|
Her milletin kendine ait öz bir edebiyatı var,kültürü,dili,gelenek ,görenek,örf ve adetleri ki bunlar bir bütünlük içindedir ve bu değerler bir milletin millet olması diye temelinde sayılmaktadır.Her millet kendi edebiyatını,dilini kültürünü sevip saymalı, sahip çıkmalı ve her zaman bu değerleri zenginleştirip ayakta tutmalıdır.
Bu konu üzerine arkadaşımla sohbet ederken ,tartışmalarımız yerli edebiyatımızın üzerinde sürdü.
-Diğer milletlerin edebiyatlarını tartışır,konuşuruz ama asıl sorun,acaba yerli edebiyatımız ne haldedir.
-Bu konu aslında çok düşündürücü ve maalesef ne kadar düşündürücü o kadar da üzücü.Bile, ürkütücü de desem yanılmış olmam diye düşüncesindeyim.
-Haklısın,dedim.Zaten bir milletin, bir topluluğun belli bir coğrafyada yaşayan edebiyatı yok ise o topluluk da yok olmaya mahkümdür kanısındayım.Çünkü yerli edebiyatı yoksa o zaman başkalarının edebiyatına yönlenmeye mecburiyetindedirler ve o zaman o edebiyat üzerine de düşünüp düşüncelerini fikirlerini yönlendirirler.
-Tabi haklısın ve çok doğru söylüyorsun,tamamıyla öyle olur.Zaten o zaman kültürünü,gelenek,göreneklerini, örf ve adetlerini bile koruyamasın ve sen artık sen değilsin sen başka bir milletin diline,kültürüne hayranlık duymaya başlarsın da ondan .
-Bak dostum Mehmet Bey Konyada 13.mayıs 1277 bir ferman çıkarmış ki türkçenin ulus dili resmi dil oluşunu bu fermanla ilan etmiştir.Kahramanoğlu Mehmet Bey fermanında şöyle ifade etmiş.-“BU GÜNDEN SONRA, DİVANDA, DERGAHTA, BARGAHTA, MECLİSTE VE MEYDANDA TÜRKÇEDEN BAŞKA BİR DİL KULANILMIYACAK”
Acaba bu fermanı neden çıkarmış ki, cevabı çok basit,Türkçe diline sahip çıkmak için,Çünkü o dönemlerde türkçeden başka dillere hayranlığı milletin açıktı.Oysa dil insanlar arası iletişim kurmaya ,iletişimi sağlayan en önemli araç olduğuna göre ,bir millet de kendi diliyle konuşur birbirleriyle iletişim kolayca kurabilmeleri için dil de saf olmalıdır.
-Zaten bu da en doğru aslında ,bir dil başka dillerin kelimelerinden arınık değilse iletişim de az da olsa güç olur.Yani biri tam Türkçe diliyle konuşur diğeri konuşmasında ,Farisi Arapça kelimeleri de karıştırırsa (o kelimenin türkçesi var olmaya rağmen) aralarında nasıl da anlaşırlar , az da olsa zor olur.
-İşte biz de bu coğrafyada dilimize sahip çıkarsak yerli edebiyatımızı ayakta tutarsak ancak o zaman varız.Demek, yerli edebiyatımızın önemi ne kadar büyüktür anlamak hiç de zor değil bence.İşte asıl sorun burada,yerli edebiyatımız ne halde,acaba yeterince sahip çıkıyor muyuz,yerli yazarlar,şairlerimize saygı sayıp ne kadar sahip çıkıyoruz.Benim şahsi düşüncemi acıyarak ifade ediyorum, ne yerli edebiyatımıza ne de yerli düşünür,yazar şairlerimize hak ettikleri kadar ne saygı ne de sahip çıkıyoruz,bunu üzülerek söylüyorum ama gerçeği söylemek gerekir ki gerçeklerle yüz yüze olmalı,kendi kendimizi avutmak aldatmaktan kaçmalıyız.
-Haklısın ben de aynı fikirdeyim.Yerli edebiyatımıza,düşünür,yazar şairlerimize yeterince , yanı onlara karşı hak ettikleri saygıyı saymıyoruz bunu açıkça söylememiz gerekiyor,susmaktan ne fayda var ki.Çünkü gerçekçi olunca o zaman aslında nerelerde olduğumuzu,ve nerelere yönlenmemizi düşünebiliriz.Hayali dergiler,değerler,yazar ,şairlerimize övgülerle yağdırarak hiçbir yerlere varamayız. Böyle edebiyatımız ayakta kalamaz.Böyle davranış bir gölge ardından koşmak gibidir,ha varsın ha yoksun.Oysa yerli edebiyatımız için gururla rahatça konuşabiliriz.
-Tabi ki konuşabiliriz. Ama bak hadi bir de düşün bu güne dek yerli edebiyatımızın üzerine kaç defa tartışıldı,kaç defa diyelim ki bir yuvarlak masa konuşması tartışılması yapıldı,kaç defa yazılıp yerli edebiyatımızı inceledik,üzerinde durup ne yapmmız gerekiyor ddiye açıkça konuştık mu.Maalesef , sorarsın ,sana yalınız omuzlarını sıkasın düşer ve susmak.Çünkü böyle bir şeye alışmamışız ki.Bak altmış yıllardan sonra kaç yazar,şair yetişti,yerli edebiyatı yaratan potensiyelimiz görünüyordu hem de nasıl umut veriyordu.Şimdi asıl sorun o varolan potensiyelimiz nerede,aramızda birkaç güçlü yazar,şair ayakta durabildi o kadar ya diğerleriyle ne oldu ? Onlar da umut verici değilmiydiler.
-Haklısın,onlar da yazdılar umut vericiydiler ama onlar nerede şimdi.Neden aramızda yok. Ama daha üzücü bizleri daha düşndürücü bir sorunla karşı karşıyayız, bırak ki onlar aramızda değil yeni yazarlar şairler yetişiyormu ,aramıza geliyor mu bu sorun daha önemli, ama maalesef çok da üzücü yeni nesiler yetişenler saahnede yok.Hadi bir sayalım yenileri ,durur sayamazın.Çünkü yok kadar az.
-Üzücü hem de çok.
-Daha bir soru var bence.Acaba yerli edebiyatımızı ne kadar tanıyoruz.
-Bana göre haklısın bunu sormakla,çünkü bir toplum önce kendi yerli edebiyatını tanımalıdır.Yerli edebiyatımızın tanıtımında bana göre öğretmenlerin rölü büyük olmalı,dergi sahiplerinin de.Çünkü bir öğrenci öncelikle yerli yazar,bilim aadamı,şairlerimiz hakkında bilgi edinmelidir, önce kendi yerli edebiyatını bilmelidir.
-Oysa bu coğrafyamızda yerli edebiyatımızdan söz edersek Prizren’ deki Türk halk şiiri,eserleri XV y.y. başlamış sayabiliriz,o yıllarda Prizren kentinde /ozanlar beşiği diye anılan/Türk kültürünün değerli eserleri meydana gelmiştir,o dönemde edebiyat yaratıcılığı çok gelişmişti ki Divan edebiyatında,Rumeli Şairleri-/Prizren Şairleri/ adıyla bilinen çok şair divan edebiyatına damgasını vuranlardandılar ki bunlar da Suzi Çelebi,Nehari,Mümin,Aşik Çelebi,Şemi,Sayi vs.
O dönemdeki şairler bakın nasıl yalınız eser yaratmakla uğraşmamışlar mesela SUZİ/ aşk ateşiyle yanan/ ÇELEBİ / şairlere verilen onursal bir isim,ayrıca eğitimli,bilim adamlarına verilen bir isimdir/en önemli şairlerinden biri sayılmaktadır, Prizren kasabasında 1524 yılında doğan asıl adı Mevlana Muhammet Efendi İbn Mahmut Abdullah’tır ,Prizren de bir cami,okul , kütüphane ,çeşme ve yedi kilometrelik tarlaları bir sulama kanalı yaptırmıştır. Türkçe,Arapça ve farsça konuşan ,Ali-Bey Mihal oğullarının hizmetinde bulunmuş,Mihal-oğlu Ali Beyin Bosna topraklarında sürdüğü savaşları izlemiş ki 15.000 beyitli bir –Mihail-oğlu Gazavatnamesinde yazmıştır .Bu gazavatnameden yalınız 2000 beyit kalmıştir ki bu gazavatnamenin örnekleri bugün Berlin ve Hırvatistanın başkenti olan Zagreb kütüphanelerinde bulunmaktadır.
Ya da AŞIK ÇELEBİ. Prizrenli 1520 doğumlu,asıl adı Pir Mehmet’tir. XI yüzyılda yaşamış, divan şairlerinden biri “Meşair-üç Şura”(Şairlerin Duyarı) adındaki şairler teskeresi ün kazanmıştır,16 yüz yılın şairlerinin hayatlarını eserlerini derleyen ve değerlendiren bu kitap çağının edebiyatı için çok önemli bir kaynak olmuştur.Osmanlı şuara(şairler) teskereleri arasında seçkin bir yer almaktadır.Daha geçlerde Bursaya yerleşip bir süre mahkeme katipliği atikten sonra Emir Sultan geçmiş ,bir süre orada bulunduktan sonra Istanbula yerleşen Aşık Çelebi orada bir süre mahkeme katipliğini yapmış ,sonra bir süre Silivride kadılık yapan Aşık Çelebi ,daha geçlerde Kosovaya dönür Priştine kentine yerleşmiştir.Bu eserinden başka “Divan” “Hadis-i Erbain”vs.Daha geçlerde HACI ÖMER LÜTFİ.1871 yılında Prizrende doğan Ömer Sadıkı tarikatının Rumeli’de kurucusu ve yayıcısı sayılmaktadırRüjdiyeyi Prizrende okudu 1887 yılında İstanbul2da Fatih medresesine,19o1 yılında Kahire2de Al Azhar Üniverzitesise kaydını yapar Ömer 19o5 yılında Prizrende Melami tekkesi şeyhi oldu.Trkçe,Farsça,ArapçA ve Fransızca’yı bilen 1911 yılında 1911 yılında Talat Paşa tarafından Arap ayaklanmasını bastırmak niyetiyle görevlendirilir,bu görevi başarılı bütünledikten sonra yine Prizrene döner ve hayatı boyunca Melami tekesinin şeyhliğini yapar.Çok sayıda eserleri olan Ömerin 1980 yılında Hasan Fehmı Kahramanoğlu tarafından ‘Prizrenli Haci Ömer Lütfü Divanından seçmeler’ iki kitap yayınlanmıştır.
Prizren’deki Türk halk şiiri,eserleri incelediğimiz zaman,yüzyıllar boyunca gelişip değişen şartlar,kültür,ekonomı, ticari,politik diye göz önünde bulundurmalıyız. Osmanlı imparatorluğunun yarattığı şartlar ,Prizren kentinde /ozanlar beşiği diye anılan/Türk kültürünün değerli eserleri meydana gelmiştir,bu dönemde edebiyat yaratıcılığı çok gelişmiştir ki Divan edebiyatında,Rumeli Şairleri-/Prizren Şairleri/ adıyla bilinen çok şair divan edebiyatına muhakak damgasını vuranlardandılar ki bunlar da Suzi Çelebi,Nehari,Mümin,Aşik Çelebi,Şemi,Sayi vs.
Yetişen yeni nesil şairler edebiyatımızın ocağını söndürmemek için devamlı şiir,öykü ,hikaye,roman yazmışlardır. / ben şiir şair olmak için yazmadım ,şiir yazdım şair oldum varlığımızı kültür ocağımızı sönmesin diye/Bunlardan birkaçını analım.
Hasan Mercan, İskender Muzbeg ,Agim Rifat Yeşeren, Fikri Şişko, Reşit Hanadan, Bayram İbrahim, Altay Suroy, Zeynel Beksaç, Raif Kırkul, Özcan Mıcalar vs. Türk Yazarlar derneğinin 1996 yılında yayınladığı kitapta 37 şairin yer aldığını görmekteyiz, oysa fazlası da var.
Ya bu yazarlarımız,şairlerimizden sonra yetişen yeni şair yazarlarımız kimler var?
Dili canlı tutan edebiyat değilmidir,öyle ise edebiyatımızı devam ettiren zenginleştiren yazarlar nerede ?Edebiyatımızın varoluşu dilimizin toplumumuzun varoluşu demek değil midir.Yerli edebiyatımız varsa kimliğimiz de vardır demektir.Bu coğrafyada,kültürümüzü,örf ve adetlerimizi,gelenek göreneklerimizi bu hazineyi ancak yerli edebiyatımızla koruyabiliriz.
-Yerli edebiyatımızı saygılı bir noktaya getirmek hepimizin amacı olmalıdır.Oysa şu anda yerli edebiyatımızı bir incelersek çok üzücü ve düşündürücü bir halde olduğunu görmekteyiz.Bana göre bu bir gerçek ve sanırım hala geç olmadan hepimiz uyanmalı,gerçekleri görmeli ve bir diriliş yolunu çizmeliyiz,yeni filizleri umutlarımızı bulmalıyız. Bu coğrafyada Rumelide yazar,şairlerimize el uzatmalı hem de nasıl,çünkü yerli edebiyatımızı göçlendirmezsek eriyip biter bir çiçek gibi solarız elbete ve tarihte kalırız.
Bir düşünür bunu asla müsaade etmezdi.Eğer yerli edebiyatımızın yalınız izlerinde kalmak istemez isek o zaman bir adım önce olumlu bir şeyler yapmalıyız.
-Önce nedenini aramalıyız,sonra çözüm daha kolay olur bence.Bu hale yerli edebiyatımızın gelmesi nedeni çoktur.Benciliğimiz var desek yanılmayız ,benciliğimiz vardı yıllarca hem de halen var o bir gerçek,işte en önce bu kötü huyumuzdan vazgeçmeliyiz ve birbirimize destek olmalıyız.çünkü yıllarca birbirimize destek olmadık ve şimdi şu hallere geldi yerli edebiyatımız.Sen yalınız seni düşünürsen yarın sen de artık yoksun,çünkü bir alanda tek bir ot varsa ona çayır denilmez ki.
-Benciliğimiz var diye o tamam, yani yazarlarımız ben varım eserlerim var yayınlıyorum bana ne diğerinden o yayınlayabiliyor mu yok mu o kendi kendini baksın .Oysa böyle düşünenler hala var ve ben diyorum ki bu huyumuzdan vazgeçelim,çünkü o varsa ben de varım.Üç beş kişi bu toplumun yerli edebiyatını ayakta tutamaz ki.Gün gelir yazar şairleri ararız ama bulamayız işte o zaman başkalarının edebiyatına yazarlarına şairlerine yönleniriz.
- Şu anda yerli edebiyatımızı ayakta tutanlara gerektiği hak ettikleri saygıyı gösteriyor muyuz ,bence yok,öyle ise nasıl genç yeni yazar şairleri aramızda olmalarını bekliyoruz.
Yerli edebiyatımıza damga vuranlar,Hasan Mercan,İskender Muzbeg,Agim Rifat,Reşit Hanadan,Fikir Şişko,Bayram İbrahim,Altay Suroy,Enver Baki,Zeynel Beksaç ,Raif Kırkul,Osman Baymak v.s.yazar,şairlerimze el uzatmalı ve eserlerinin yayınlamasında her türlü yardımda bulunmalıyız ki edebiyatımızı zenginleştirip ayakta tutmak dilersek.Tabi bu desteği yeni ,genç yazarlarımız için de yapmalıyız hem de nasıl.
-Haklısın.Ben de aynı konu üzerine kaç kez düşünmüştüm.Yani şunu demek istiyorum şimdiye dek yerli yazar,şairlerimiz daha çok kendi çabalarıyla / paralarıyla/eserlerini kitap halinde yayınlamış,yardım olduysa da çok az olmuştu bence.Oysa eser yaratmak ne kadar da çaba harcamak,saatler günler aylar bile masa başında oturup yazarımız vakit harcamış… Bakıyorum zaten on yıl yayınlanan eserler hala yayınlanıyor,ya yeni eserler ? az çok az,eser yaratmak kolay iş değil ki.İşte böyle olunca yerli edebiyatımız sallanıyor ,neden ,nereye gidiyor sorusuna yanıt aramaktayız.Her toplumda edebiyat güçlenme yoluyla gider bizim yerli edebiyatımız düşünceme göre zayıflıyor.
-Haklısın.Bir bakalım Türk yazarlar derneği yayınları n.1,Sayın yazarımız İskender Muzbeg başkanlığında ve sorumlu yöneticisi, 1996 yılında yayımlandı,numara 2 yi görmedik.o kitapta 37 yazarımızın eserleri,daha da yazarımız vardı,ya şimdi ? kaç yazarımız sürekli yazmaya devam etmiş, kaçı bir daha kalemi eline alıp artık yazı yazmamış,eser yaratmamış.Böyle devam ederse masalarda gibi hem edebiyatımızı hem de yazar,şairlerimizi gelecek nesillere anlatacağız”
BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ, BİR ZAMANLAR BU COĞRAFYADA TÜRKÇE, ROMAN, HİKAYE,ŞİİR YAZANLAR VARMIŞ…”
FİKRİ ŞİŞKO
Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın
v.1.4.6 © -
|