerle Gora halkının gönlünde de taht kuran Kosova Barış Gücü (KFOR) bünyesinde görev yapan Kosova Türk Taburu’nda bizim görevimiz mayın ve patlayıcılar hakkında halkı bilgilendirmek ve keşfedilen patlayıcıları imha etmekti. Her gün belli bir köydeki okulda mayın ve patlayıcılardan korunma dersleri veren komutanlarımıza ben tercümanlık yapıyordum. Onlar Türkçe konuşuyor ben onların dediklerini yerel dile Boşnakçaya tercüme ediyordum. Kosova’nın kültürü, tarihi ve insanlarının Anadolu'dan çok farklı olmadığını, aynı tarih ve kültüre sahip olmanın vermiş olduğu kardeşlik ve akrabalık ilişkileri nedeniyle muhafızlar ve komutanlarım kendilerini evlerinde hissediyorlardı. Goralıları bizim de ekibimiz çok yakın hissediyor karşı tarafta samimiyetini esirgemiyordu. Türk askeri onların dedelerinin, annelerinin ve babalarının anlattıkları güzellikler dolusu bir hayalmiş. Şimdi de Kosova Türk Barış Gücünün fertlerinin aralarında bulunmasıyla o günlerden dinledikleri hayalleri gerçekleşiyordu. Ve Türkiye’den gelen asker arkadaşlarıma şöyle diyordum: Sen onları hiç gördün mü? Şar dağı eteklerinde, dilleri başka, gözleri başka, yüzleri başka. Türkçe konuşursan bir başka olurlar, bir gülüş belirir gözlerinde, hüzünleri kalmaz yüzlerinde, nasıl nasıl göz göze olur erkeği kadını kızı, dilimizi anlarcasına. Çözülür dilleri, konuşur gözleri, konuşur yüzleri Türkçeyi bilircesine, dikilir bakışları, nakışlı elbiseleri, al pembe elmacıkları, kızların o ata binişleri, yürürken gülüşleri, attan inişleri. Sen Türkçe âşık oldun mu? Yamaçtaki çıraların seslerine, yeşillerden gelen yankılara, uçurumdaki yalımlara, yüreklerdeki sancılara, Sen onları hiç gördün mü? Şar dağı yaylalarında, kutsal koyun sürüleri, ant içmişler Şar dağına. Ve beraber görev yaptığımız başçavuşlar komutanlarım Recep Serdar ve İsmail Özsarı’nın şiiri olmuştu bu dizeler. Tüm yürekleriyle komutanlarım Kosova’nın umduğu beklentileri karşılamayı umuyordu.
1999 Kosova savaşından sonra Türk Barış Gücü tarafından onarılan Gora’nın Zli Potok köy yolu, yaptırılan darboğaz açılışı sırasında Goralı çocukların söyledikleri Türkçe şarkı, yöreden Çanakkale savaşına katılan büyüklerine adanan ve hala söylenmekte olan Türkülerden biri de yankılanmıştı. Türkü şöyleydi: “Türklerin gemisi kırmızı delikli/ İçindeki askerler aslan yürekli/ Düşmanların gemisi yeşil direkli/ Kaçma düşman kaçma tutuklanırsın/ Çanakkale boğazında teslim olursun/”, diyerek türkü okumuşlardı.
Orada bulunduğumuz günlerde hekim ve aydın kesim buraları terk etmişti. Sıradan insanlar tek başına kalmıştı buralarda. 1389–1876 yılları arasındaki dönemde ve Osmanlı belgelerindeki kayıtlara göre bu bölgede yaşayan Goralılar daima kendilerini Türk olarak bildirmişlerdir. Osmanlı yönetiminin ayrılışı ardından 1971 yılına kadar ister Sırp-Hırvat-Sloven Krallığında, ister de Yugoslavya Sosyalist Federatif Cumhuriyetinde ve bu dönemlerin kayıtlarında Goralılar kendilerini Türk olarak bildirdiğini ifade etmiştir. Birçok askeri ve doğum kayıt belgesi de bu halkın kendilerini Türk olarak bildirdiklerini kanıtlamakta. İkinci dünya savaşı sonrası 1971 yılında baskı ve asimilasyon girişimleri sonucu Gora bölgesinden Türkiye’ye göçler yine ivme kazanmış, 1971’de Gora’dan 5000 kişilik bir gurubun daha Türkiye’ye yerleştiğini anlatıyorlardı. Osmanlı arşivlerinde Gora bölgesinde yaşayan halkın Türk olduğu ve Osmanlı’dan önce buraya yerleşen Türk kavimlerinden oldukları vurgulanmaktadır. Osmanlının ayrılışı ardından bura halkına yönelik Pan- Slavcılık ve asimilasyon hareketleri başlatılmış, direnenler ya öldürülmüş, ya da göçe zorlanmışlardır. Çanakkale savaşında, Plevle muharebesinde şehit düşen onlarca Goralı kendini nasıl hissetmiş olabilir ki, Plevle muharebesinde buranın Brod köyünden 94 kişi şehit düşmüş, sadece iki kişi, Raif Maslar ve Demir Kalinka’nın sağ olarak köylerine döndüğü anlatılmaktadır. Çanakkale savaşında bu yöreden şehit düşenlerin sayısı da 460 kişi olarak bilinmektedir.
Gora’da kafilemiz günlük görevini tamamlayınca, Prizren Sultan Murat kışlasına döndüğünde her akşam belleğimize yeni anılar yeni duygular oturmuş olarak akşama giriyorduk. Prizren ise ayrı bir şeydi. Türk silahlı kuvvetlerinin barış gücü bünyesinde mevcudiyeti Prizrenlileri daha da yüreklendirmiş daha önceki dönemden kutladıkları 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı ve kaydettikleri 10 Kasımlar nedeniyle törenleri Mehmetçikle birlikte düzenliyorlardı. Onlar hayatta kalmaya çalışıyorlar - hem de Atatürkleriyle Kosova Türk Taburu şemsiyesi altında birlikte örgütledikleri toplantılarda yüze yakın kendileri yazdıkları şiirleriyle duygularını ifade ediyorlardı. Okullarda en küçük Türk öğrencileri de Ata’ya adanmış şiir yarışmalarına onlarca şiiriyle katılıyorlardı. Bilmem o şiirleri kendileri mi ana babalarının yardımıyla mı yazıyorlardı ama çok güzel şiirlerle özel toplantılarda karşımıza çıkıyorlardı. Tıpkı aşağıda verdiğim ikinci sınıf öğrencisi küçük Ece’nin ATATÜRK’ÜN RESMİNİ KİTABIMDA GÖRDÜM şiiri gibi çok güzel şiirler sunuluyordu.
ATATÜRKÜN RESMİNİ KİTABIMDA GÖRDÜM
Kitabımın ilk sayfasında bir resim
Bu resimde Atatürk
Mavi masmavi gözleri
Bir inanç gözlerinde tükenmez
Gözlerinin içine bakıyorum
Kaşları yay gibi
Gözkapağından uzar kirpikleri
Bakıyor bir aydınlığa sonsuz
Saçları galiba fildişi sarısı
Alnındaki kırışıklıklar
Geleceği ayıklar
Ufuk dolu uzaklara bakar, bakar…
Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın
v.1.4.6 © -
|