Bazı sözler söylenir, bazıları da sır olarak kalır. Hayata dair sözleri vardır herkesin; olmalıdır da. Doğuşumuz daha dün gibi... Okul dönemimiz, ilk aşklarımız, amaçlarımız... Dünya hep değişir, evet ama sanki bu dönemde daha hızlıca değişti. Hayat, durağanlığı sevmez, sürekli gelişir bilirim ama değişimin böylesine de ne demeli?
İyice büyüdüğümü fark ettiğim veya büyüdüğümün söylendiği anlarda durup bir vakit düşünürüm. Bir vakit durup bir vakti düşünürüm. Eskiler beni hep çekmiştir. Çünkü köküm ve var oluş esasım oradadır, o yüzden var olmuşumdur. Hayat sürecimde geçmiş, benim için gitgide daha büyük bir kıymet arz etmeye başladı. Bugünü gördükçe geçmişi daha iyi yorumlama ve anlama ihtiyacı duyuyorum. Benim gibi düşünen başkalarının da varlığını görüyor, hissediyorum.
Bu toprağın evladıyım. İyi ve kötü birçok şeyim bu topraklardandır. Yüzüm, kaşım, gözüm şöyle dursun. Sözüm, aşım, özüm buralardandır. Buralar ki hüznün toprağı, güzelliğin yurdu, zamanın eleği...
Ne güzel bir aile kavramı vardır Kosova’da, Makedonya’da bu kültürün yaşadığı o geniş coğrafyada. Nasıl günlermiş o günler. Geniş aileler, bir sürü insan... Saygı ve hoşgörüyle örülmüş kocaman yuvalar. Benim zamanım ve durumum bu tarz hayatları uzun süre yaşamamı sağlamadı pek. Daha ziyadesiyle uzaktan gördüm bu ocakları. Uzaktan gördüm derken, geçmişin uzaklığından bahsediyorum. Geçen günler öyle güzel ve uzak ki... Acaba onlar yaşanmadı mı demekten kendimi alamıyorum. Biliyorum, “nerede o eski bayramlar” gibi sözler saçmadır bazen çünkü öyle bayramların olmamasının sebebi biraz da benim; biziz. Eğer bir şeyin kalmamasından, azalmasından şikâyet ediyorsak, bilin ki o durumun azalmasında bizim de payımız vardır. Kimimiz onu korumamışızdır, kimimiz susup yok olmasına göz yummuşuzdur, kimimiz de yok etmişizdir. Ama ben yine de eski aile geleneklerini özlemekten kendimi alamıyorum. Çünkü aile benim kültürümün temellerindeydi. Kültürümü taşıyan, onu koruyan unsurlarından biriydi. Aile dediğimiz şey de insan ilişkileriydi. Ve bugün... Dünü unutan bugün...
İnsan ilişkilerinin, selamın, saygının azaldığı andan beri fenalıklar bizi daha çok etkiler oldu. Önce eski evlerimiz gitti, sonra eskilerimiz, derken geçmişimiz sanki geçmemiş gibi uzak düştü bizden. Belki de sözlerim benim yaşıtlarıma veya benden küçüklere ninni kıvamında geliyordur. Doğaldır çünkü yaşadığımız zaman bizi bugüne hapsetti.
Beni yanlış anlamasın kimse. Hiçbir şey bitmiş değil. Ailelerimiz de duruyor, geleneklerimiz de... Ben sadece geçmişten geleceğe uzanan yolda yürürken kaybettiklerimizi ve zayıflattıklarımızı hatırlıyorum. Geçmiş her zaman iyi ve güzel de olmayabilir. O bakıma diyeceğim yok. Ben, geçmişin dolabından çıkarılabilecek güzel ve değerli şeylerden söz açıyorum. Belki de kaybeden benim, sizde hasar yoktur. O zaman ne mutlu size! Ama milletimiz ve kültürümüz açısından baktığımızda benle beraber sizden de gidenler olmuştur. Geçmişten getirdiğiniz geleneklerinize, âdetlerinize sıkı sıkıya sarılın. Bilin ki yaşadığınız yerlerin de, kültürünüzün de, hayat tarzınızın da sigortaları o güzel geçmiş olabilir. Ancak, ben serzenişe devam edeceğim zira yaşayış beni buna itiyor.
Aynalar Yolumu Kesti
Aynalar, bakmayın yüzüme dik dik;
İşte yakalandık, kelepçelendik!
Çıktınız umulmaz anda karşıma,
Başımın tokmağı indi başıma.
Suratımda her suç bir ayrı imza,
Benmişim kendime en büyük ceza!
Ey dipsiz berraklık, ulvî mahkeme!
Acı, hapsettiğin sefil gölgeme!
Nur topu günlerin kanına girdim.
Kutsî emaneti yedim, bitirdim.
Doğmaz güneşlere bağlandı vâde;
Dişlerinde, köpek nefsin, irade.
Günah, günah, hasat yerinde demet;
Merhamet, suçumdan aşkın merhamet!
Olur mu, dünyaya indirsem kepenk:
Gözyaşı döksem, Nuh Tufanına denk?
Çıkamam, aynalar, aynalar zindan.
Bakamam, aynada, aynada vicdan;
Beni beklemeyin, o bir hevesti;
Gelemem, aynalar yolumu kesti.
Necip Fazıl Kısakürek
İnsanlarımızın bir kısmı ötekine küsmüş. Yaşam, dünün borçlarıyla dolu. İnsanlar, eski günler anılıp sorunlar ortaya dökülmesin diye buluşmaz olmuş. Ve biz... Prizren’de, Üsküp’te, Priştine’de, İzmir’de, Ohri’de, Kars’ta insanî duygularımızı köreltip yaşıyoruz. Bağlar, bahçeler kavga sebebi... İşte, insan geçmişe dalınca bazen bu gibi şeyleri çıkarıyor. Çıkarınca da düşünceler yakasını bırakmıyor. Çünkü fark etsek de etmesek de biz bir toplumun fertleriyiz ve birimizdeki sıkıntı diğerine de yansıyabiliyor. Zaten, ailelerimizde, insanî ilişkilerimizdeki sıkıntılarımız bugünkü siyaset dünyasındaki kopuşları ve belaları da getirmedi mi? Makedonya’da bilmem kaç ayrı Türk partisi; Kosova’da partimizde sıkıntılar... İşte, bu yüzdendir ki eski geleneklerimizin o güzel yüzlerini ve özlerini bırakmamalıyız. Eskiyle yaşamaktan bahsetmediğimi zaten her akıl sahibi anlamıştır. Sene olmuş 2008, teknoloji almış başını gitmiş. Kimseye plazma televizyon kullanmamasını söylemiyorum, hava yastıklı otomobiller de fena ve yararsız sayılmaz...
Yaşanılan her şeye rağmen, elde kalanların kıymetini bilmek lazım. Güzelliklerimiz ve yaşanacak güzel günlerimiz de olur biz istersek. Biz de “geçmiş” olacağız. Bizden sonra gelenlere bırakacak çok meziyetimiz vardır.
Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın
v.1.4.6 © -
|