|
Kar demedik, kış demedik, sınırları aşıp da geldik,
Söz kutsiyetinin hikmetiyle birlikte yağan karın bereketini de Kosova Ovasından getirdik...
Yunus’un selamıyla güneşin ülkesine ‘Merhaba kardeşler bizler geldik’ dedik.
Yılların özlemini gidermeye, edebiyatımızın yeşerdiği bahçede dilimizin güzelliğiyle pervane gibi yanıp tutuşarak Türkçe’nin vuslatına erdik.
Gelirken Priştine’den “Sultan Murat Hüdavendigar”ın selamını, Prizren Kalesinden nöbetteki Türklüğün sancağını getirdik;
Karlı Şar dağlarının ardından yüreğimizdeki sıcak sevgilerle edebiyatımızın ateşini tekrar el birliğiyle alevlendirdik.
Üsküp semalarında Türkçem yankılandı yine;
Karlar yağdı, nurlar yağdı, Türkçe yağdı dize dize...
Gökyüzünden bir bir süzüldüler, Mesihi, Nuhi, Levi, Bahari, Suzi, Şemi, Zati, Tecelli, Ummi Sinan, Sucudi, Aşık Çelebi, Mehmet Tahir, Fakiri, Sırri, Aşık Ferki ve Hacı Ömer Lütfi... Derken Üsküplü Nami, Niyazi, Şeyda, Ata, Zari, La’li, Riyazi, Haki, Katip Veysi Efendi, Kadi Baba, Valihi, İshak Çelebi, Usuli, İsmail Hakkı, Şeyh Sadeddin, İzzet Basri Efendi...
Aziz ruhlarıyla birlikte şimali hatıraları tecelli etti söz meclisinin baş köşesinde, selamlaştılar o gün...
Yahya Kemal yetişti Üsküp’üne, hemşerileriyle söz meclisinde buluştu o gün... Abdül Fetah Rauf, Necati Zekeriya, Lütfü Seyfullah, Enver Tuzcu, Şükrü Ramo, Mustafa Karahasan, Hüseyin Süleyman, Sabit Yusuf, İsmail Zekeriya, Mahmut Kıratlı, Alaattin Tahir, Süreyya Yusuf, Naim Şaban, Burhan Sait, Hasan Mercan,...
Coşku naraları koptu Vardar Ovasında, muştuladılar yeniden birlikteliğimizi; kelamın deryasında dirliğimize, dayanışmamıza hep birlikte kucaklaştılar o gün...
Hafta sonu Üsküp’e Türkçe yağdı dostlar... Bu tarihi buluşmada Türkçe şiirimizin Balkan diyarındaki edebiyatının etle tırnağı, Makedonya ve Kosova Türk Edebiyatı, son kanlı savaşların çizdiği sınırlara rağmen yıllar sonra tekrar birbirine kavuştular. Edebiyat yine ne sınır, nede hava muhalefeti tanımadı...
Etle tırnak ayrı olur mu dostlar?!
Mecnunlar gibi Leyla’nın (Leyla Şerif Emin’in) Üsküp selamına 23 Kasım 2008, Cumartesi günü saat 12:00’de vardık.
Kosova’dan söz üstatları Enver Baki, Zeynel Beksaç, Agim Rifat Yeşeren, Mehmet Bütüç, Rezzan Zborça, Özcan Micalar, Taner Güçlütürk, Gülay Krasniç, tiyatro sanatçısı Yunus Şimşek ve bu tarihi anı ebedileştiren fotoğrafçı dostumuz Nafiz Lokviça ile birlikte teşrif ettik.
“...Çok sürse ayrılık, aradan geçse çok sene...” diyen Beyatlı’yla birlikte özlem duyduğumuz Üsküp şehrine Kaleden seslenerek ‘Aramıza sınırları koysalar, bizleri bölmeye çalışsalar da biz sendeyiz gene’ dedik. Türk çarşısının ortasından geçerek “KÖPRÜ” Derneğinde bu hasrete son noktayı koyduk.
Makedonya’dan Fahri Kaya, İlhami Emin, Avni Angüllü, Nüsret Dişo Ülkü, Rıfat Emin, Nehat Selman, Leyla Şerif Emin, Hüsrev Emin, Yusuf Edip, Emel Selmanova, Yaser Halim, Yusuf Emin ve tiyatro sanatçısı Naciye Kiç’le Türkçe Türkçe kucaklaştık. Özlemler giderildi tek tek... Şiirler dile geldi bir bir... Sözler aldı götürdü, sözler aldı gönül diyarından güzelliklerini, sırlarını saçtı yer yüzüne...
Bu buluşmaya haberini alarak Selanik’ten tirenle yetişen İstanbullu dost şair Osman Bozkurt, Üsküplü edebiyat ve şiir severler; çok sayıda dinleyiciler, yılların eskitemediği sımsıkı dostlar, genç kalemler, öğrenciler, gazeteciler, yılların özlemini gidermeye gelen herkes vardı. Köprü Derneğinin salonu tıklım tıklım, gönüller sıcak sıcaktı... Bu buluşmayı kaçıranlar ise çok şeyi kaçırdı.
Kırım Tatar Edebiyatının ad yapmış şairi Şakir Selim saygıyla anıldı, şiirleri okundu... Ardından da Kosova ile Makedonya’nın Türk yazar ve şairleri şiirlerini ahenk ahenk seslendirdiler. Hatıralarını ve dertlerini özlem gidererek paylaştılar, sıcak çaylar yudumlanırken hediyeleştiler... Bu unutulmaz anları fotoğraflarla kareleştirerek ebedileştirdiler.
Bu defa Makedonyalı Türk Şairlerinin katılımıyla gelecek ay Prizren’de gerçekleştirilmesi planlaştırılan diğer buluşmada ise, geçenlerde ebediyete intikal eden Türk Şiirinin Üstadı Fazıl Hüsnü Dağlarca’yı anmak ve “DOĞRU YOL” Türk Kültür Sanat Derneği ‘Nazım Hikmet’ Edebiyat Kolunun 40. yıldönümünü hep birlikte kutlamak üzere vedalaştılar.
Bizler kapıları açıp da geldik, köprülerden geçip de geldik, siz de kardeş kardeşe sarılarak gelin Üsküplü, Makedonyalı dostlar, soydaşlar! Şiir tadında bu defa Prizren’de-Şadırvan’da Türkçe’nin gök kubbesi altında buluşalım.
‘Siz hep gelin biz hep gelelim, yeniden, eskiden olduğu gibi. Balkanlar Türk Edebiyatının yanında olmaya, şiir ile dertlerimizi paylaşmaya, gönüllerimizi birbirine bağlamaya, el ele vererek sessiz kalan yüreklerimize su serpmeye gelin dostlar gelin, isteyen gelsin, dileyen gelsin, uzakta kalmış olan bedenlerin yürekleri gelsin, darılanlar gelsin, barışanlar gelsin, gelmeyene şiir eziyet etsin, gelemeden edemesin. Şiirleri bir ahenkte birleştirmek adına şairlerimiz söz vermiş ‘sınırlar olsa da biz ayrılmayacağız...’ diyorsun ya Leyla;
Biz de, “Gelin dostlar gelin! diyoruz; Birliğe, dirliğe gelin! Şiire gelin, bizler sevdamızı koyduk mısralara, kara, soğuğa, fırtınaya rağmen siz de gelin. Kelamla gönülleri terbiye etmeye, yoldan çıkanları hizaya getirmeye, gönüllere su serpip ıslah etmeye gelin. Üsküp taş köprüsü mihrabına kavuşur da, Kosova, Makedonya Türkçesine kavuşmaz mı? Kavuşur dostlar kavuşur! Vebali satanların olsun... Türkçemiz, elimizden de almaya çalışanlara yar edilemez, çünkü şiirimiz Türkçemiz kadar kutsaldır. Günahı edebiyatımızı terkedilmişliğe itenlerin, küçümseyenlerin, bu halde bırakanların olsun. Bizler kardelenler gibi baş diktik kış soğuğuna, değil miydik kendimizi küllerimizden yaradan yaz alevinde? Yaratacağız, Türkçenin, edebiyatın yeni nesillerini yetiştireceğiz hep birlikte Leyla. Yaşadık, yaşayacağız, yaşatacaklar... Saracağız yaralarımızı birbirimizin yeniden. Köprüler kavuşturacak bizi, ezanlar birliğimize şahadet edecek; Atatürk gibi bir evladı yetiştiren bu topraklarda Ata gibi cefakar bir ömür çekmek, yokluklar içerisinden güneşleri doğurmak haktır, vazifedir bize... Dergimiz olmasa da bizler yine yazacağız size. Sesinizi elinizden almaya çalışsalar da gazetemizle yine imdadınıza yetişeceğiz. Ve nihayetinde ya yeniden doğacağız hep birlikte veya bir sabah nostaljisi de bizden kalacak yadigar. Ancak bitmedi mücadele dostlar bitmedi. Yüzümüzde ya tebessüm olmalı yada açan asil bir gül... Aralık soğuğunda gelin ki bahara yetişsin bereketiniz. Soframızda zengin Türkçemiz, biraz tuz, biraz da ekmeğimiz var. Gelin dostlar gelin! Gün dayanışma, mücadelemizi pekiştirme günüdür... Dile gelin, söze gelin, şiire gelin; Türkçemi sahiplenmeye, yaşatmaya siz de gelin, biz de gelelim..”
Prizren, 23-24 Kasım 2008, 03:11
Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın
v.1.4.6 © -
|