|
İstanbul, yedi tepeli, dünyanın en güzel en büyük şehirlerinden biri, taşı toprağı altın eşsiz şehir, şehirlerin incisi, dünyanın (bir)incisi, adına güzelliğine şiirler yazılan, şarkılar bestelenen şehir. Şairin; “Bu şehr-i İstanbul ki hayali cihan değer” dediği İstanbul. Yahya Kemal Beyatlı’nın; “Sade bir semtini sevmek bile, bir ömre bedel” dediği İstanbul. Her ne kadar son yıllarda aşırı büyük nüfusu ile, aşırı yoğun trafiği ile, hızlı koşuşturmaları ve pahalı bir şehir olma özelliğiyle, bu saydığım güzelliklere ironik bir şekilde tebessüm ettiriyor olsa da, “Nerede o eski İstanbul” dedirtse bile, batının Altın Boynuz (Golden Horn) ismini verdiği Haliç’iyle, inci gibi Boğaziçi’siyle (Bosphorus), aynı zamanda da binlerce yıllık tarihini içinde barındırmasıyla milyonlarca turisti mıknatıs gibi kendine çeken İstanbul.
İstanbul isminin kaynağı konusunda muhtelif söylenceler vardır. Bunlardan biri de “ein ten polin” söz dizisidir. “Şehre gidiyorum” anlamında olan sözcük, zaman içinde değişime uğramış, günümüzde İstanbul şeklini almıştır. Asitane ve İslambol olarak ta söylendiği bilinir.
İstanbul, Karadeniz ile Akdeniz arasında İstanbul Boğazı geçişi ile ve Avrupa ile Asya arasındaki geçiş yolu üzerinde bulunması sebebiyle coğrafi kavşak noktasında bulunur. Bu starejik özelliğinden dolayı tarihte sürekli birçok saldırılara ve kuşatmalara maruz kalmıştır. Bu kuşatmalara karşı koyabilmek için 2. ve 4. yy.’larda güçlü surlarla çevrilmiştir. Bugüne kadar 28 defa kuşatılmasına rağmen, üç tarafının denizle ve surlarla çevrili olması, güçlü ve yüksek kara surlarıyla ve bu surların önlerinde geniş su hendekleri bulunması sebebiyle bu kuşatmaların yirmialtısına başarıyla karşı koymuştur. İlk defa 1204-1261 yılları arasında kısa bir süre Latin işgalinde kalmıştır. Son olarak Fatih Sultan Mehmet’in 53 günlük kuşatma ve savaşları neticesinde 29 Mayıs 1453 yılında surlar aşılmış ve mağlup edilmiştir. İstanbul bundan sonra Osmanlı Devleti’nin başkentlik payesiyle taçlandırılmıştır. Tarih, 28 defa kuşatılmasına rağmen alınamayan İstanbul’un , Fatih Sultan Mehmet’in fethiyle Fatih’e, çağ kapatıp çağ açan padişah ünvanını bahşetmiştir. O’nun fethiyle ortaçağ kapanıp yeniçağ başlamıştır.
MÖ. 7. yy’da Kalkedonlar, bugünkü Kadıköy tarafına gelip yerleşirler (Kadıköy’ün ismi de buradan geliyor). Bundan 15 yıl sonra da Megaralı komutan Bizas ve/veya Vizas, maiyetiyle birlikte bugünkü Sarayburnu çevresine gelir. Burasını beğenerek buraya yerleşir, şehrin ismi de bundan sonra Bizantion olarak bilinir . Bizas, daha önce gelip te karşı kıyıya yerleşenlere bakarak; -“bu güzel yer dururken, karşı kıyıya yerleşmek için insanın kör olması gerekir” diyerek karşı kıyıya Kalkedon (körler ülkesi) ismini vermiş.
Roma İmparatorluğu’nun genişlemesi neticesinde İstanbul, bu devletin hakimiyetine girer. 330 yılında İmparator Büyük Konstantin, başkenti Roma’dan İstanbul’a taşır, Roma’nın 395 yılında ikiye bölünmesiyle de, İstanbul Doğu Roma’nın başkenti olur. İstanbul bundan böyle önce Doğu Roma’nın, daha sonra da Bizans İmparatorluğu’nun başkenti olmuştur. Bu kimliğini Kostantinopolis (Kostantin’in Şehri) adıyla bin küsür sene (1204-1261 arası kısa bir süre hariç) boyunca koruyacaktır.
Sürekli gelişen şehri saldırılara karşı korumak için, şehrin çevresi II. ve IV. yy.’larda surlarla çevrilmiş, bu surlar zaman içinde sürekli eklemelerle güçlendirilmiştir. Dış saldırılara karşı açık olan ve iç içe üç sıra halinde inşa edilen kara surlarının bu özelliğiyle yetinilmemiş, ayrıca surların dış tarafında da 15-20 metre genişliğinde, surlar boyunca 5-6 km uzunluğunda, içi su dolu hendeklerle takviye yapılmıştır. Bin yıldan fazla bir zaman saldırılara göğüs germiş olan surların tüm bu aşılmazlığı, 53 günlük kuşatma sonunda 29 mayıs 1453 yılında pes etmiş ve kapılarını Türk ordularına açmak zorunda kalmıştır. O güne kadar Osmanlı Devleti’nin başkenti, serhat ilimiz Edirne idi. Fetihten sonra İstanbul, yaklaşık olarak 470 yıl Osmanlı Devleti’ne başkenlik yapmıştır. Birinci Dünya Savaşı bittikten sonra, 16 mart 1920 yılında düşmanlar tarafından 2,5 yıl süreyle işgal edilen İstanbul, zaferle sonuçlanan Kurtuluş Savaşı nihayetinde, Mustafa Kemal Atatürk tarafından 6 ekim 1922 tarihinde tekrar kurtarılmıştır. Günümüzde İstanbul, güzellikleriyle, kültürüyle, sanatıyla, gelişmiş ekonomisiyle, tarihi anıtsal dokusuyla, hızlı akan yaşamıyla, kimi zamanlar çıldırtıcı derecedeki trafiğiyle, başdöndürücü değişimi ve gelişimiyle yine de insanların hayalindeki yerini koruyor. Bu vesileyle 29 mayıs 1453 İstanbul’un fethinin yıldönümünde, fethin 556. yılını, nice nice 500 senelere ulaşması temennilerimle kutluyorum.
Sevgiyle kalın
Macit Şekerci
Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın
v.1.4.6 © -
|