Geçtiğimiz hafta Balkanlar’daki Türk meslektaşlarımızla Kosova’nın başkenti Priştine’de buluştuk.
İlkini 2006 yılında dönemin Edirne Valisi Nusret Miroğlu’nun öncülüğünde Edirne’de gerçekleştirdiğimiz “buluşma”nın ikincisi bir o kadar güzel oldu.
Üsküp, Priştine, Prizren, Rodoplar, Şar Dağları, Vardar Ovası…
**
Priştine’deki buluşmamızda “Balkanlar’daki Türk gazetecilerin Avrupa Birliği’ne Entegrasyonu” konusunu ele aldık.
Ertesi gün Prizren’de bir sonuç bildirisiyle bu anlamlı buluşmayı kamuoyu ile paylaştık.
Bildiride alt alta sıraladığımız maddelerin hepsi şüphesiz birbirinden önemli.
Ama, içlerinden biri toplantıdaki tüm katılımcılar tarafından “çok özel” değerlendirildi…
Çünkü, Kosova’da artık Türkçe yayımlanan tek bir gazete kalmamış!
Yılların Tan Gazetesi ve diğerlerinin de kapanmasıyla Kosovalı Türkler kendi dillerindeki bir gazetenin hasretini çekiyor.
Nedeni ise apaçık ortada:
Para!
**
Makedonya - Kosova yolculuğumuzda araçtaki “teybin dili”nden Rumeli türküleri hiç eksik olmadı.
Vardar Ovası’na göründüğünde meşhur türkü bir başka yankılandı:
“Kazanamadık rakı parası.”
Ancak, ne var ki; bölgedeki Türk gazetecilerin bir çoğu için bu türkünün sözleri giderek anlam yitirmiş.
Rakı gitmiş yerine ekmek parası gelmiş!
**
Kosova – Makedonya harika bir yer.
Bölgede bir takım şeylerin neden paylaşılamadığını henüz bozulmayan doğası adeta ortaya koyuyor.
Şar Dağları’nda şarıl şarıl sular, zirvesindeki bembeyaz karlar, al benizli kızlar..
Öyle ya, Vardar ovası…
Sonra gel Ergene Ovası!
**
Yok, daha gelmeden Kapıkule…
TOBB tarafından modernize edilen Kapıkule Sınır Kapısı’nın resmi açılışı hafta sonu Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından yapıldı.
Bir taraftan sınırların kalktığı AB’ye girme çabaları sürürken, diğer taraftan Bulgaristan sınırında Avrupa’nın en büyüğü, dev bir gümrük kapısı inşaatı…
İki proje birbiriyle ne kadar da uyuşuyor!
**
Sınırda milyonlarca lira toprağa gömülürken, sınırın hemen ötesinde ise binlerce insan Türkçe gazete için yanıp tutuşuyor!
**
Kosova’ya bundan tam 10 yıl önce gittim.
Savaştan kaçarak Türkiye’ye sığınan mülteciler barışın sağlanmasıyla ülkelerine dönerken aralarında Sabah Gazetesi’nden Murat Savaş kardeşimle Milliyet Gazetesi adına ben de yer aldım.
Başkent Priştine’nin tek güvenli yeri Grand Otel’de NATO görevlileri yüzünden yer bulamamamız nedeniyle Kosovalı bir Türk’ün evinde tam 4 gün misafir kaldık.
Bu kez Güneydoğu Avrupa Gazeteciler Derneği’nin Başkanı olarak Priştine’de bulunurken, Grand Otel’de düzenlenen toplantının açış konuşmamda Kosova anılarımı şu sözlerle katılımcılara aktardım:
“Bundan 10 yıl önce savaştan kaçarak Türkiye’ye sığınan ve Kırklareli’ndeki kampta barındırılan 11 otobüs dolusu mülteci ile birlikte Kosova’ya geldim.
Gece yarısı Priştine’de otobüsten inerken barut kokuları yerini artık ıhlamur kokularına bırakmıştı.
Biraz önce şehri gezerken ıhlamur kokularını yine doyasıya soludum.
Kosova’dan ıhlamur kokularının hiçbir zaman eksik olmamasını diliyorum.”
**
Aslında, ıhlamur kokuları tüm dünyadan eksik olmasın…
**
Mutlu haftalar…
Bu gezide bende vardım. Üstadımın yazdığı gibi yaşanması gerek. Birlikteliğin en güzel örneğini orada bulunan gazeteciler olarak gösterdik. Teşekkürler Bülent Ayan. Teşekkürler İbrahim Aslan ve tüm meslektaşlarıma. Saygılar...
Gazetecilerin Balkanlardaki buluşmasında ben de vardım.Kosova ve Makedonya'ya ilk defa gittim.İnsanları pırıl pırıl.Acılar biraz geride kalmış.İleriye umut ve güvenle bakıyorlar. Ama bazı şeylere imrendim.Tertemiz bir doğa.Kilometrelerce gidiyorsun akan dereler tertemiz.Bir de Ergene Nehri'ni ve Keşan Deresi'ni düşünüyorumda..Biz heryeri kanalizasyon yaptık..
Yorum yaz
Lütfen yorumunuzun yazının konusu ile alakalı olmasına dikkat edin.
Kişisel hakaret içeren yorumlar silinecektir.
Reklam amaçlı yorumlar silinecektir.
'Gönder' düğmesine basmadan önce yeni bir güvenlik kodu üretmek için tarayıcınızın *Yenile* düğmesine basın.
Yukarıdaki durum yanlış güvenlik kodu girildiği durumlarda geçerlidir.