Kosova’nın devletlik vasıfları açısından önemli olan Kosova Anayasası hususu, görüşmeler doğrultusunda neticelendi. Yeni Kosova Anayasası, Kosova’nın bundan sonraki devletlik seyrinde önem arz edecek. Bu bağlamda, bizi etkileyecek bir kurallar bütünü olması açısından şu yeni anayasamıza bakmamızda yarar var elbet. Ben bu yazımda özellikle, yeni anayasanın beşinci maddesinin ilgili bentlerine eğilmek niyetindeyim.
Beşinci madde şöyle:
1. Bent: Kosova Cumhuriyeti resmî dilleri Arnavutça ve Sırpçadır.
2. Bent: Türkçe, Boşnakça ve Romca, belediyeler seviyesinde resmî statüye sahiptir veya yasaya uygun şekilde herhangi bir seviyede resmî kullanımda olacaklardır.
Peki, şimdi ne olacak? Bu dil meselesinde Türkçenin olması gereken birinci bentte değil de ikinci bentte muğlak bir ifadede yer bulması ne anlama geliyor? Kesin ve bağlayıcı yargılara varmak için henüz erken. Ancak, muhtemel tehlikeler ve gidiş görünürde.
Açıkçası ben, çok şey yazdım dil konusunda. Çok da yazmak istiyorum. Fakat aynı zamanda da yazmanın bazen yetersiz olduğunu hissediyorum. Çünkü ben, okunmak ve düşünülmek için kaleme sarılanlardanım. Bu bağlamda, yukarıdaki sonucun şekli, okumak ve özellikle de düşünmek eyleminin gelişmesine bağlı. Kosova’da yüzyıllardır resmî olarak var olan bir dil; Türkçe, son yıllarda hızlandırılan akımla resmiyetten düşürüldü. Şimdi bu sürecin değerlendirilmesine ihtiyaç var. Bu değerlendirme, Kosova’yı etkileyen dış etmenler babında düşünülmesi gerektiği için, uzun bir değerlendirme olacaktır.
Genel olarak Balkanlar’da, özeldeyse Kosova’da, Balkan Savaşları sonrasında şekillenen devlet yapıları Türkçe açısından pek de iç açıcı sonuçlar doğurmadı. “Türklerin idaresi”ni Balkanlar’dan uzaklaştırmak o günkü dünyanın saldırılarıyla bir şekilde elde edildi. Osmanlı Devleti’nin yönetimi kaldırıldı. Osmanlı’nın vilayetlerinin yerine Balkan devletleri kurduruldu. Bundan sonra ne başladı? Osmanlı yönetimi artık yoktu ama Balkanlar’da hâlâ Osmanlı’nın izleri dipdiriydi. Onun sonrasında Türklerin uzaklaştırılması başladı. Türkleri ve Türk gibi olanları da buradan atmak lazımdı. Balkan Savaşları ile hız kazanan bu süreç onlarca yıl devam etti ve dalgalar hâlinde, Türklerin büyük bir kısmı Balkanlar’ın dışına kaçırıldılar. Öz vatanlarından koparıldılar. Artık Balkanlar’da Türkler parça parça kalmışlardı. Yeni devletlerin bazı bölgelerinde kalmışlardı. Tabii bu yeni Balkan devletlerinde artık Türkçenin resmiyetinden söz etmek pek mümkün değildi. Ancak, resmiyet de bir yere kadardı! Hemen sonra fark ettiler ki bu dil bütün saldırılara rağmen hâlen yanı başlarındaydı. Halk içinde Türkçenin sesi duyuluyordu. İşin ilginci, Türkçe sadece Türklerin dili değilmiş. Meğer bu dili, kendisine Türk demeyenler de kullanırmış her ne hikmetse! Bunu da anladılar. İşte bunun fark edilmesiyle yeni haince çalışmaların da düğmesine basıldı. Türkçe konuşturulmayacaktı. Ama zorla, ama hileyle, ama alternatiflerle… Maazallah bu dil eski bir imparatorluğun birleştirici diliydi. Bu dil büyük bir kültürü taşıyordu. Oysa Balkanlar’da artık farklı bir kültür filizlenmeliydi. Balkanlar “Batı”ya kazandırılmalıydı.
Bu güzel Balkan topraklarında, Türkçenin sesini kesmek için onu öz dili gibi kullanıp da kendisine Türk demeyenlere Türk düşmanlığı aşılandı. Türklerin ve dolayısıyla Türkçenin onlardan “ayrı” bir şey olduğu dayatıldı. Halklar birbirinden soğutuldu. Kendisine bütün zulümlere rağmen hâlen Türk diyenlere ise aşağılama ve tecrit politikalarının çeşitli boyutları uygulandı. Farklı dönemlerde farklı yoğunluklarda gelişen politikalarla Türkçe bugününe yorgun bir savaşçı edasıyla geldi.
Balkan Savaşları’nın Osmanlı açısından doğurduğu felaket açıcı sonuçlarla beraber gelişen bu politika çeşitleri, Yugoslavya devletinin bir zamanlar, Kosova’da Türkçenin resmiyetini kabul etmesiyle kısmî olarak ortadan kalkmış gibi görünse de bu durum, çok büyük sağlamlıkta değildi. Artık Balkanlar’ımızda Türkçe perişan bir hâle gelmişti. Yüz binlerce Türk artık Balkanlar’da değildi. Türk olmayanlar ise artık eskisi kadar sık bir şekilde Türkçeyi kullanmıyorlardı. Üstelik bu felaket kısa sürelerde gerçekleşmişti ve çok şiddetli bir şekilde olmuştu. Ancak, bu büyük ve köklü dil o kadar doğal bir şekilde gönüllerde ve dillerdeydi ki, yakın geçmişe kadar, bugüne kadar Kosova’da Türkçeyi anlaşma dili olarak kullanan kişilere rastlandı. Üstelik bu kişilerin azımsanmayacak kadar büyük bir kısmı artık kendisine Türk demiyordu veya hiçbir zaman Türklüğe mensup olmamıştı.
Bugün… Bugün artık… Artık Türkçeyi savunmak sadece Türklere kaldı çoklukla. O Türklerse nerede kaldı! Bugün yerimizde oturup gelişmeleri anlama çabası içinde oluyoruz. Ha bir şeyleri anlamak için çaba sarf etmeyenler de var. Onlara Allah’tan şifa dileyeceğiz tabii. Biz, gidişi görmek ve anlamak isteyenlere bakıyoruz. Üstelik Türkçeye dair bu son gelişme zincirini takip edenler sadece Kosovalılar değil. Kosova ile hiç bağlantısı olmamış Türkiye Türkleri de öğrenebildikleri ölçüde, konuya çeşitli mecralarda katılmaya çalışıyorlar. Bu da sevindirici. Çünkü biz artık şunu bilmeliyiz ki. Günümüz iletişim şartları ve kültürel şartların birleştirici etkisiyle Türkiye’deki bir kişi, Kosova’daki veya Makedonya’daki olumlu/olumsuz gelişmelere karşı tepkisiz kalamaz. Mesela bu son olaya bakalım. Kosova Cumhuriyeti bütün hukuksal yapılarıyla vücut buluyor ve anayasasında deniyor ki bu ülkenin resmi dilleri Arnavut dili ve Sırp dilidir. Bunların yanında Türkçe de olsaydı bunun getirilerini düşünün. Türkiye’nin bir yerinden kendi Türkiye Türkçesi bilgisi ile yola çıkıp gelen bir Türkiye Türkü, Kosova’da tabelalarda, resmi kayıtlarda, orada burada mecburen olması gereken Türkçe sayesinde kolayca hareket edebilecekti. Yani dostlar, Kosova’daki Türkçenin resmiyeti sadece Kosova Türkleri için değildir. Aynı şekilde, Kosovalı bir Arnavut’un da ekonomik ve sosyal sebeplerde olsun, Türkiye’ye gitme ihtimali yüksek. Türk malları ve firmaları artan bir ivmeyle zaten Kosova’da. Yani, hiç Türkçe bilmeyen bir Arnavut’a da Türkçe lazım olabilecek. Bunları çok iyi anlatmak lazım. Biz çok açıkça biliyoruz ki, Kosova’da Türkçenin resmiyetten düşürülmesi hadisesinde tek suçlu birkaç Arnavut yönetici değil, bu işin çok ciddi bir dış boyutu var. Birileri Türkçe ve Türklere fena hâlde takmış. E ne diyelim…
Neler oldu! Arkadaş, Kosova’da Türkçe konuşan insanlar burada hep var idiler! Kosova’da doğmak ve toprağında güzelce yaşamak isteği çok mu anormal? Birileri neden gerçeklerden söz etmiyor? Kosova’da Türkçenin nasıl bir gerçeklik olduğunu bilmeyen bir yönetici var mı Kosova’da? Arnavut kardeşlerimiz… Evet, benim bir sürü Arnavut kardeşim vardır. Onlar hep var olacaktır ama ya ötekiler? Türk-Arnavut kardeşliğinden söz eden bazı asalaklar… Ben şimdilik bunlara değil, kendimize dönmek gereklidir, diyorum.
Kosova’mızda 1999’la başlayan yeni süreçte Türkçenin resmiyeti kaldırıldı. Bu “yenilik” aslında birçok şeyin de göstergesiydi. Bunu birçoğumuz anladık belki ama sadece birkaçımız yeterince tepkide bulunduk sanırım. NATO müdahalesinin sonrasında geçici bir yönetim şekli var diye bazıları bekledi. Değişiklikler olacaktı. Peki, Kosova Cumhuriyeti meydana çıktıktan ve anayasası onaylandıktan sonra ne olacak? Şunu hemen belirteyim, hiçbir zaman geç değildir. Yeter ki hatalardan döndürecek sağlam planlar, politikalar ortaya koyulsun. Herkes düşünecek, herkes düşünmek zorunda kalacak. Resmiyette olmayan bir dilin konuşurları olarak, yarın öbür gün Kosova’nın herhangi bir yerinde bulunurken, insanlar neler yaşayacak? Hâlâ aramızda “ne oldu be” tarzında bakanlar veya soranlar varsa hemen uyandıralım. Bu konu yıllara hükmedecek kadar önemlidir. Yarın Türkçe eğitim de gitgide zayıflama eğilimi gösterince, başka şeyler de anlaşılacaktır.
Biz önce Kosova’daki toplumsal örgütlenme ve bilinçlenmemize bakalım. Sonra Türkiye Cumhuriyeti’mizin (muhtemel) hatalarına ve yanlış yaklaşımlarına bakalım. Bunun gibi, Kosova Türklüğüne ve genel olarak da Kosova’nın huzurlu yaşayışına gölgeler düşürecek olayları tamamen ortadan kaldırmanın yollarını bulmak lazım. Unutulmamalıdır ki, Kosova’nın Türkçesi hiçbir zaman ama hiçbir zaman, Kosova için bir aykırılaşma unsuru, bölücülük unsuru olmamıştır. Bir kültür dili hususiyetindeki Türkçe, bu tarz sıkıntıları hak etmiyor. Bunları yaptıktan sonra Kosova’daki toplumların kardeşliğinden bahsetmek için sebepler ararız. Buluruz da…
Bu arada… Değinmeden geçmemeli. Birkaç arkadaşım ve takip edebildiğim bazı okurlar anayasada Arnavutçanın yer almasını anlamışlar ama Sırpçanın bulunmasına anlam verememişler. İşte, beşinci maddenin bu bendi bile siyasetin neler doğurabileceğini gösterir nitelikte. Kosova’dan kovulan, savaşılan bir milletin dili nasıl olur da Kosova Anayasasında olur? Olur arkadaş. Her şeye rağmen Sırp siyaseti çetindir. E sanırım Batılı ağabeylerimizin bazıları da, Kosova’da Türkçeyi resmi görmektense Sırpçayı görmeyi yeğlerler. Tabii, Kosova’da hâlen Sırp var, yaş ortalaması yüksek ve oranları düşük olsa da var. Ancak, kıstasın bu olmadığı muhakkak. Çünkü, Kosova’daki Sırplar her tarafta değiller ki… Sırpçayı da belediye seviyesinde resmi dil olarak atasaydınız ya… Atamazlar çünkü belediye seviyesinde resmi dil olma durumunun çok muğlaklık arz ettiği malum. İlgili belediyede söz konusu olabilecek bir yönetim değişikliğiyle, dil durumları değişebilir.
Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın
v.1.4.6 © -
|