“Mula”, medrese tahsili görmüş âlimlerin sıfatıdır. Medreselerin kapatılmasıyla birlikte günlük hayatımızdan sürgün edilen “molla” kelimesi, Balkanlarda halen yaşatılmaktadır.
Kosova’nın Gilan (Gjilan) ili, Kamenica kasabasına bağlı Topanica köyünün tarihi çok eskidir. 500 yıllık Osmanlı mezarlarının bulunduğu bu köyde 1920 yılında dünyaya gelen Mula Esad’ın hikâyesini, torunu Sead Morina’dan dinledim.
Sead’ı, iki yıl önce Kosova’da tanımıştım. 28 yaşındaki bu idealist genç, tam bir Türkiye sevdalısı. Deniz Feneri ve İstanbul Derneği’nin Kosova temsilciliğini yapıyor. Şu anda en büyük hayali, Alija İzzetbegoviç’in hayatı ve mücadelesi üzerine yazdığı romanı tamamlamak.
Balkan Araştırmaları Derneği olarak bu romanın kitap olarak basılmasını biz üstlendik. Bu vesile ile kentimize davet ettiğimiz Sead, geçen hafta misafirimizdi. Bir gece vakti kahve eşliğinde yaptığımız tatlı sohbetin ardından dedesinin hikâyesini anlattı.
“Âlimler, Peygamberlerin varisleridir” hadisinin, Kosova’da tecelli ettiği bu hikâyeyi yazmak da boynuma borç oldu.
1945 yılında Partizan Komünistler tarafından esir edilen Mula Esad; aynı kaderi paylaşan binlerce Müslüman ile birlikte Kosova’dan Slovenya’daki Ljublijana esir kampına sürülür.
Yaklaşık 1000 km. boyunca yaya olarak yapılan bu yolculuk tam bir trajedidir. Yol güzergâhında bulunan Karadağ’a ait Tivar- Bar şehri yakınlarında, 5.000 (Beş Bin) Müslüman Arnavut katledilir. Sağ kalanlar bir yıl sonra geri dönerler.
Yıl 1953. Kosova Müslümanları, Komünizmin pençesinde kıvranmaktadır. Yoksulluk diz boyudur. O dönemde Federal Yugoslavya imamlara maaş vermemektedir. Müslüman köylüler de yoksuldur. “Komünist partiye kayıt olmak şartıyla” öğretmenlik mesleği revaçtadır. Askerden yeni gelen medreseli Mula Esad’ın önünde iki yol vardır. Ya bedelsiz olarak köy imamlığına devam edecektir, ya da öğretmenlik yapacaktır. Etrafındakiler öğretmen olmasını tavsiye ederler.
Kararsızlık yaşadığı gecelerden birinde rüyasında Peygamber Efendimizi görür. Peygamber Efendimiz, (sav) beyaz bir at ile köye gelir. Mula Esad’ın önünde durur ve at üzerinden:- “Mula Esad! İmamlık mı yoksa öğretmenlik mi yapacaksın. Hangisini tercih ediyorsun?” diye sorar
Atın yularından tutan Mula Esad edeb ve saygıyla “Ya Rasûlallâh; Ben senin yolunu takip etmek istiyorum. İmamlık yapmayı tercih ediyorum” diyerek uyanır.
Bu rüya üzerine tam 36 yıl boyunca bedelsiz olarak köyündeki camide imamlık yapar. Boşnakça ve Osmanlıca bilen Mula Esad, bir dönem Kosova İslam Birliği İl başkanlığı yapar. 1968 yılında Hacca gider. Hac dönüşünden kısa bir süre sonra 15 yaşındaki oğlu Hamdi’yi hafız olsun diye Türkiye’ye getirir. Bayrampaşa’daki Kur’an Kursunda bıraktığı oğlu 1971- 1972 yıllarında dönemin iktidarı tarafından vize yüzünden hafız olamadan sınır dışı edilir.
Oğlu sınır dışı edilen Mula Esad; Priştina’da halen aktif olarak din hizmeti veren Alauddin Medresesine yazdırır. Türkiye’de hafızlık yapmasına müsaade edilmeyen oğlu Priştina’daki Alauddin Medresesinden 1976 yılında mezun olur.
Oğlu medresede okurken Kamenica’da kendi imkânları ile küçük bir arazi satın alır ve üzerine bir mescid yapar. Daha sonraları bu mescid genişletilerek camiye dönüştürülür. 1986 yılından beri oğlu Hamdi Morina bu camide imamlık yapmaktadır. Peygamber Efendimize (sav) verilen söz halen tutulmaktadır.
Torunu Sead, 7. sınıftayken öğretmenlerin anlattıklarının etkisiyle bir gün “Dede, okulda Osmanlılar bize işgalci ve kötü olarak anlatıldı. Sen niye Osmanlı’yı bize övüyorsun” deyince Mula Esad celallenir ve torununa hiç unutamadığı bir tokat atar. Sonra karşısına oturtur ve uzun uzun Osmanlı’nın Balkan Müslümanları için ne kadar önemli olduğunu anlatır.
Torunu Sead’ın Eylül 1995 tarihinde medreseye kaydolmasına çok sevinir. Peygamber’e (sav) verdiği söz; halen tutulmaktadır. Mula Esad; yıllar önce temellerini attığı camide bu olaydan tam bir ay sonra Ekim 1995 tarihinde vefat eder.
Her zaman söylerim. Osmanlı İstanbul’u ilmin, irfanın ve edebin kaynağıydı. İstanbul medreselerinden icazet alıp bölgesine dönen âlimler, Balkanların çehresine ayrı bir renk ve bereket katmışlardır. İsmi bilinmeyen nice irfan abidesinin mekânıdır Balkanlar.
Ait oldukları İslam kimliğine sahip çıkmak için büyük bedeller ödeyen Balkan Müslümanlarının trajik hikâyeleri vardır.
Müslüman Arnavut, Boşnak ve Türkler; Balkan Savaşları sonunda Osmanlı’nın çekilmesinin hemen ertesinden 1913–1960 yılları arasında soykırım ve tehcir gibi zulümlere maruz kalmışlardır.
Bizim insanlarımızın “Katolik ve Ortodoks” asimilasyon planlarına karşı gösterdikleri şanlı direnişler tarihimizin altın sayfalarına geçecektir.
Mula Esad ve onun yolundan gidenlere rahmet olsun, selam olsun.
Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın
v.1.4.6 © -
|