|
18.03.1915 - ÇANAKKALE SAVAŞLARI
Bugün 18 mart. Çanakkale zaferinin 93. yıldönümü.
Yeryüzünde Çanakkale Boğazı’na benzer irili ufaklı birçok boğaz vardır. Örnek vermek gerekirse, İstanbul Boğazı (Marmara-Karadeniz), Cebelitarık Boğazı (Akdeniz-Atlas Okyanusu), Messina Boğazı (İtalya-Sicilya), Hürmüz Boğazı (Basra Körfezi-Hint Okyanusu), Bering Boğazı (Alaska-Sovyet Rusya), Babü-l Mendep Boğazı (Kızıldeniz-Aden Körfezi), Cook Boğazı (Yeni Zelanda), Malakka Boğazı (Sumatra-Malezya), Tsuganu Boğazı (Japonya), Hainan Boğazı (Çin-Tayvan), Kore Boğazı (Kore-Japonya), Uraga Boğazı (Japonya), Palk Boğazı (Hindistan-Sri Lanka) Dover Boğazı (Fransa-İngiltere) vb. bunlardan bazılarıdır. Şüphesiz bu boğazların hepsi önemli boğazlardır ama hiçbiri küçük bir yarımada ile (Gelibolu Yarımadası) sınırlı olan Çanakkale Boğazı’nda yapılan çok çetin ve kanlı savaşlar kadar tarihe geçmemiştir. Bu kadar küçük bir yarımadada 8,5 ay süren, 250.000 i Türk şehidi toplam 500.000 insan kaybıyla ve Osmanlı Devleti’nin zaferiyle neticelenen, binlerce kahramanlık destanlarına konu olan bu savaş, adını Türk tarihine altın harflerle yazdırmıştır.
Tarihin son yüzyılında Çanakkale Savaşları konusunda yerli ve yabancı kaynaklı ciltler dolusu kitaplar yayımlanmıştır. Bu ciltler dolusu kitapların hepsini herkes okumuş olsa dahi, yinede kimse ortaya çıkıpta; “Ben Çanakkale savaşları’nın tamamını, her ayrıntısıyla biliyorum!” diyemez. 18 mart 1915 günü gerçekleşen Çanakkale Deniz Savaşı’nda İngiliz ve Fransız donanmalarının birlikte meydana getirdiği dönemin en güçlü armadası, Çanakkale Boğazı’nı geçip İstanbul’u almayı, bunun sonucunda da Osmanlı Devleti’ni 1. Dünya Savaşı cephelerinde çökertmeyi ve tarih sahnesinden silmeyi planlamışlar, bu plan doğrultusunda da mart 1915 günü Çanakkale Harekatı’na girişmişlerdir. Batılı devletlerin Osmanlı Devleti hakkında verdikleri “hasta adam” hükmü ile ve haklı olarak yenilmez armadalarına güvenerek giriştikleri bu harekat, gün bitiminde ağır kayıplarla geri çekilmiş ve Çanakale Boğazı’nın deniz yoluyla geçilemeyeceği hükmüne varmışlardır.
Osmanlı Devleti 1. Dünya Savaşı’na girdikten sonra Osmanlı’nın hasta adam olduğu ve yıkılmasının an meselesi olduğuna inanan İngilizler, boğazı sadece donanma ile geçebileceklerini sanarak büyük bir yanılgıya düştüler. Bu şekilde düşüncelerinde haksız da sayılmazlardı. Tarihinde yenilgi almamış güçlü ve mağrur İngiliz donanması, Fransızların güçlü donanmasıyla birleşince ortaya yenilmez armada olan birleşik filo meydana gelmişti. O dönemde hiçbir deniz gücü bu donanmayla başa çıkamazdı. Daha kısa süre önce Balkan savaşlarından yenik çıkan Osmanlı Devleti ise karşılarında duramazdı. Bu fikir onlar için sonun başlangıcı oldu.
Dünya Savaşı batı cephesinde tıkanmış, kilitlenmişti. İngiltere, boğazı bir ay içinde geçerek İstanbul’a ulaşacağına inanıyordu, başkent düştükten sonra da Osmanlı Devleti’nin teslim olacağını biliyordu. Buradan Karadeniz’e geçerek Rusya’ya yardım edecek ve savaş kısa sürede bitecekti.
3 Kasım 1914 ten 13 mart 1915 e kadar düşman donanması aralıklı olarak defalarca tabyalarımızı uzaktan top ateşiyle ateş altına almıştı. Binlerce top mermisiyle tabyalarımızın birçoğu iş göremez hale geldi. Nihayet boğazı mayınlardan temizleyen ve Türk tabyalarının tamamen tahrip olduğuna kani olan birleşik filo 18 mart 1915 sabahı saat 10.00 da dönemin yenilmez zırhlılarının yoğun topçu ateşiyle Çanakkale Boğazı’na girmeye başlar, savunma hatları hallaç pamuğu gibi atılır. Türk toplarının atış menzili düşman toplarının atış menziline göre daha kısa olması sebebiyle Türk topçuları, ancak donanma yaklaştıktan sonra düşmanın üzerine giderek yoğunlaşan atışa başladı. Bununla birlikte düşman donanmasının gözden kaçırdığı ufak bir ayrıntı tüm planlarını alt üst eder . Bir gece öncesinde Nusret mayın gemisinin boğaza döşediği 26 mayın, donanmayı şaşkına çevirir. Türk topçusunun giderek artan yoğun ateşiyle önce Agamemnon ve Gaulois zırhlısı yara alıp saf dışı kaldı, ardından Bouvet zırhlısı şiddetli patlamayla kısa sürede sulara gömüldü. Öğleye doğru savaşın en şiddetli anları yaşanıyor, Türk topçusu boğazı cehenneme çeviriyor, düşman zırhlıları da kıyı şeridindeki tabyalarımızı hallaç pamuğu gibi atıyor, kıran kırana cehennemi bir savaş oluyordu. İnflexible mayına çarparak yan yattı ve boğazın dışına kaçtı. İrresistible zırhlısı Türk torpidobotları tarafından torpillenerek ağır yara aldı. Saat 18.00 a doğru İngiliz amirali De Robeck üç zırhlısının saf dışı kalması, bir o kadarının da ağır hasar görmesi üzerine geri çekilme emri verir, çekilme sırasında Ocean zırhlısı da mayına çarptı. Birleşik filonun 18 mart 1915 te aldığı yara çok büyüktü, Selahattin Çetiner Paşa'nın belirttiği gibi son 200 yıllık tarihinde zaferden zafere koşmuş mağrur İngiliz donanması Çanakkale’de de başarısından emindi. Ancak yenilginin acısını tattı. Tarihine kapkara bir sayfa konuldu, Çanakkale geçilememişti.
Çanakkale boğaz harbi ile batının asırlardır planladığı Şark Meselesi’nin gerçekleşmemesinin sonucunda dünyanın politik yapısı değişmiş, bunun sonucunda da;
-Mustafa Kemal Atatürk’ü tarih sahnesine çıkartmış,
-Osmanlı Devleti’nin, yenilgiyle sonuçlanan iki Balkan Savaşı’nın vermiş olduğu moral çöküntüsünü üzerinden atmış,
-1. Dünya Savaşı üç yıl daha uzamış,
-Düşmanın boğazları geçemeyip müttefikleri olan Rusya’ya yardım gönderememesi sonucu Rus Çarlığı çökmüş,
-Üzerinde güneş batmayan ülke olan İngiltere’nin, dünya kamuoyunda yenilmezliği sarsılmış, donanmasının denizlerdeki yenilmezlik imajı ortadan kalkmış,
-İngiltere ve Fransa donanmaları ile İngiliz, Fransız, Anzac vb. Bileşik ordularının yenilgisiyle adı geçen ülkelerin prestijleri hayli sarsılmıştır. Bu durum adı geçen devletlerin sömürgelerinde bağımsızlık akımlarının doğuşuna sebep olmuş,
-Çanakkale Savaşı’nın mimarı Deniz Bakanı Winston Churchill, savaşın başarısızlığı sonucu istifa etmiş, İngiliz Hükümeti iktidardan düşmüştür...
18 mart 1915 te deniz savaşları ve ardından 25 nisan 1915 te başlayıp 8,5 ay süren Çanakkale Kara Savaşları’da Osmanlı Devleti'nin zaferiyle ve Yeni Zelanda, Avustralya, Fransa ve İngiltere birleşik ordularının mağlubiyetiyle biter. Çanakkale Savaşları'nda İngilizler karşılarında askerlerine "Size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum" diyen Anafartalar kahramanı Mustafa Kemal'i bulmuşlardı. 1. Dünya Savaşı Osmanlı Devleti'nin mağlubiyetiyle bittikten sonra İngiltere'nin askeri araç gereç, ikmal ve lojistik desteğiyle Anadolu'yu 3,5 yıl işgal eden yunan kuvvetleri, Atatürk'ün önderliğinde gerçekleştirilen Kurtuluş Savaşı'yla 9 eylül 1922 tarihinde Büyük Millet Meclisi ordularının yunan ordusunu İzmir'de denize dökmesiyle ve Türkiye'nin zaferiyle sonuçlanmıştır.
Bu savaşta da ingilizler karşılarında Türk Ordusu'nun başında Mustafa Kemal Atatürk'ü bulmuşlardır.
Bu yenilgi(ler) sonucunda 1922 yılı içerisinde İngiltere Parlamentosu'nda dönemin İngiltere Başbakanı David Lyod George kürsüde konuşma yapmaktadır;
-Arkadaşlar, yüzyıllar nadir olarak dahi yetiştirir. Şu talihsizliğimize bakın ki O büyük dahi çağımızda Türk Milleti'ne nasip oldu. Mustafa Kemal'in dehasına karşı elden ne gelirdi...
Vehbi Vakkasoğlu’nun, “Bir Destandır Çanakkale” adlı eserinde belirttiği gibi İngiliz komutan Amiral De Robeck daha birkaç saat önce Londra’ya çektiği telgrafta, “...kaybımız ve hasarımız çok az...hava müsait olursa 14 günde İstanbul’a ulaşacağımız kanaatindeyim” demişti. Fransız amiral de aynı fikirdeydi ve şöyle diyecekti; “müttefiklerin muazzam armadasının Çanakkale Boğazı’nı geçeceğinden zerre kadar kuşkum yok... Çanakkale geçilecektir! Bu aynı zamanda, Fransa ve İngiltere devletlerinin donanmalarının prestiji meselesidir. Bu prestij, asla gölgelenmeyecektir! ... benim başkomutanlıktan isteğim şudur; Marmara Denizi’ne girmenin ilk şerefi, Fransız filosuna verilmelidir”...
18 mart 1915 yenilgisi sonrasında ise İngiliz deniz bakanı Churchill ve ona inanan İngiliz devlet adamları bozgun üzerine şok olmuşlar ve, “insan ancak bu kadar yanılabilir...demek koskoca armada, Türk’ün basit topu ve mayınları önünde boyun eğdi! Acı bir gerçek , buna nasıl alışacağız?” diye iç geçireceklerdir.
Ondört günde boğazı geçerek İstanbul’u almayı planlarken Savaş sonrası Churchill, Mustafa Kemal Atatürk’ün başarısı konusunda “Bu eşsiz kahraman, Türklüğün mukadderatını ele alacak olan bir dehadır.Zira Çanakkale Boğaz Harbi’nde malzemece üstünlük bizde idi, fakat iradece üstünlük O’nda olduğu için yenildik” ifadesiyle yiğidin hakkını yiğide vermiştir. Aynı konuda yine İngilizler, “Bir miralayın (Atatürk) önümüze çıkışı bütün mukadderatı değiştirdi.” Sözüyle gerçeği dile getirmiştir.
Çanakkale Savaşları, Ahmet Miroğlu’nun Semerkand Dergisi’nin mart 2004 sayısında belirttiği gibi aynı zamanda son yüzyılın centilmen savaşları (savaşın centilmeni de olurmuymuş demeyin) olarak da bilinir. Çanakkale Kara Savaşlarında siperlerarası mesafelerin yer yer 8 ila 10 metreye kadar yakın olması sonucu sık sık ve defalarca el değiştirmiştir. Bu cehennemi ve acımasız bir savaş ortamında askerlerimiz dünyaya insanlık dersi vermiştir. Askerlerimize göre düşman, vatanını işgele kalkmış olsa dahi cephede iken düşmandır. Yaralı acziyet içinde kurtarılmayı beklerken veya esir alınmışsa düşman değil artık misafirdir. Çünkü insandır. Geceleri Türk ve düşman siperlerinden karşılıklı olarak askerler birbirlerine sigara konserve vb atarak, cehennemi ortamda doğaçlama olarak gelişen centilmenlik örnekleri sergilenmiştir. Konuyla ilgili ve yine Ahmet Miroğlu’ndan naklederek birkaç örnek vermek gerekirse; -“Karşımızdaki bir Türk siperinde silâhın ucuna takılmış beyaz bir iç çamaşırı yukarı kaldırılarak sallandı. Her taraf sessizliğe gömülmüştü. Her iki tarafın siperdekileri silahları üzerine doğrulmuş, dikkatle onu takip ediyordu. Siper ardından iri yapılı bir er yükseldi; Kesin tavırlarla yükselttiği çamaşırı silâhı sipere attı. Kendine güvenen tavırlarla yavaş yavaş yaralıya doğru ilerliyordu. Karşı taraf ve çevresiyle ilgilenmiyor; herkes donup kalmış Türk askerini seyrediyordu. Şaşkınlıktan kurtulabilen askerler Mehmetçiğe nişan almaya çalışıyorlardı. Türk askeri, hiçbir şeye aldırmadan yaralının yanına geldi. Nazik yumuşak hareketlerle yaralının kıyafetini düzeltti . Yaralıyı yerden kaldırdı. Yaralının kolunu omzuna koydu. Yavaş ve emin adımlarla yaralıyı bizim tarafa getirdi. Siperimizin üzerine yavaşça bıraktı, geldiği gibi kendi siperine döndü. İngiliz siperlerinde şaşkınlık devam ediyordu!
İngiliz komutanı: "Korkak sıçanlar... cesaret örneği görün... Hele bunlarla birlikte aynı cephede savaşmanın tadına doyulmaz... Bu yiğit Türk çocukları keşke dostumuz olsalardı. Bu kahramanlarla savaş değil , dostluk yapmalı... Dostluk."
Bu Türk askerine teşekkür bile edemedik. Savaş alanlarında günlerce bu kahraman Türk askerinin cesareti, güzelliği ve insan sevgisi konuşuldu. (www.canakkalezaferi.com adresinde yayımlanan İngiliz cephesinden bir anı )
Yine aynı kaynaktan derlediğim Fransız cephesinden bir anı
-“Çanakkale Savaşları'nda, Fransız kuvvetlerine komuta eden General Guro, savaş sırasında bir kolu ile bir bacağının bir kısmını, savaş sırasında bırakarak yurduna dönmüş. Daha sonra anlattığı bir savaş hatırasında şöyle diyor:
Fransızlar, Türkler gibi mert bir milletle savaştıkları için çocuklarınızla daima iftihar edebilirsiniz. Hiç unutmam. Savaş sahasında yaralı ve ölülerin arasında dolaşıyorduk. Az evvel, Türk ve Fransız askerleri süngü süngüye gelip ağır kayıplar vermişlerdi. Bu sırada gördüğüm bir hadiseyi ömrüm boyunca unutmayacağım. Yerde bir Fransız askeri yatıyor, bir Türk Askeri kendi gömleğini yırtmış, onun yaralarını sarıyor, kanlarını temizliyordu. Tercüman vasıtasıyla bir konuşma yaptık: Niçin, öldürmek istediğin askere şimdi yardım ediyorsun? Mecalsiz haldeki Türk askeri şu karşılığı verdi: Bu Fransız yaralanınca yanıma düştü. Cebinden yaşlı bir kadın resmi çıkardı. Bir şeyler söyledi! Anlamadım!.. Ama herhalde annesi olacaktı. Benim ise kimsem yok! İstedim ki, o kurtulsun, anasının yanına dönsün!..
Bu asil ve alicenap duygu karşısında hüngür hüngür ağlamaya başladım. Bu sırada, emir subayım Türk askerinin yakasını açtı!.. O anda gördüğüm manzaradan yanaklarımdan sızan yaşların donduğunu hissettim! Çünkü, Türk askerinin göğsünde, bizim askerinkinden çok daha ağır bir süngü yarası vardı ve bu yaraya bir tutam ot tıkamıştı!..
Az sonra ikisi de öldüler
-“Türkler çok dürüst savaşçılar, kahramanlık ve cesaretleri tartışılmaz. İşkence, zulüm ve domdom kurşunu kanusundaki tüm iddialar yalandır. Geçen gün yanlışlıkla atılan bir şarapnel ile kızılhaç katırlarından birini öldürdüler anında özür dilediler. Daha önce de yaralılarımızla ilgilendiler. Onları kıyıya bırakıp bize haber verdiler” (Avustralyalı bir albayın 1915 ekim ayı sonunda ülkesine yolladığı mektupta “Siperlerdeki Yaşam ve Türkler” başlığı altındaki ifadelerinden.)
-“...hastaneye ateş edilmiyor, zehirli gaz kullanılmıyor. Triumph savaş gemisi isabet alıp batmaya başlayınca tekrar ateş edilmiyor. Türkler asla ikili oynamıyorlar. Bunun aksini iddia edenler Gelibolu’ya gelmiş değillerdir.” (Otago Times Gazetesi 1 kasım 1915 tarihli sayısındaki “Savaşçı Olarak Türk” başlıklı yazıdan)
-“... şu ana kadar bu cephede Türklerin savaş yöntemlerinin adaletli olduğunu kabul etmek insaf gereğidir. Türklerle Avustralyalılar arasındaki savaş mertçe cereyan etmektedir ve sonuna kadar böyle kalacaktır. Bu savaştan önce Türkleri hor görürdük. Artık böyle bir şey söz konusu değil.” (“The Age” adlı Avustralya gazetesi, 11 aralık 1915 sayısında, “Gaz Bombası Saldırısından Korkulmuyor” başlığıyla yayınlanan yorum yazısı.)
Günümüzde Gelibolu Yarımadası’nda savaşlar hakkında yazılı olan birçok plaket vardır. Bunlardan birinde savaş sonrası Atatürk’ün Çanakkale Savaşları’nda ölen düşman askerleri için gönderdiği bir mektubun içeriği yazar. Mektupta Atatürk, Çanakkale’de ölen düşman askerlerinin annelerine şöyle hitap eder;
“Bu memleketin topraklarında kanlarını döken Ingiliz, Fransız, Avustralyalı,Yeni Zelandalı, Hintli kahramanlar! Burada, dost bir vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükun içinde uyuyunuz. Sizler, mehmetçiklerle yanyana koyun koyunasınız.
Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır.Huzur içindedirler ve rahat uyuyacaklardır.Onlar bu toprakta canlarını verdikten sonra, artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.”
Atatürk’ün Çanakkale Savaşları konusundaki hatıralarından birinde;
Bir buluşma esnasında Mısır Devlet Başkanı Atatürk’ü takdir ettiğini söyler ve ekler;
-“Ekselans, benim milletimin de sizin milletiniz gibi hürriyete ve istiklale ihtiyacı var. Bunu nasıl temin edebiliriz? Tıpkı sizin Çanakkale Boğazı Savaşı’nda Düvel-i Muazzama Ordusu’na karşı kazandığınız zafer gibi bizim de böyle bir ordu ve stratejiye ihtiyacımız var. Bize bu konuda yardım edebilir misiniz?” sorusuna Mustafa Kemal:
-“Vatanı için şehit olacak bir buçuk milyon Mısırlı genciniz varsa bu işi yapabiliriz. Bunun haricinde olmaz!” deyince Mısır Devlet Başkanı :
-“Maalesef bizim öyle ölecek bir buçuk milyon Mısırlı gencimiz yok.” der.
Mustafa Kemal’de:
-“O zaman sizin de hürriyet ve istiklale hakkınız olamaz.” deyiverir.
Yine Atatürk’ün Çanakkale Savaşları konusundaki hatıralarından bir başkası;
-“Çanakkale Zaferi, Türk askerinin ruh kudretini gösteren şayanı hayret ve tebrik bir misaldir. Emin olmalısınız ki, Çanakkale Muharebelerini kazandıran bu yüksek ruhtur.”
Çanakkale'de Alay komutanlarından son erine kadar şehit olan 57. P. Alayı'nın sancağı , Avustralya'da bugün Melburn Müzesi'ndeki bir vitrinde sergilenirken altındaki plakette şunlar yazılıdır :
" BU ALAY SANCAĞI GELİBOLU SAVAŞ ALANINDAN GETİRİLMİŞ , AMA ESİR EDİLMEMİŞTİR . ÇÜNKÜ , TÜRK ORDUSUNUN MİLLİ GELENEKLERİNE GÖRE BİR ALAYIN SANCAĞI , ALAYIN SON ERİ ÖLMEDEN TESLİM EDİLEMEZ . BU SANCAK , SONUNCU MUHAFIZIN DA ALTINDA ÖLÜ OLARAK YATTIĞI BİR AĞACIN DALINA ASILI OLARAK BULUNMUŞTUR . KAHRAMANLIK TİMSALİ OLARAK KARŞINIZDA DURAN BU TÜRK ALAYI SANCAĞINI SELAMLAMADAN GEÇMEYİN "
18 mart 1915 Çanakkale deniz savaşında yenilen İngiltere ve savaşın mimarı Churchill, Çanakkale’yi denizden geçemeyince Gelibolu Yarımada’sına yapılacak bir çıkarma ve kara harekatıyla boğazı geçme fikrini ortaya attı, bu fikir yönetimce kabul görünce çıkarma hazırlıklarına başlandı. 25 nisan 1915 sabahı yoğun topçu ateşi ve irili ufaklı yaklaşık 200 parça gemiyle, İngiliz, Fransız, Avustralya, Yeni Zelanda ve İngiliz sömürgelerinden getirtilen birliklerle çıkarma başladı. Çok kanlı çarpışmaları ve binlerce kahramanlık destanlarını tarihe yazdırıp 8,5 ay süren Çanakkale kara savaşı Osmanlı Devleti’nin zaferiyle sonuçlanır, bu sürenin sonunda bizim insan kaybımız yaklaşık 250.000 şehit ve yaralı, düşmanın ölü ve yaralı kaybı ise 250.000 .
Çanakkale savaşının bir başka yönü de Mustafa Kemal’in tarih sahnesine çıkmasıdır. Karaya çıkan ilk birlikler olan Anzak’ları (Australian And New Zealand Army Corps- Avustralya ve Yeni Zelanda Ordu Birliği), sayıca çok az olan 57. alayıyla durdurarak savaşın seyrini değiştirmiştir. Atatürk; “-Ben size savaşmayı değil ölmeyi emrediyorum, biz ölünceye kadar geçecek zamanda arkamızdan gelecek olan kuvvetler bizim yerimizi alacaktır” diyecek ve 57. alayın tamamının şehit olması pahasına düşmanın ilk ilerleyişini durduracaktır. Büyük Atatürk daha sonra Nutuk’ta bu olayı şöyle yazacaktır; “ kalabalık düşman karşısında asker siperden çıkmış –Asker ! -Efendim, düşman. – Süngü tak yere yat! Emri verdim. Bunu gören düşman askeri de yere yattı. İşte kazandığımız an, bu andı”.
“Şu Çılgın Türkler” kitabının yazarı Turgut Özakman'ın, konu hakkında yazmış olduğu bir yazıyı dile getirmek istiyorum.
Bırak düşmanın anlatsın!
Bazı çevreler M.Kemal’in Çanakkale’deki rolünü küçültmek, hatta hiçe indirmek için yırtınıyorlar. Bunun için sahte tarihler, söylentiler, hayaller imal ediyor, gerçeğe ihanet ediyorlar. Diyanet İşleri Başkanlığı bile Çanakkale günü ile ilgili hutbede M. Kemal’in adını anmayarak bu çevrelerin gerçekle ilgisi olmayan iddialarını desteklemiş oldu. Müslümanlık vefasızlığı, kadirbilmezliği, gerçeği saklamayı caiz görür mü?
Bu konuda acaba düşman ne diyor? Çanakkale ile ilgili İngiliz resmi tarihi diyor ki:
NE SÖYLENSE AZDIR
"Çanakkale’de geleceği elinde tutan komutan, üstün şahıs, Mustafa Kemal’di. Çanakkale muharebelerinde göstermiş olduğu çok yüksek sevk ve idare, fedakárlık ve feragat, her türlü övgünün üzerindedir ve bu hususta ne söylense azdır.
Başlangıçta Mustafa Kemal Paşa, Gelibolu Yarımadası’nda, bir pidaye tümeninin başında, harbin sevk ve idaresi yönünden çok dikkati çeken, açık bir deha örneği vermiştir. 25 Nisan’da Arıburnu çevresindeki durumu derhal kavramış olmakla, Anzak Kolordusu’nun karaya çıktığı ilk günde, hedefine erişememesini ve mağlubiyetini sağlamıştı. Bu önemli bir sebep olarak, İngiliz kuvvetlerinin kıyıda saplanıp kalmaları sonucunu doğurmuştu.
İngilizlerin hakim noktaları elde edemeyerek dar kıyıda sıkışıp kalmaları ve 9 Ağustos’ta (Suvla-Anafartalar kesiminde) İngiliz Kolordusu’nun iflas ve hezimetinin de başlıca sebebi yine Gazi Mustafa Kemal’den başkası değildi. (Birinci Anafartalar zaferi)
Gelibolu Yarımadası’ndaki başarısı yalnız bu da değildir.
ÇANAKKALE’NİN KADERİ
Anafartalar’da İngiliz Kolordusu’nun ileri hareketini durdurup hezimete uğrattıktan 24 saat sonra, bir başka cephede, Türk ordusuna parlak bir zafer sağlamıştır. Bizzat yaptığı keşif sonunda Conkbayırı’nda İngilizlere parlak bir karşı taarruz yapmıştır. İşte bu taarruzla kazanılan zafer sonunda Türkler, Çanakkale Boğazı’na hakim olan Sarıbayır sırtına yerleşmiş ve kesin olarak orada tutunmuşlardır. Bir daha İngilizler bu hakim yeri ele geçirememiş ve Türklerle savaşamamışlardır.
Bu suretle Mustafa Kemal Çanakkale savaşlarının kaderinde tek tayin edici rolü oynamış, Çanakkale’nin kaderini tayin etmiştir.
Kısacası Gelibolu muharebeleri, bütünüyle Mustafa Kemal’in üstün deha ve zekasıyla etkili olduğu bir tarihi anlatır." (Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, sayı 32/ Ekim 1987)......
Bu gün Çanakkale Boğazı’nın sahillerinde adım atılacak her karış toprak, Mehmetçiğin kanıyla sulanmış ve onun etinden, kemiğinden, bir parçanın mezarı olmuştur. Orada fatihasız atılacak her adım, bir şehidin ruhunu incitecektir.
Orada bir vatanın, nefes alışverişini duyduğumuzu asla unutmamalıyız. Necmeddin Onan’ın şu mısraları bu şerefli tabloyu ne kadarda ihtişamla ölümsüzleştirmektedir.
Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın
Bu toprak, bir devrin battığı yerdir.
Eğil de kulak ver bu sessiz yığın
Bir vatan kalbinin attığı yerdir.
Bugün 18 mart 2008 Çanakkale Savaşları’nın 93. yıldönümünde bu vatan için toprağa düşmüş tüm şehitlerimizi rahmetle, minnetle ve saygıyla anıyoruz. Ruhları şadolsun.
Sevgiyle kalın
Macit Şekerci, 18 Mart 2008
Çanakkale Savaşları’yla ilgili yazılmış çok eserler ve şiirler vardır, bunlardan birkaçını dile getirmek istiyorum.
*
Şu boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya,
Kaç donanmayla saldırmış ufacık bir karaya...
*
Eski dünya yeni dünya bütün akvam-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, mahşer mi mahşer,
Yedi iklimi cihanın duruyor karşında,
Avustralya’yla beraber bakıyorsun Kanada!
*
Çehreler başka, lisanlar deriler rengarenk,
Sade bir hadise var ortada, vahşetler denk,
Kimi hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne bela,
Hani tauna da züldür bu rezil istila...
*
Öteden saikalar parçalıyor afakı,
Beriden zelzeleler kaldırıyor a’makı,
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin,
Sönüyor göğsünün üstünde her neferin...
*
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer,
O ne müthiş tipidir, savrulur enkazı beşer,
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara, vadilere sağnak sağnak...
*
Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor,
Bir hilal uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor!
Ey! Bu topraklar için toprağa düşmüş asker,
Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer...
*
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın,
“Gömelim gel seni tarihe” desem, sığmazsın.....
Mehmet Akif Ersoy
*
Dur yolcu, bilmeden gelip bastığın bu toprak,
Bir devrin battığı yerdir.
Eğil de kulak ver bu sessiz yığın,
Bir vatan kalbinin attığı yerdir.....
Necmeddin Halil Onan
*
Bu vatan için toprağa düşmüş tüm şehitlerimizi rahmetle, minnetle ve saygıyla anıyoruz.
Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın
v.1.4.6 © -
|