Mustafa Bey kapıyı açtı, odaya girdi. Hava serin idi. Soba güzel güzel ısıtıyordu etrafı. Sobaya yöneldi ve kapağını açtı. Sobanın içine baktı. Alevin azaldığını görünce, sobanın kenarındaki kutudan aldığı iki odun parçasını sobanın içine attı. Odun ve tahta parçalarının güzelce ve usulca yandığından emin olunca kapağı kapadı. Koltuğuna doğru yöneldi. Koltuğa oturmadan önce, gözüne eski kızının çerçevedeki resmi ilişti. Kapaklarında yazanlara bakıp tebessüm ederek koltuğuna oturdu.
Bulunduğu oda, sokağa bakıyordu. Hafiften aralanmış perdeden dışarı bakıyordu ama kafasının dalgınlığı yüzünden, dışarıyı görmüyordu. Bir süre sonra, koltuğun çaprazında duran sarılı, mavili bir nesne gözüne ilişti. Bu nesne, Kosova Cumhuriyeti’nin bayrağıydı. Bayrağa bakarken ağzından bir “inşallah” sözü çıkıverdi. “İşler yola girsin artık” dedi ve elini ceketinin cebine götürdü. Dörde katlanmış bir büyükçe kâğıdı cebinden çıkardı. Kâğıdı açtı. Elindeki kâğıt, bir doğum belgesiydi. “Baba adı Zübeyde; ana adı Mustafa” diye sesli bir şekilde okudu.
Mustafa Bey, uzun bir süre önce karışan, karıştırılan resmi belgelerin düzeltilmesinden memnundu. Özellikle, NATO müdahalesi yıllarından hemen sonraki dönem başlarında, resmi belgeler konusunda sıkıntılar yaşamıştı. Mustafa Bey için kimliği, soyu çok önemliydi. O dönemde kızının kimlik kartını çıkartmak için resmi kurumlara başvurmuş ve kısa bir süre sonra kimlik kartını almıştı. Ancak, alınan bu yeni belgenin soyadı bölümünde bir yanlışlık vardı; öyle olmalıydı. Yeni alınan belgede, yüzyıllık lakaplarının, soyadlarının son harfine bir “u” harfinin eklendiğini hayretle görmüştü. Mustafa Bey bu olayı bir basım hatası olarak görüp “bir ara düzeltiriz” demişti. O bir ara da her ne hikmetse, bir türlü gelmemişti. Günlük gaileler yüzünden, nüfus müdürlüğüne gidip belgeyi düzeltme fırsatını uzun bir süre bulamamıştı. Ancak, bu olay bir basım hatası değil, zihin hatasıydı.
Olayın üstünden iki ay kadar geçmişti. Bir gün Mustafa Bey, iş yerinden erken çıkıp nüfus müdürlüğüne gitmişti. Devlet dairesindeki yoğunluk ve henüz oturmayan bürokratik sistem yüzünden bir zaman bekledikten sonra, nüfus müdürlüğünde bir memurla görüşme şansını elde etmişti. Memura yanlışlığı anlattı ve düzeltilmesini talep etti. Nüfus dairesindeki memur, evraka baktı ve arşive gitti. Bir süre sonra geldi ve bir “yanlışlık” olmadığını söyledi. Mustafa Bey, o an epeyce şaşırmıştı. “Hanımefendi, ben bu kadar sene yanlış lakapla mı yaşadım? Bizim soyadımızda bu “u” harfi yoktur” diye sitemli bir ses tonuyla konuştu. Dedesinin mesleği geldi aklına. Sonra garip bir gülüşle, “Bakın, benim dedem demirciydi, onun bu lakabı da bize soyadı oldu, durum çok açık” dedi ve ekledi: “Demirciu ne demek bre”.
Nüfus memurunun yüzü asılmıştı; Mustafa Bey’e önündeki resmi belgeyi gösterdi. Orada, soyadı olarak bu Demirciu sözü yazıyordu. O gün Mustafa Bey biraz daha konuşmuş fakat sonuç alamayacağını anlayınca, konuşmaktan vazgeçmiş ve daireden çıkmıştı.
Nüfus müdürlüğüne başvurduğu bu ikinci seferden sonra aradan yine bir zaman geçti. Bu arada kızı üniversiteye başlamıştı. Üniversite kayıtlarına soyadı olarak bu yeni garip şekil geçmişti. Şimdi durum daha da işin içinden çıkılmaz bir vaziyette idi. Mustafa Bey, bu sorunun ciddiyetini fark edip o aralar epey bir nüfus dairesine gitmişti. Bütün aile bireylerinin kayıtlarını kontrol ettirdi. Kızı dışındaki fertlerin soyadları normal şekildeydi. Merak edip akrabalarının bir kısmının nasıl kaydedildiğine baktırdığında ise, bir kez daha şaşırmıştı. Artık, bu olayın basım hatası olma durumu kalmamıştı. Ortada büyük bir yanlış vardı. Kardeşinin aile kayıtlarında onların soyadları da Demirciu şeklindeydi. Durumu kardeşine bildirmek için derhâl telefona sarılmış ve kardeşini aramıştı. Uzun zamandır görüşmedikleri için hâl hatır sorduktan sonra bu garip ve sakıncalı durumu söylemişti. Sözünün ardından kardeşinin bu konuya normal yaklaştığını ve konudan rahatsız olmadığını öğrendiğinde aklına ilk olarak dedesi gelmişti. Bu telefon görüşmesinin üstünden geçen epey bir zaman boyunca kardeşiyle konuştu, ona durumu anlattı. Bir zaman sonra sözlü tartışmalar başladı ve kardeşiyle ettikleri bir kavganın ardından, iki kardeş birbirine küstü.
Şimdi Mustafa Bey, sobanın ısıttığı odada tek başına otururken başından geçenleri düşündü. Gözü hâlâ bayraktaydı ama aklında binbir fikir vardı. Kardeşiyle konuşmayalı bir sene olmuştu. Hâlen küs idiler. Kızı, üniversitede çok başarılıydı. Bir sürü tebrik belgesi almıştı. Belgelerin hepsinde Yeşim Demirciu yazıyordu. O “u” harfi, üniversite hayatının bu zamanına kadar Yeşim’le beraber idi. Ve bugün… Bugün artık o “u”dan kurtulmuştu. Kurtulmasına kurtulmuştu ama bu kez de Mustafa Bey, okul belgelerindeki şekillerle uğraşmak durumundaydı.
Mustafa Bey, kafasını pencere tarafına çevirdi; dışarı baktı. Elindeki kâğıtla beraber ayağa kalkıp dolaba yürüdü. Dolabı açtı ve kâğıdı çekmeceye koydu. 1 dakika sonra oda kapısı açıldı ve kızı içeri girdi. “Ooo kimler gelmiş, hoş geldin “u”lu kız” dedi ve kızıyla beraber gülüştüler.
Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın
v.1.4.6 © -
|