|
Tarihin seslerine ve yüzlerine dönmek zordur. Ancak, bütün zorluklara rağmen, bunu başaranlar vardır ve çoktur. Tarihin özellerini kavramayı başaranlar, tarihin yani geçmişin ne demek olduğunu bilenlerdir. Geçmişten yaşananlardan dersler çıkarmak, tecrübeler edinmek çok ama çok önemli. Geçmişteki olay ve kişiler, sadece geçmişte değildirler. İçlerinde bugüne bile hitap edenleri, bugünü etkileyenleri de vardır. Hele ki söz konusu olan şey bizim tarihimiz ise…
Biz Balkan Türkleri için (aslında bütün dünya Türklüğü için) Balkan Savaşları’nın doğurduğu sonuçlar ve sonrası çok önemlidir. Tarihin bu sayfalarında bizim adımız çeşitli vesilelerle yazılmıştır. O dönüm noktaları, bizim bugünkü hâllerimizi belirlemiştir çoklukla. İşte, Balkan Savaşları ardından ortaya çıkan mühim gelişmelerden biri Yücel Teşkilatı vakasıdır. Bu konu beni meraktan meraka itiyor. Dilerim bu ilgi, sadece sözde kalmaz, ben ve benim gibilerin hatırlatma ve bilgilendirme çabaları, başka dostların çalışma ve araştırmalarına vesile olur.
Balkanlar’da yaşıyorsak, geçmişte yaşananları bilmemek veya geçmişe kayıtsız kalmak gibi bir seçeneğimizin olmadığını bilmemiz gerekir. Her ne kadar içimizden bazıları, kimi zaman bu mantığın tersini uygulayıp geçmişi bir köşeye kaldırma eğiliminde olsa da, gerçekler ve olaylar bize bazı şeyleri hatırlatır; geçmişin durumlarını bir şekliyle önümüze serer. Bunun için görmek yeterlidir. Geçmişe iyi bakılsın ve dersler alınarak geleceğe dönülsün; geçmişe takılı kalınmasın.
Yücel Teşkilatı konusunda acaba bir anket düzenlense, bugün eski Yugoslavya coğrafyasında yaşayan Türkler içinde ne gibi sonuçlar alınır? Önce Türkler diyorum, dikkat ettiyseniz. Diğer Müslümanları ilk olarak katmadım bile. Zira olay, öncelikli olarak Türkleri ilgilendiriyor. Sonrasında Müslümanların kaderi devreye giriyor çünkü Yücelcilerin başarmaya çalıştıkları şeyler, sadece Türklerin kaderini etkileyen bir nitelikte değil. Hani hep deriz ya, küçük hesaplar peşinde koşuluyor diye. Basit mantıklarla günü kurtarma derdine düşülünce geçmişin mühim olayları ve kişilerine eğilmek, onlardan haber almak pek de mümkün olmuyor. Oysa geçmiş bugünden bağımsız ve bugüne dönmeyen bir şey de değildir çoklukla.
Yücel Teşkilatı meselesi, sadece Makedonya Türklerini ilgilendirmemekle beraber Makedonya Türklerince daha da titiz bir şekilde bilinmeli ve muhafaza edilmelidir. Çünkü bu tarihî durum ve olayların kaynağında o bölge, merkezdedir. Bugünkü sosyal ve siyasî durumda iyi bir bilinçlenme gereklidir.
Yugoslavya’nın totaliter rejim yıllarında Makedonya Türklerinin tarihinin yazılması, bunun gündeme taşınması, tıpkı ateşle oynamak gibiydi. Dolayısıyla, o dönemlerde Yücel Teşkilatı hususunda çok fazla araştırma yapmak ve bundan da önemlisi, o araştırmaları halka yaymak kolay değildi. Fakat bugün durum tam öyle değil. Bugün, geçmişimizin önemli hadiselerini masaya yatırıp inceleme ve yeniden anlama zamanı. Öyle veya böyle, geçmişimizin bilinmeyenleri ve unutulanlarını ortaya serme zamanı çoktan geldi. Bunun için aydın olarak nitelendirilen ve kendisini aydın diye tanımlayan insanlarımızın, böylesine önemli ve hayırlı bir işe soyunmaları yeterli olacaktır. Sonrası zaman ve süreç meselesi.
Balkan Türklerinin ve daha da genel ve geçerli bir tabirle; Türklerin yakın tarihlerinde yedikleri en büyük darbe olan Balkan Savaşları yıllarında maruz kalınan o dehşet verici mezalimden bu yana, Balkan Türklerinin cansiperane verdikleri ve bütün zorluklarına rağmen, bugün de saygı duyulması gereken bir özveriyle sürdürdükleri ulusal ve kültürel kimlik mücadelesi önemlidir. Bu mücadelede son yıllarda tanık olduğumuz Yücel Teşkilatı olaylarını deşme ve aydınlığa kavuşturma çabaları, özellikle bu mücadelenin geleceği bakımından son derece büyük bir önemdedir.
Balkan Türkleri, Balkan Savaşları sırasında hazmedilemez ve mazur görülemez çok büyük eziyet ve haksızlıklarla karşı karşıya kaldılar. “Kan kaybetmek” deyimi burada gerçek anlamını buluyor zira Türkler, Balkan Savaşları öncesi, esnası ve sonrasında kanlarını, canlarını verdiler. 19’uncu yüzyılda genel olarak Müslümanlara (Türklerin dışında, Arnavut, Boşnak gibi toplumlara da) yönelen saldırılar, Balkan Savaşları esnasında artık tam olarak Türklere çevrilen tüfekler hâlini almıştı. İşte, bu gelinen son süreçten itibaren sonraki dönemlerde de namlular ve şimşekler ağırlıklı olarak Türklerin üzerine yöneldi. Zaman zaman diğer halklar da Balkan topraklarında sıkıntılara maruz kaldılar ama Türklerin durumu bir sabitlik arz etti; farklı dönemlerde dozları değişse de hep bir tehlike içinde olabildiler. Yücel Teşkilatı ve bunun gibi teşkilatlar, dernekler de bu kötü talihin, kötü sürecin umuda dönen ürünleriydiler. Bunlar, geçmişte ölüme bırakılamayacak kadar önemli ürünlerdirler.
Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinden bu yana, çeşitli şekillerde olmakla beraber, hiç aralıksız devam edip günümüze ulaşan mücadelenin, önümüzdeki yıllarda yeni aşamalar kaydedip daha başarılı olabilmesi, totaliter rejim tarafından sözün tam anlamıyla öcü hâline getirilmiş bulunan Yücel Teşkilatı ve Yücelcilik anlayışının, bütün doğruları ve yanlışları, sevapları ve günahlarıyla, mümkün olduğunca ayrıntılara varana kadar aydınlatılmasına; bu, esas itibarıyla barışçıl ve demokratik olduğu kesinlikle yadsınamayacak ulusal ve kültürel davanın özünün doğru dürüst algılanmasına; tarih içinde bayrak ve devlet takıntısı görmemiş Türklüğe has hoşgörü temeline dayalı Yücelcilik coşkusu içinde ulusal ve kültürel değerlerimize sahip çıkılmasına önemli ölçüde bağlıdır.
Elde ettiğim bilgilere göre, bugüne kadar, teşkilata dair, ister Türkiye’de yapılan (maalesef öznel yorumların ağır bastığı ve değerlendirmelerin çoğu zaman yüzeysel olduğu gözden kaçmayan) yayınlar; ister Kosova ve Makedonya’da yapılan çalışmalar, Yücel Teşkilatı hakkında tatmin edici bilgiler vermekten uzak şeylerdir. Ben bile, bu yazının sahibi olarak Yücelcilik hakkında doygun bilgilerden henüz uzaktayım. Ancak, nelerin denendiğini ve o dönemin psikolojisini az çok anlayabilmeyi başardım.
Yücel Teşkilatından söz açmaya kalkarken, ayrı ayrı dönemlerde bu teşkilatla ilgili ortaya atılan asılsız iddia ve suçlamaları daha baştan çürütebilecek yorumların daha sağlıklı olmasını sağlayacak, kanaatimce çok önemli bir tespitin yapılması gerekir. Bu da, Yücel Teşkilatının, aslında Balkan Savaşları’ndan, özellikle de Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra, Makedonya’da başlatılan ve Kosova ile Sancak bölgelerini de içine alan daha geniş bir coğrafyada, Türk ulusal ve kültürel kimliğine sahip çıkmak, bununla birlikte, bu coğrafyada yaşayan Türk-Müslüman ahalinin hak ve özgürlüklerini savunmak amacıyla yürütülen barışçıl mücadelenin devamını getiren; farklı koşullar altında ortaya çıkan, fakat ne hikmetse hep aynı kaderi yaşayan (daha yolun başında önlerine set çekilen) İslam Muhafaza-i Hukuk Cemiyeti, Cenubî Sırbistan Müslüman Teşkilatı ve Yardım Cemiyeti’nin doğal uzantısı olduğudur. Bu konu mühim. Osmanlı sonrasında, Balkanlar’ın bu bölgesinde yaşayan, nüfus ve gelişkinlik bakımından iyi durumda olan ve çok ciddi bir potansiyel güç olan Türkler, haklarını elde etme, kendilerini gösterme hususunda atılım içinde olmuşlardır. Geçmişte bu tarz hamleler, bugünümüzde bizlere ciddi dersler vermektedir.
Yücel Teşkilatının ortaya çıktığı dönem, rejim değişikliğinin beraberinde getirdiği yeni koşullar ve tabiî ki, yeni olanaklar bakımından da, İslam Muhafaza-i Hukuk Cemiyeti, Cenubî Sırbistan Müslüman Teşkilatı ve Yardım Cemiyeti’nin ortaya çıkıp faaliyet gösterdikleri dönemlerden çok farklıdır. Azınlıklara, o zamana kadar görülmemiş ölçüde geniş hak ve özgürlüklerin tanınacağının taahhüt edildiği bu dönemde, vaat edilenlerle gerçekleştirilenler arasında tam bir uçurum söz konusu olmasına rağmen, azınlıklardan herhâlde eski durumlarını hatırlayıp yeni durumlarına şükretmelerini bekleyen zihniyetin hâkim olduğu bir ortamda, vaat edilenlerle gerçekleştirilenler arasındaki uçurumun kaldırılmasını sağlamak amacıyla, aslında henüz verilmeden alınan kimi hak ve özgürlüklerin elde edilmesi mücadelesine soyunan Yücel Teşkilatı, bilinçli olarak çok ağır bir yükün altına girmiştir.
Balkan Savaşları öncesinde, Balkanlar’daki (özellikle eski Yugoslavya’daki) Türk nüfusu birçok bölgede, toplam nüfusta çoğunluk durumunda idi. Balkan Savaşları’nın getirdiği kahredici, yıkıcı durum, Türkleri arayışlara ve çalışmalara itti. Yücel Teşkilatını da, biraz bu arayışın, çıkış yolu çabalarının ürünü sayabiliriz belki. Ancak, okumuş, bilgili insanların yöneticiliğinde başlayan ve üyelerinin büyük bir kısmını öğretmenlerin oluşturduğu Yücel Teşkilatı, büyük bir trajediyle sonlandı. İdamlar, hapis cezaları ve göçler… Özellikle Türkiye’ye doğru gerçekleşen göçler Makedonya Türklüğüne, Balkan Türklüğüne çok ama çok büyük sorunlar getirdi. Nüfustaki bu dev kayıp, Türkleri “azınlık” statüsüne dek götüren yaklaşımların doğmasını sağladı. İşte, tarihin ders çıkarılacak yönü de işin tam burasıdır.
Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın
v.1.4.6 © -
|