Öğrenciler el ele vermiş, şarkı türkü söylüyor , kentin sokaklarıyla geçiyorlardı.Tanlarına öğretmenler de vardı.Kır gezisi dedikleri Paşa Çeşmesine gidiyorlardı. Hepsi neşeli ve mutlu görünüyordu. Bunu,havanın açık ve güneşli oluşu da etkiliyordu.
Kale altına vardıkları zaman öğrencilere mola verildi.Yol yokuş olduğu için Paşa Çeşmesine kadar daha çok yürümelari gerekiyordu. Karşılarında kocaman kale göründü.Öğrencileri bir arada toplanmış onlara tarih öğretmeni kale hakkında bilgiler vermeğe çalıştı:
-Bakın çocuklar,dedi. Osmanlı Orduları 1455 yılında Prizreni ele geçirdikten sonra,diğer bölgelerin gibi, kentimizin de savunma ve korunmasını ön plana almışlardır.O dönemde Prizren’in savunma rolünü,karşınızda gördüğümüz bu kale oynamıştır. Osmanlı ordusunun bir kısmı bu kaleye yerleştirilmiş.Yoksa bu kale Bizanslardan kalma askeri bir mimari eserdir.Türkler Balkanları ele geçirince bu kaleyi bulmuş ve ona ek binalar inşa etmişlerdir.
Öğretmenin konuşmasını, kendisini halka yapan çocuklardan Kenan kesti:
-Hocam, dedi. Babamın anlattığına göre, bu kalede bir de cami varmış.
Öğretmen gülümsedi, alnına dek düşen saçlarını düzelttikten sonra:
-Evet, dedi. Osmanlı döneminde Kalenin ortasında Mahmut Paşa adıyla bir de cami bulunurdu.Bundan başka Ramazan aylarında iftar vaktinin bildirilmesi için bir de top bulunurdu.Bu topun seslerini son zamanlara kadar dolayısıyla ikinci dünya savaşından sonra bile duyulurdu. Biz o zamanın çocukları, Ramazan ayında bu topun patlamasını seve seve beklerdik.Bu topun çıkardığı ses sadece kentte değil, onun komşu köyerinde de deduyulurdu.Bugün Osmanlı asker ve subaylarının ibadet yeri olan bu camiden sadece temellerinden başka bir iz kalmamıştır.Yoka bu kalede bir de Saat kulesi bulunurdu.
Kız öğrencilerinden Seher, tarih öğretmenine doğruldu.
-Hocam, diye konuşmağa başladı. Neden bu kale,cami,saat kulesi ve top korunmamış.
Öğretmen güldü.Kendisine yakın bir hendeğin sırtına dayanmış üç meslektaşına baktı. Sonra başını sallayarak, öğrencilere döndü:
-Osmanlı ordusu 1912 yılında Balkanlardan çekilince sadece bu kale değil,sayısız diğer Osmanlı eserleri tahrip edilmiştir. Bunun için şimdi konuşma yeri değildir.Başka gün bunları sizlere sınıfta daha ayrıntılı biçimde anlatırım.
Başka bir öğretmen :
-Çocuklar, diye uzaktan seslendi.Dinlenme zamanı geçti.
Kafiye ayağa kalktı.Eğri büğrü yola koyuldu.Çocuklar hem yürüyor hem de şarkı türkü söylediler.Eğri büğrü yokuşlu yol bir türlü bitmiyordu.
Nihayet Paşa Çeşmesine varıldı. Öğrenciler gruplar halinde birer uygun yer seçerek dinlenmeğe daldılar.Öğretmenler de öğrencilerden ayrı yerde oturdular.
Yorgunluk terleri giderildikten sonra Paşa Çeşmesinin etrafı canlanmağa başladı. Öğrenciler aşağı yukarı dolanmağa, birbiri ardına koşmağa ve çeşitli oyunlar oynamağa başladılar. Kızlar, kır çiçeklerini toplamakla eğleniyorlardı.Bundan başka yerden insanın bel hizasına kadar boy veren tek emzikli çeşme hiç boş kalmıyordu.Sütlü ana gibi öğrencileri suyla besliyordu.Çeşmenin üç dört metrelik yalağı yeşil yosunlarla kaplıydı.Çeşmenin doğusundaki derin vadinin dibiyle Akdere nehri akıyor,onun üstünden ise Şar dağlarına doğru giden kıvrak yol görünüyordu. Çeşmenin Svilen dağına uzandığı kesimde iki yol mevcuttu.Sağdaki yol Lez köyüne, soldaki yol ise Dağcılar evine gidiyordu.
Ali ve ahbapları İrfan, Vehbi, Bayram, Rıfat ve Cimşit, kentin manzarası görülen Paşa çeşmesinin aşağılarına uzanan kestane ağaçları altındaki koyu gölgeli bir yerde çıkınlarını bırakarak öğretmenlerin bulunduğu yer gittiler. Orada onlardan başka diğer öğrenciler de bulunuyordu.Orda şarkı söyleniyor,öğretmenler de onlara eşlik ediyorlardı.
Toplu halde oturdukları yerde bir ara öğrencilrden Rıfat söze atıldı ve Türkçe öğretmenine Paşa Çeşmesi hakkında bilgi vermesini istedi.
Türk edebiyatıyla gibi,d iğer bilgilerle de zengin bilgisi olan Türkçe öğretmeni, her halde sorudan memnun kalmıştı ki, çocuğun alnına dek düşen saçlarını okşadı. Kendisine dört gözle bakan diğer öğrencilere döndü:
-Bu çeşmenin tarihçesi çok zengindir,dedi. Onun Osmanlı döneminde yapıldığına dair söylentiler vardır. Yalınız kimin tarafından yapıldığı kesin olarak bilinmez. Halkta Paşa Çeşmesi adıyla anılır. Şunu iletmek istiyorum ki,kitaplarda okuduğuma göre,Prizren’li mutasarrıf Abdül Feta Bey adında olan biri, kendi masrafıyla kente içme suyunu Svilen dağından getirtmiş. Belki de aynı şahıs bu çeşmeyi yaptırmıştır. Aşağılarda gördüğünüz kestane ağaçlarını da Abdül Feta Bey’in ektiği tahmin edilir.
Öğretmen böyle tatlı tatlı konuşurken Paşa Çeşmesi’nin aşağılarından daire darbuka ve şarkı sesleri gelmeğe başladı. Bütün bakışlar o tarafa yöneldi. Ne görsünler! Başka okul öğrencileri de geliyordu.
Çok geçmeden Paşa Çeşmesi etrafında iki okul öğrencilerinin bir araya gelmesiyle büyük kalabalık oluştu. Ortalık daha canlandı. Herkes eğlenip gülüyor, saklambaç ve diğer oyun oynuyordu.
Bir Leyla adında bir kız öğrencisi ağlarken öğretmenlerin oturduğu yere geldi. Yumruklarıyla göz yaşlarını sildikten sonra burnunu çekti. Türkçe öğretmenine, sınıf arkadaşı Ömer’den şikayet etti.
Öğretmen yavaşça ayağa kalktı.Öğrencilerin yanına gelerek Ömer’in nerede olduğunu sordu. Onu hiçbiri görmediği için kimse bir söz söylemedi. O an öğretmen sinirlendi ve çocuklara derhal Ömer’i bulmalarını emretti. Aynı anda Ali,Vehbi,Cimşit,Nadi, Bayram ve İrfan çil yavruları gidi etrafa dağılarak Ömer’i aramağa koyuldular Ne yazık ki, Ömer bir yerde yoktu.Çocuklar o çalılığa gitti, bu çalılığı aradı, o ağaç altını, bu ağaç altını yokladı, ama bütün emekleri boşuna gitti. Geri dönünce öğretmenlerine durumu anlattılar.
Türkçe öğretmeni buna fena kızdı. Başını sallayarak kendi kendisine bir şeyler fısıldadı. Her halde Ömer’e küfrediyordu. Bir sigara yaktıktan sonra:
-Bizim uslu Ömer, diye çıkışmağa başladı. Sınıfta dilini yutar, burada ise açıyor. Eşek kafalı.
Güneş batıya doğru yol almağa başlayınca kestane ağaçlarının gölgeleri uzadı. Öğretmenler saatlerine bakarak dönüş emrini verdiler. Çocuklar da güzel bir gün geçirdiği için neşeliydilerer.Yalınız aralarında Ömer’in olmayışı hepsini üzüyordu. Başına bir kötülük gelmesin diye korkuyorlardı.
Öğrenciler Paşa Çeşmesini yavaş yavaş terk edince orası kısa zamanda tenhalaştı. Herkes sabah geldikleri yolda hem yürüyor hem de gülüp eğleniyordu.
Kente kartal bakışlı kaleye varıca, onun bir suru üzerinde Ömer göründü. Uzaktan elini ahbaplarına sallıyordu.
Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın
v.1.4.6 © -
|