Minareler; Bosna’dan Türkistan’a, Kırım’dan Yemen’e kadar uzanan kadim havzada “selam ve barış”ın işaretleridir.
Minare, İslam’ın sembolüdür. Şerefesinden ilan edilen İlayı Kelimetullah daveti, arzı kuşatacak kadar cihanşümuldur. Tek ve bir olan “Ehad” ismini yeryüzündeki mahlûkata haykırır. Arzın sahibi olan Allah’ın İsm-i Şerifinin ilk harfi olan “Elif”i remz eder.
Minare, estetik ve zerafetin imanla birleştiği nadide bir semboldür. Temeli, insan hamuru olan toprağa bağlıyken, başındaki “imame” nezaketle gökyüzüne açılır. Olanca ihtişamına rağmen mütevazılığini asla kaybetmez.
22 Mart 2008 gecesi TRT 1 ve TRT İNT haberlerinde Irak’taki Amerikan askerlerinin camilere ve İslam’ın biricik sembolü olan minarelere nasıl saldırdıklarını gösteriyordu.
Amatör bir kameranın ki; muhtemelen saldırıyı yapan askerlerin keyif almak için kaydettikleri görüntüler acıydı. İslam ümmetinin acizliğinin, sahipsizliğinin ve başıboşluğunun bir göstergesiydi.
Bir cami, minaresiyle birlikte uzaktan atılan bir rokete hedef oldu. Diğer bir cami yıkılmıştı fakat minaresi sağa sağlam ayaktaydı. Saniye saniye kaydedilen görüntülerde otomatik silahlarla açılan ateşte yüzlerce mermi ve roket atışıyla mahzun bir şekilde yerle bir oldu.
Irak’taki minare, göğsüne isabet eden kurşun ve roketlere direnirken gözyaşı döker gibiydi. Mahzundu, ağlıyordu. Kurşun ve roket yağmuruna daha fazla direnemeyen “minare” yıkıldığında, ben de yıkıldım. Sanki o kurşunlar bana da isabet ediyordu. Amerikan işgali altındaki o minare sessiz çığlıklar ve gözyaşlarıyla rabbinin huzurunda şehid olmuştu sanki…
Hasta ruhlu Amerikan askerlerinin minare yıkılırken attıkları zafer kahkahaları yüreğime oturdu.
On bin kilometre öteden gelip İslam coğrafyasının geçiş güzergâhına yerleşen barbar ve sadist Amerikan askerlerinin hastalıklı ruh halini gözler önüne seren bu görüntüler ne ilk ne de son olacağa benziyor.
Katolik ve Ortodoks zihniyeti, İslam Mabetlerine karşı hoyrattır. Kinlerini gizleme gereği duymaksızın mabetlerimizi yok etmekten utanmazlar. Mabedlere yapılan saldırılar vahşetin, barbarlığın ve hasta ruhların eseridir. Allah’a secde edilen, ibadet edilen mabedleri yıkmaktan haz alanlar, “habis” ruhlardır. Onlar, görünmeyen “şeytan”a ruhlarını satmış biyolojik olarak yaşayan ölüler ve ruhsuz askerlerdir.
Özellikle Osmanlı sonrasındaki Balkan coğrafyasında İslam ve sanat eserlerine yapılan “cani” saldırılar yaklaşık bir asır boyunca Frenk dünyası tarafından seyredilmiştir.
Sırplar, Bosna ve Kosova’da yüzlerce camiyle birlikte, İslam medeniyetine ait sanat eserlerini bir daha geri dönmesin diye yok ettiler. Sırpların İslam eserlerine olan düşmanlığını tekrar hatırladım.
Savaşın ertesinde Kosova’daki halamın oğlu Faruk anlatıyor. “Vushtrri çarşı merkezini Sırp askerleri abluka altına aldılar. Yaklaşan Sırp tankının palet seslerini duyuyordum. Merkez camiinin hemen karşısındaydım. Sırp Tankı minareye nişan aldı. Gizlenmek için köşeyi döndüm. Tankın top ateşinin ardından büyük bir gürültü duydum. Uzaklaşan palet seslerini dinledim. Gizlendiğim yerden camiye baktığımda minaresi yoktu ve beş asırlık Osmanlı Camii yıkılmıştı…” Aynı kaderi Bosna’daki camiler de yaşamışlardı.
Bilgi kirliliğinden dolayı tahrip olmuş beyinlerimiz; dostu düşmanı ayırt etmekte zorlanıyor. Irak işgali öncesindeki şuuraltı zihin yapılanmamız “mabed katliamı” caniliğini Amerikan askerlerinin yapmayacağı üzerine kuruluydu. Bu da Amerikan medyasının ve kapitalizmin aldatıcı yüzünden kaynaklanıyordu. Amerikan filmlerinin bizlere yutturduğu kurtarıcı “rambo”lar iyi askerlerdi.
Hırvatlar, Mimar Hayrettin Ağa’nın yaptığı “hilal” motifli tarihi Mostar Köprüsünü tank toplarıyla yıktılar.
İsrail, Mescidi Aksa’nın altını oyarak planlı bir şekilde ele geçirmeye devam ediyor. Mazlum Filistin halkına ve diğer kutsal mabetlere saldırılarını arsızca sürdürüyor. Gazze’de insanlık dramı yaşanıyor.
Amerikan askerlerinin Irak’taki otorite boşluğunda yaptığı “masum insan ve mabed” katliamı devam ediyor.
Rusya, Çeçenistan ve civar bölgelerde İslam kimliğini yok etmek için baskılarını sürdürüyor.
Doğu Türkistan’da 35 Milyon Müslüman Türk, Çinlilerin zulmü altında inliyor.
Allah’ın arzında muhtelif coğrafyalarda yaşayan Müslümanlar zulüm görmeye devam ediyor. Zalimler; milletleri ve dinleri farklı olmasına rağmen ortak bir noktada birleşiyorlar.
Efendimiz(sav) yıllar önce söylemişti. “Küfür tek millettir”.
Ya Rabbi! Günahlarımızdan dolayı kendi nefislerimize zulmedenlerden olduk. Bizlere acı, bizleri affeyle. Taşıyamayacağımız yükü bizlere yükleme. Sen bizim Mevla’mızsın. Kâfirlere karşı bizleri muzaffer kıl. Âmin
Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın
v.1.4.6 © -
|