”Elinizi vicdanınıza koyup söyleyin: " 23 Nisan " denince aklınıza ilk gelen nedir? " Çocuk Bayramı " mı, yoksa " Ulusal Egemenlik Bayramı " mı? Elbette 'Çocuk Bayramı'! Önce o hatırlanıyor, ardından 'Ulusal Egemenlik' geliyor...” diyor Emre Aköz 23 Nisan Bayramına adadığı yazılarından birinde.
Elbette 'Çocuk Bayramı'! Önce o hatırlanıyor, ardından 'Ulusal Egemenlik' geliyor.
Öyle olması da gayet normal... Çünkü insanlar, çocukken " yaşayarak öğrendiklerini " kolay kolay unutmaz.
Hatta beynimiz de böyle çalışır: Yaşlılar, sabah ne yediğini unutabilir ama ilkokul anılarını dün gibi hatırlar.
İş hafızayla bitmiyor elbette. İçerik açısından da çocuk bayramının, ulusal egemenlikten önce gelmesi gayet normal... Diyor Sabah gazetesinin “paralı nöbetçisi” patronların siparişi yazısında EMRE AKÖZ diye biri. Atatürk henüz sağ ve sıhhatli. Ama çocuk bayramı yok ortada. (Resmileşmesi 1981'de oldu.)diyerek bu vatanı kurtarmış olan birini sevmeyen art niyetle Atatürk’le uğraşan sorgulayan biri Emre Aköz. Hileci ve vicdansızın birisin sen Emre Aköz.
Emre Aköz’ün kafasında çok büyük bir boşluk var. Osmanlı coğrafyasını ve tarihini hiç yerleştirmemiş kafasına. “Tercümeci 'Rumeli' aydınlarının topluma vereceği bir şey kalmadı. Epeydir patinaj çekiyorlar. Onların yerini, çok daha fazla okuyan, hem Batıyı, hem Doğuyu bilen 'Anadolu' aydınları almakta...” diyor başka bir yazısında.
Ata’ya sevgi ve saygı anlamını taşıyan bu günde bu çıkışla Emre Aköz Türkiye içerisinde İnsanlarımızı acımasızca boğazlar ötesiler ve berililer olarak bölmektedir. Kendisi renkli gördüğü insanlarımızı Anadolu’da ve boğaz ötesinde de yaşamalarına karşın birbirlerini karşı karşıya getirmektedir. Bu yazı keşke başka bir yerel gazetede yayınlansa da önemsemesek diyorum. Çünkü esası yok yararlı bir mesajı yok sadece bölücülüğü var bu yazının.
"SOROSCU EMRE AKÖZ’Ü YAN YANA GETİRMEK BİLİM DIŞIDIR" diyor tepki veren arkadaşlarımız. Haklı oldukları apaçıktır. Çağdaş gazetecilikte haberlerde veya yorumlarda aranan en önemli nitelik yazının görevinin “tarafsız” veya “bağımsız” yansımasıdır. Haberlerin hammaddesi olan olay ki bu yazılarda yok, tarafsız bir haber vermeden propagandaya kadar değişen şekillerde olabilir. Modern gazetecilikte haberin ya da yorumun doğru, dengeli, inandırıcı, açık özelikle tarafsız ve objektif olması bir ihtiyaçtır. Yazının objektifliği ve tarafsızlığı; olayın herhangi bir sapmaya uğramadan okuyucuya duyurulmasıdır. Bu altı ve üstü boş yazılarda ülkemiz için en tehlikeli bölücülük yatmaktadır. Demokrasi, demokrasi diyerek “Kırmak, öldürmek, yakmak, insanlara ve topluluklara zarar vermek” demokrasi değildir. Bu sokaklardaki uyuşturucu ve esrar kullananlara polisin veya mahallelinin müdahale etmemesi anlamına gelir. Hukukun üstünlüğüne saygısızlıktır. Yazar olaya “pembe” veya “kara” gözlüklerden bakmaksızın, tarafsız ve namuslu gözlemlerini aktarmaya çaba harcamalıdır. Aynı konuyu işleyen gazetecilerin gazetelerinde çıkan yazıların ayrı ayrı olması doğaldır. Ama gerçek şudur ki bazen güdümlü olan yazılar basın mesleğinin saygınlığını yok edeceği ve ettiği için bununla uğraşmak şarttır. Bu örnekte SABAH gazetesi kendi fikri yapısına haberi yorumu bile alet edemez. İstediği yazıyı yazarlarına yazdırır ama toplumun fertleri arasında biyolojik ayrımcılık yani ırkçılık yapamaz ve yaşadığı gök kubbenin altında insanlara canlılara zarar getirmeye yönlenemez.
Ben Elveda Rumelim diyorum. Merhaba ana ülkem. Korku varlığını her yerde duyurur. Sanıyorum, her sokak başını kesmişti vahşiler. Bu vahşiler burada da karşımıza çıkarmış. Karanlık var olunca aydınlık mutlak gelecek.
Ve insanın boyu postu ve kuvveti zamanına göredir. Seni ölümüne seviyorum ana ülkem Türkiyem.
Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın
v.1.4.6 © -
|