Mamuşa köyüne
akşam yavaş, yavaş iniyor
çayırlar çimenlere
dereler nehirlere
dedeler torunlara
dertlerini anlatıyor yorgun, yorgun
bir varmış bir yokmuş masallarda gibi
dağlar sessiz zamana karşı
gece nazlı, nazlı okşuyor köyü
çoban çeşmesi şırıl, şırıl akarken gece sessizliğine
köy düğünlerinde
yorgun sarhoş kemancının nağmeleri gibi
hafif bir rüzgar esmeye başlar dallar arası
…
bir odada üç beş kişi yüzbaşı Ziya
yanında biri bakışları sert
konuşmasından belli mert
dediler
yarbay İzzet
ben yarbay İzzeti görmedim
ben bir gaziyi gördüm
dediler
yarbay İzzet
ben yarbay İzzeti görmedim
Çanakkale düştü aklıma
Mustafa Kemaiı hatırlarken
dediler
yarbay İzzet
ben yarbay İzzeti görmedim
bir ışık bir güneş gördüm
yürekleri ,yuvaları ısıtan bir güneş
bir an dedim kendi kendime
helal olsun Türk ana
nasıl da gazi bağışlamışsın vatana
hafif bir rüzgar esiyor dallar arsı
köy düğününün nağmeleri dağılıyor sanki
gece sessizliğine
ve on sordum
dağlara taşlara
çayır ovalara
dere çaylara
kerpiçten o eski ev duvarlarına
ezan seslerini unutabilirmisiniz ?
kıyamet kopsa
dağlar yerle bir olsa
dere çaylardan ateş aksa
ova çayırlara yayılsa
ezan sesleri unutulmaz
nöbette mehmetçik var
…
çoban çeşmesi şırıl, şırıl akıyor gece sessizliğine
ve bir an
nal sesleri duyuluyor gibi geliyor bana
sevgiyle yüklü
özgürlüğü taşıyan beyaz atlar
mutlaka gelecek yarınlara
…
bir odada
üç beş kişi yüzbaşı Ziya
yanında biri bakışları sert
yüzünden belli mert
dediler
yarbay İzzet
ben yarbay İzzeti görmedim
ben bir gaziyi gördüm
dediler
yarbay İzzet
ben yarbay İzzeti görmedim
Çanakkale düştü aklıma
Mustafa Kemalı hatırlarken
bir an dedim kendi kendime
helal olsun Türk ana
nasıl da gaziyi bağışlamışsın vatana
yıllar geçecek
bir varmış bir yokmuş masallarda gibi
anılacak
ezan sesleri unutulmuyacak ,nutulmuyacak
nöbete Mehmetçik var
Not: Bu şiir Kosova Prizren'de, Tabur Komutanlığı görevini yapan, Yarbay İzzet Çetingöz'e ithaf edilmiştir.
Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın
v.1.4.6 © -
|